1 Mayıs tüm insanlık için önemli bir gündür. Ancak Türkiye için önemi başka ülkelerle kıyaslandığında daha fazladır. Dünyada farklı halkların kutladığı günler vardır. Ancak bu günler her halk için farklı yoğunlukta anlamlar taşımaktadır. Örneğin Newroz Ortadoğu'da ve Orta Asya’da birçok halk tarafından kutlanmaktadır. Ancak Kürtler daha yoğun ve daha coşkulu kutlamaktadırlar. Newroz, Kürtler için özgürlük, direniş, ulusal birlik, demokrasi gibi çok anlam yüklü bir gündür. Diğer halkların kutladığı anlama kendi değerlerini ve anlamlarını da yüklemiş, Newroz kendileri için kutsal bir ulusal bayram haline gelmiştir. Tüm dünya da Newroz’un Kürtler için çok fazla anlam yüklü olduğunu ve farklı kutlandığını görmektedir. 1 Mayıs da tüm Türkiye halkları açısından benzer bir değer ve anlam taşımaktadır. Her günün farklı halklar tarafından farklı anlamlarla yüklü olması, o günün o halklar açısından arkasındaki tarihle ilgilidir. Tarih içinde o günde yaşananlar o güne yeni anlamlar ve değerler yüklemektedir. Dolayısıyla 1 Mayıs’ın hangi halklarda nasıl kutlandığını anlamak için tarih içinde 1 Mayıs günlerinde o halkların neler yaşadığına bakmak gerekir. Bu açıdan Türkiye’de 1 Mayıs tarihinde neler yaşandığını görürsek neden 1 Mayıs’ın Türkiye halkları için daha farklı ve güçlü anlamlara sahip olduğunu da anlarız.

1 Mayıs 1970’li yıllarda Türkiye'de coşkuyla kutlanmıştır. 1976’da Taksim Meydanında büyük kalabalıklarla kutlanmıştır. 1977 yılı sol güçlerin Türkiye'de önemli güç kazandığı bir yıldır. 1 Mayıs da emekçilerin dayanışma ve mücadele günüdür. 1977 yılında Türkiye'nin her tarafından emekçiler, devrimciler İstanbul’a akmış, 500-600 bin kişi İstanbul’un dört bir yanından Taksim’e yürümüştür. 1 Mayıs’ın coşkulu ve kitlesel kutlanacağı önceden belli olduğundan Türk gladyosu bir katliam komplosu planlamış ve 1 Mayıs’ta pratiğe koymuştur. Böylece emekçilerin ve devrimcilerin mücadelesi darbelenip, provoke edilip zayıflatılmak istenmiştir. Yüz binlerin toplandığı Taksim meydanında alan silahlarla taranış, yaşanan büyük panik sonucu çoğunluğu ezilme olarak 34 demokrat devrimci katledilmiştir. 

Devrimciler bu katliamı unutmamış, her yıl bu şehit düşen devrimci demokratların anısına 1 Mayıslar güçlü biçimde kutlanmaya çalışılmıştır. 1 Mayıs 1977 ile birlikte 1 Mayıs Türkiye'de yeni bir anlam kazanmıştır. 1 Mayıslar faşizme karşı direnişin sembol günü haline gelmiştir. 1 Mayıslar artık egemenlerin korktuğu, emekçilerin ve devrimcilerin ise direniş duygularının yükseldiği gündür. Egemenler 1 Mayıslarda emekçilerin ve devrimcilerin direniş duygularının yükseldiğini görerek 1 Mayısları yasaklamışlardır. Ancak emekçiler ve devrimciler bu yasakları hiçbir zaman dinlememiş, tüm baskı ve saldırılara rağmen 1 Mayısları kutlamışlardır. Nasıl ki Kürt halkı Newrozları kutlamak için büyük bedeller ödemişse, Türkiyeli emekçiler ve devrimciler de 1 Mayıs’ı kutlamak için büyük bedeller ödemişlerdir. O kadar bedel ödemişler ki, sonunda egemen sınıflar 1 Mayıs’ı resmi tatil günü yapmışlardır. 1 Mayıs bayramını sarı sendikalar bile kutlayarak direnişçi özünden boşaltmaya çalışmışlardır. Ancak egemenler ne yaparlarsa yapsınlar 1 Mayıs’ın direnişçi karakterini, özgürlük ve sosyalizm bayramı olan karakterini ortadan kaldıramamışlardır. 


Demokrasi ve sosyalizm

1 Mayıs dünyada dini, etnik, mezhebi, sosyal konumu ne olursa olsun tüm emekçiler, demokratlar ve sosyalistler tarafından kutlanmıştır. Dünyada her topluluk tarafından kutlanan tek gündür. Zaten emek ve emekçilik tüm insanlığın karakteridir. Toplumsallık da insanın var olma koşuludur. Bu açıdan 1 Mayıs’ı emek ve toplumsallık, yani sosyalizm bayramı olarak değerlendirmek gerekir. Eşitlik, özgürlük, demokrasi olmadan toplumculuk; toplumsallık olmadan, eşitlik, özgürlük ve demokrasi olamaz. Aslında demokrasi ve sosyalizm birbirinden ayrı değerlendirilmeyecek kavramlar ve olgulardır. Çünkü toplumsallık olmadan demokrasi, demokrasi olmadan toplumsallık olmaz. Olur diyenler, demokrasi ve toplumsallığı kendine göre ele alanlardır. Toplumsallıktan yoksun demokrasi demokrasiden; demokrasiden yoksun toplumsallık toplumsallıktan kopmayı ifade etmektedir. Bireyci yaşayanlar demokrasiye ihtiyaç duymazlar. Demokrasinin olmadığı yerde toplumsallık olmaz. Bunları yaşamın kanunu olarak ele alırsak gerçek demokrasi ve toplumsallığın ne olduğunu da daha iyi anlarız. 

Sosyalizm toplumculuktur. Yani toplumsallığı hedefleyen bir ideoloji ve sosyal sistemdir. Sosyalizm tarih boyu vardır. toplumsallığı en iyi biçimde oturtmak isteyen her düşünce ve siyasal anlayış sosyalisttir. Zaten tarihteki tüm inançlar, dinler ve mezhepler toplumcudur. Bu açıdan dinleri toplumsallıktan, yani sosyalizmden ayrı düşünmek doğru değildir. Hatta tarihteki dervişler, bilgeler, dindarlar bugün kapitalizmin etkisini yaşayan sosyalistlerden daha fazla toplumcu, yani sosyalisttirler. Toplumcu düşünmeyen ve toplumsallığı düşünmeyen her düşünce, siyasi anlayış ve toplumsal sistem hastalıklıdır; arızi bir durumdur. Çünkü eskiden hiç kimse bireyciliği savunmaya cesaret edememiştir. Bireyciliği savunanlar kınanır ve aforoz edilirdi. 

Sosyalizmi son yüzyıllarda dillendirilmesinin nedeni, kapitalist modernist yaşamın ortaya çıkmasıdır. Bu da esas olarak sömürü ve bireyciliğe dayanmaktadır. Kapitalizm o düzeyde bir sömürü düzeni kurmuş ve toplumsallığa saldırmıştır ki, sistemli bir düşünce ve programı ortaya koymadan, bunun için mücadele etmeden toplumsallığı ayakta tutmak, toplumsallığı yaratmak ve yaşatmak mümkün değildir. İşte toplumculuğun ustaları, önderleri olan Marks ve Engels bu sorumluluk ve bilinçle tarih sahnesine çıkmışlardır. 


Toplumcu olunmadan kapitalizme karşı çıkılmaz

İlk toplumsal sorunlar baskı ve sömürüyle ortaya çıkmıştır. Bu açıdan sömürü de, baskı da toplumsallığa düşmandır.  Bu açıdan toplumsallığı yaşatmak için baskı ve sömürüye karşı çıkmak gerekir. Kapitalizmle birlikte baskı ve sömürü daha sistemli hala gelince, toplumsallığı dağıtmak temel hedef olunca, Marks ve Engels’in sistemli bir ideolojiye ihtiyaç duymaları zorunlu hale gelmiştir. Neden sosyalizm Marks ve Engels’le anılmaktadır denilirse, bunu kapitalizmin saldırılarının yoğunluğu ve buna karşı Marks ve Engels’in sistemli mücadele verme tutumlarıyla cevaplamak mümkündür. Eğer toplumsallık eski çağlarda bu düzeyde bir saldırıya uğramış olsaydı, bütün inançlar, peygamberler, dinler, mezhepler, bilgeler, dervişler, toplumcu önderler, yani sosyalistler olarak anılırlardı. Eğer bugün sosyalizm Marks ve Engels’le özdeşleşmişse, bunun nedeni, bu bilgelerin kapitalizm çağında ortaya çıkmış olmalarıdır. 

Eğer bu çerçeveden bakılırsa tarihte sosyalist, yani toplumcu olmayan inanç önderi, peygamber ve bilge yok gibidir. Kim ki bu toplumsallığı savunmazsa bu inançların, dinlerin, peygamberlerin, dervişlerin ve bilgelerin izleyicisi olamaz. Dolayısıyla hem kapitalist, hem de İslam ya da Hıristiyan olunamaz. Hele hele devlete, sömürüye ve baskıya bulaşmamış inançtan hiç olunamaz. Örneğin hem Alevi hem de bireyci ve kapitalist olamazsın. Bu olamaz. Kuşkusuz şimdi Hıristiyanlığı sömürü ve devlet dini, İslamiyet’i sömürü ve devlet dini haline getirmek gibi Aleviler içinde de Aleviliği sömürücü sisteme uydurma ve devlete bulaştırmaya çalışanlar bulunmaktadır. 

1 Mayıs aslında toplumsallık, toplumculuk, yani sosyalizm bayramıdır. Böyle anlamlandırılırsa 1 Mayıs’a gerçek değeri verilmiş olur. 1 Mayıs’ta alanlara çıkanlar, 1 Mayıs’ta verilen bedeller tamamen kapitalizme karşı toplumculuğun savunulmasını isteyenlerdir. Kaldı ki toplumcu olmadan ne kapitalizme karşı çıkılabilir, ne de emek savunulabilir. 


İşçi, sömürü ve kapitalizmin kavramıdır

Emek savunuculuğu yapmak, emeği en iyi koşullarda kapitalizme satmak olamaz. Bu yaklaşım eninde sonunda kapitalizmi savunanlarla aynı noktada buluşmak anlamına gelir. Emeğini satmak işçi olmak anlamına gelir. Dolayısıyla işçi olmak da sömürü ve kapitalizmin kavramıdır. Dolayısıyla esas olarak işçi olmaktan çıkmak önemlidir. İyi ücretli işçi olmak da kapitalizm içinde yaşamak ve kapitalizmi savunmaktır. Kapitalizme karşı mücadelede işçi olmaktan çıkma mücadelesi olmalıdır. Bu da toplumculuk mücadelesiyle toplumsallığa kavuşmakla olur. Demek ki toplumculuk, yani sosyalizm esas olarak işçi savunuculuğu değildir; işçiyi işçi olmaktan çıkarma mücadelesidir. İşçiye biraz daha ücret diyen klasik düşünce, ekonomik ve sosyal haklar mücadelesi kapitalizm içinde yaşam mücadelesidir. Zaten dünyada sendikalar bu hale gelmiştir. İşçiler daha iyi ücretler elde etme anlayışından çıkarılıp toplumun emekçisi haline gelme amacına kilitlenmeden gerçek emek savunucusu ve sosyalist olamazlar. “Sen işçisin işçi kal” sloganı kapitalist slogandır. 

Bugün bırakalım işçileri, tüm insanlar insanlıktan çıkmıştır. Kapitalizm toplum ve toplumsal değerler bırakmamaktadır. Dolayısıyla insan ve insani değerler bırakılmamaktadır. Tüm insani değerler toplumsaldır. Toplumsal olmayan insani değer yoktur. Birey ve bireysel değerler de ancak ve ancak toplumsallık içinde var olabilir ve anlam bulabilir. Bu açıdan 1 Mayıs’a insanlık bayramı demek de doğrudur. 

1 Mayıs’ı artık toplumsallığı dağıtıp insanlığı yok eden kapitalizm ve kapitalist moderniteye ve kapitalizme karşı toplumsallığı savunma ve insanlığı kurtarma günü olarak kutlamak gerekir. Kuşkusuz her halk ve ülke için dönemsel anlam ve hedefleri olabilir; ama dünya çapında toplumsallığı yaratma, yani insanlık günü olarak kutlamak daha da anlamlı ve isabetli olmaktadır. 


Halkların Birleşik Devrimci Hareketi ve 1 Mayıs

Bu 1 Mayıs Türkiye'de faşizme karşı demokrasi güçlerinin birlik, dayanışma ve mücadele günü olacaktır. Türkiye tarihinde askeri faşist darbeler olmuştur, sıkıyönetim dönemleri olmuştur, bunlara karşı mücadele olmuştur, mücadele cepheleri kurulmuştur. Ancak hiçbir sivil iktidar dönemi AKP kadar faşist karakterde olmamıştır. Askeri darbe yoktur, sıkıyönetim ve Olağanüstü Hal yoktur; ancak bunların olduğu dönemleri katbekat aşan bir faşist saldırı ve zulüm vardır. Hiçbir askeri cunta lideri sıkıyönetim ve Olağanüstü Hal döneminde “anayasa ve yasaları engel görmeyin, ne yapmak istiyorsanız onu yapın” dememiştir. Böyle diyen hiçbir hükümet yetkilisine rastlanmamıştır. Sadece eskiden MHP’liler “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” derdi. Şimdi Tayyip Erdoğan, Saray Gladyosu ve onların emrindeki faşist sürüleri boynuz kulağı geçer misali baskı ve cinayetlerde sınır tanımamaktadır. 

Son yıllardaki AKP hükümetleri, Türkiye tarihinin en faşist hükümetleri olarak anılacaktır. 1970’li yıllardaki milliyetçi cephe döneminde bile bu düzeyde bir faşist ittifak olmamıştır. Bu ittifak kendini demokrasi ve Kürt düşmanı ilan etmiştir. Bu ittifaka göre herkes düşmandır ve kafası ezilmelidir. Zaten Tayyip Erdoğan kitap da, kalem de, söz de silahtan daha tehlikelidir diyerek herkesi hedef göstermektedir. Çocuktan yaşlıya Kürtlere ne yapıldığını tüm dünya görmektedir. Sivil yerleşim yerlerini tankla, topla bombalayan bir iktidarın karakterinin ne olduğu açıktır. 

İşte Türkiye böyle bir faşizme karşı demokrasi mücadelesiyle karşı karşıyadır. Faşistler nasıl ittifak yapmışlarsa, tüm demokrasi güçleri ve devrimcilerin de ittifak yapması gerekir. 1 Mayıs da bu mücadele ittifakının sembol günü ve platformu olmalıdır. 1 Mayıs, AKP faşizmine karşı mücadelenin yükseltildiğinin ilan edileceği gün olmalıdır. Bu faşist iktidar geriletilmeden hiçbir özgürlük, demokrasi ve sosyalizm hedefine ulaşılamaz. Şu anda antifaşist tüm güçlerin bir demokrasi programı etrafında mücadele etme sorumlulukları vardır. 1 Mayıs, tüm antifaşist güçlerin bir araya geldiği, demokrasi mücadelesinin yükseltildiği gün olursa bu dönemin sorumluluğu yerine getirilmiş olur. 2016 1 Mayıs’ı AKP faşizmine karşı mücadele günü haline gelirse bu, Türkiye'deki demokrasi mücadelesinde bir dönüm noktası olur. Bu açıdan Türkiye ve Kürdistan'ın her yerinde 1 Mayıs alanlarını doldurmak önemlidir. 1 Mayıs şehitlerinin çağrısı da, tüm demokrasi şehitlerinin çağrısı da budur. Kürt’ün, Kürt halkının özgürlük mücadelesi şehitlerinin de çağrısı budur. Türkiye halklarının 1 Mayıs’ı mücadele günü haline getirmesi 2016 1 Mayıs’ında bir daha gösterilmelidir. 

2016 1 Mayıs’ına Türkiye devrimcileri Halkların Birleşik Devrimci Hareketi ile girmektedirler. Halkların Birleşik Devrimci Hareketi Türkiye'deki 1 Mayıs ruhu ile Kürdistan'daki Newroz ruhunu birleştirerek AKP faşizmini yenilgiye uğratacak bir mücadele kararlılığını ortaya koymuştur. Bir mücadele hareketi olan HBDH Türkiye tarihindeki devrimci geleneği yeniden etkili hale getirecektir. Türkiye'de var olan devrimci demokrasi birikimini harekete geçirerek AKP faşizminin ömrünü kısaltacaktır. Şu açıktır ki, Türkiye'de 1 Mayıs ruhu ile Newroz ruhu ayakta olduğu müddetçe faşist iktidarların ayakta kalma şansı yoktur. 1 Mayıs ruhu ile Newroz ruhunun birleşik hareketi faşizmi yenilgiye uğratıp demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan'ı mutlaka gerçekleştirecektir.