Elinin emeği ve alınlarının teri ile yaşamlarını sürdüren ve emeklerinin karşılığını almayan, ezilen ve sömürülen işçi kardeşlerimiz!

İslam dininin esaslarına göre sizlerin emeği kutsaldır ve o emeği hak edenlerin karşılığını vermiyenler büyük günah işlemekteler. İslam aleminin hemen her yerinde işçiler İslam’ın onlara verdiği haklardan faydalanamıyor. 

İslam dinindeki hak ve hukuklarını ise para babaları, kan emici patronlara yalakalık yapan, İslam elbisesi giymiş sahtekar ve düzenbazların ağızlarından dinlemekteler.

İslama inanan müminlerin işçi haklarına sahip çıkması gerekiyor. Malesef birçok konuda olduğu gibi, işçi hakları konularında da İslam dininin esasları ve Müslüman olduklarını iddia edenlerin yaklaşımları arasında derin bir farklılık bulunuyor.

Hükümetler, para babaları, yöneticiler İslam’ı çarpıtarak, işçi-işveren ilişkilerini değil, Allah-kul ilişkisini ifade eden yaklaşımlar göstermekte. Diğer anlamıyla köle ve sahip biçiminde davranmaktalar. Asıl sorun da bu tür İslam dışı yaklaşımların İslam’a ait gibi gösterilmesinden kaynaklanıyor.

Formülleri şu: Yöneticiler ve patronlar İlah, işçiler ise kul… Bu, kibir ve enaniyet üzerine kurulmuş İslam dışı bir düzenidir. Ne onlar İlah, ne de çalışan emekçiler onların kulu…

Açık ki bu ilişki esası üzerine İslam aleminde kurulan sistem, imanın esaslarına, Kuran’a ve Peygamber (sav)’in yaşamına terstir, ahlaksızlıktır, Allah’a şirk koşmaktır.  

Hükümetler, patronlar ve onların yalakaları, şeklen dini cemaatler, dini kavram ve argümanları dillerinden hiç düşürmeyerek, emekçileri haklarını aramamaları konusunda uyutuyor. 

Oysa İslami argümanları kullananlar, sürekli bir şekilde Hz. Peygamberin hasır minderde yatıp kalktığını söyler ancak kendileri milyonluk villalarda yatıp kalkar, israfta sınır tanımazlar. Yaptıkları bu israf, işçinin çalınan emeği, sigortası ve iş güvenliğidir. Bunlar da sadece cüzdan var, vicdan yok. Manevi değerleri ellerindeki meta değeridir. Bununla da daha çok hacca gider, gösteri namazlarına katılırlar. Bu ibadetlerden umdukları da daha çok “kul edinme”dir.


İslam’da emek ve hak 

Bunların aşırılıkları karşısında Kuran şöyle diyor:

“İyilikte ve fenalıktan sakınmada yardımlaşın. Günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın” (maide 2)

“Size Rab’binizden açık delil gelmiştir ki; artık ölçüyü-tartıyı tam yapın! İnsanların haklarını eksik vermeyin” (Araf-85)

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şeyi yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Karşılığı tastamam verilecektir. (Necm 39-40-41)

“Çalıştırdığınız kimsenin ücretini henüz teri kurumadan veriniz” Hadis. (Heysemi mecmauz zevaid 4/ 97)

“Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha temiz bir kazanç elde edemez.” (İbni mace ticaret 1)

İslam’da çalışmak ibadet, çalışan ise muteber kişidir.

“Çocuklarının rızkını sağlamak veya anne babasının ihtiyacını karşılamak için evinden çıkan bir insan evine dönünceye kadar Allah yolundadır. Kimseye muhtaç olmamak, anne babasını, çoluk-çocuğunu başkalarına muhtaç ettirmemek için çalışmaya giden insanın her adımında sevap müjdelenmiştir”

Bir hadisi kutside Allah söyle buyurmaktadir:

“Üç kimse kıyamet gününde beni karşısında bulacaktır. Benim adımı kullanarak haksızlık eden, hür bir insanı satıp parasını yiyen, bir işçiyi çalıştırıp parasını vermeyen” (Hadisi kutsi buhari icare 12-15)

Allah’ın Resulü bir gün Muaz’a “Ellerin niye nasırlaşmış?” Muaz, Ey Allah’ın Resulü, elimde kazma toprakla meşgulüm ve bu sayede çocuklarımın rızkını kazanıyorum” diye cevap verir. Hz. Peygamber bütün işçilerin alnından öpercesine Muaz’ı alnından öptü ve ve “Bu eli cehennem yakmaz” dedi.


Hak aramak, zulme karşı çıkmak kutsaldır 

Yukarıda zikretmeye çalıştığımız ayet ve hadislerden açıkça anlaşılacağı üzere İslam dini emeğe ve emeğin sahiplerine özel bir önem atfetmektedir. Peygamber Efendimizin vefatından sonra emek geri plana itilmiş, emekçi hakları cahiliye dönemindeki gibi geriye götürülmüştür.

Bu çevreler, kapitalist sistem paralelinde gelişen işçi ve emekçi organizasyonları “hak arayan” kuruluşlar değil, “küffar sistemler” olarak değerlendirilmiş, emekçilerin din bazında tepkilerinin oluşmasına neden olmuşlardır. Ve böylece zulüm ve baskı düzenlerinin oluşmasına destek olmuşlardır.

Bu zulme, bu sınırsız sömürüye karşı çıkmanın neresi küfür? Tam tersine bu haksızlık, bu haksız düzene karşı çıkmamak İslam karşıtı bir tutum olarak görülmelidir.

“Allah rızık verirken kiminizi bir diğerinden üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar himayeleri altında çalışanların rızkını vermezler. Oysa rızkta (temel ihtiyaçların karşılanmasında) hepsi eşittir. Bunlar Allah’ın nimetlerini bile bile inkar mı ediyorlar?” (Nahl-71)

İslam’ın ilk dönemlerinde bizzat Allah’ın Resulü tarafından işçi-emekçi hakkının korunması için bugünkü işçi sendikası ve işçi mahkemeleri vazifesini gören “Hisbe” adı verilen bir kurum oluşturulmuştur.

Hisbe kurumu, kötülük ve haksızlıklara müdahale etmek, emekçinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak, üretilen malların aracı olmadan ucuz olarak halkın eline ulaşmasını sağlamak, esnaf ve ticaret erbabını kontrol etmek, işçi ve işveren arasındaki sorunları çözmek amacıyla kurulmuştu.

Hisbe kurumu birçok olay hakkında emsal kararlar vermiştir. Yerin çok altında veya yerden çok yüksekte işçi çalıştırdığı halde güvenlik tedbirlerini almayan işverenler kazaya sebebiyet verdiklerinde sorumlu tutulmuşlardır. Kaza sonucunda ölüm meydana gelmişse işverenin kusur derecesine göre (kasten veya tedbirsizlik) kısas veya tazminat öngörülmüştür.

Hz. Ömer bizzat bu kurumun içinde yer almış, görev yürütmüştür. Hz. Ömer bir uygulamasında daha da ileriye giderek fazla yük yüklenen devenin hakkını bile korumuştur. Mesela devesine fazla yük yükleyen bir deve sahibini para cezasına çarptırmıştır. (İbnul uhuvve muhammed bin ahmet el kurasi 5. 279/ 1329)

İslam dini namazdan hemen sonra çalışmayı emretmiştir. İşte ölen veya öldürülen kişi ibadette ölmüş biri olarak değerlendirilmiştir. Buna karşılık iş ve işçi güvenliğini almayanlara da dini ve içtimai sorumluluklar yüklemiştir.

“Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir” (Nisa 92)

İşçilerin haklarının yenmesini ve iş kazalarında ölümleri kader olarak anlatmaya çalışanlar, bu hak aramayı dinsizlik olarak tarif etmeye çalışanlar, kanımca İslamı tanımamışlardır ya da patronların banka hesaplarından bedava ve fazlasıyla yemlenmektedirler. Bu yaklaşım da İslamın içini boşaltmak ve Allahın ayetlerini bireysel çıkarları için satmaktan başka bir şey değildir. 

İşçiler çalıştıkları ortamda can verecek, hakkını alamayacak, ama patron yanına dindar ve Hoca görüntüsü veren insanları alarak, emekçilerin hakkını İslam adına gasp edecek, sen de ey müslüman buna alet olacaksın. Bu emekçilere yapılan zulmü de Allah’a yüklercesine “kader” olarak tanımlayacaksın! İslam dininin böyle bir kader anlayışı yoktur. Bu tamamen İslam’a, İslam dinine iftiradır.

“İşte azıp (kibir) dünya hayatını tercih edenin varacağı yer cehennemdir” (Naziat 37-38-39)

İslam işçinin, emekçinin, mazlumun ve mustadafın yanındadır. İslam asla ezenin, haram para kazananın, Allahın ayetlerini çarpıtarak satanların yanında değildir.

1 Mayıs İşçi Bayramı bütün emekçilere ve onların yanında saf tutarak haklarını elde etmeye çalışanlara kutlu olsun.

Emeğin sömürülmediği zulmün olmadığı bir dünyada yaşamak dileği ile.

* Civaka Îslamiya Kurdistan Genel Başkanı