Bütün gözlemcilere göre Türkiye tarihinin en görkemli 1 Mayısı yaşandı. Haber kanalları İstanbul’da kitlenin 1 milyona ulaştığını duyurdu. İstanbul’dan Diyarbakır’a kadar milyonlarca insan 1 Mayıs mitinglerine katıldı. İşçi ve emekçiler adeta 1 Mayıs 1977’nin hesabını soran bir tutum içindeydi. Demokratik Türkiye kendini net bir biçimde ortaya koydu. Hem de tüm renkleriyle ve bütün görkemiyle!
Dünyada yaşananlar da Türkiye’dekinin bir benzeriydi. “Sosyalizm öldü” diye sevinenler, işçilerin ve emekçi halkların görkemli 1 Mayıs kutlamaları ile derinden sarsıldı. Parababalarının yüreğini yeniden sosyalizm korkusu sardı. Her renkten emekçi dünyanın dörtbir yanında 1 Mayıs alanlarını doldurdu. İnsanlığı yeni bir özgürlük ve eşitlik rüzgarı sarmaya başladı. Hem de iktidar ve devletten uzak olanıyla, adalete ve demokrasiye bağlı bulunanıyla! Bu nedenlerle 2012 yılının 1 Mayıs gerçeğini analiz etmek gerekiyor. Türkiye ve dünyada belki de en görkemli 1 Mayıs kutlaması denebilecek olayları doğru anlamak ve zengin derslerini yeterince çıkarmak büyük önem taşıyor.
1 Mayıs kutlamaları gösterdi ki, sol ve sosyalist harekette yeni bir kitleselleşme ve yükseliş başlamış bulunuyor. Son otuz yılın geriye gidişi artık sona ermiştir. Küresel finans kapitalizmin ezdiği, işsiz ve ekmeksiz bıraktığı insanlar yeni arayışlara yönelmiştir. Dolayısıyla özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik ve adalet arayışları giderek güçlenmektedir. Bunun esas itibariyle kitlelere dayalı ve demokratik çerçevede geliştiği gözlenmektedir. Bu temelde tüm dünyada özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelelerinin giderek yeni bir yükselişi yaşayacağı söylenebilir. Yani “Sosyalizm öldü” söylemlerinin artık sonuna gelinmiştir. 1 Mayıs kutlamalarından çıkartılabilecek birinci önemli sonuç budur.
İkinci sonuç ise, sosyalist harekette 1 Mayıs’ın taşıdığı anlam ve temsil ettiği birleştiriciliktir. Dikkat edilirse, sosyalist hareketten kaçışın en yoğun olduğu dönemde bile 1 Mayıs emekçi günü geniş katılımlı ve coşku içinde kutlanabilmiştir. Başta Sovyetler Birliği olmak üzere devletlere ait orduların ve füzelerin meydanlardan yok oluşuna rağmen, emekçilerin 1 Mayıs meydanlarına akışında bir azalma olmamıştır. Reel sosyalizm çözülür ve çökerken, 1 Mayıs sosyalizmi hep canlı ve ayakta kalmıştır.
Bir de bu gerçeğin çok iyi anlaşılması gerekmektedir. Son otuz yılda sosyalist harekette bir gerileme ve çöküş gerçekten de yaşanmıştır. Fakat bunun iktidar ve devlet sosyalizmi olduğu açıktır. Zaten sosyalizmin özgürlük, eşitlik ve adaletçi özü dikkate alınırsa, böyle bir yaşamın baskı ve sömürü demek olan iktidar ve devlet aygıtlarıyla yaratılamayacağı da netçe anlaşılır. Nitekim yirminci yüzyıl pratiği bunu açıkça göstermiştir. Bütün görkemine rağmen devlete dayalı sosyalizm arayışları çöküp giderken, toplumu ve mücadeleyi ifade eden 1 Mayıslar hep yaşamış ve güçlü kalmıştır.
2012 yılının 1 Mayıs kutlamaları bu gerçeği açıkça göstermiştir. Emekçilerin özgürlük ve eşitlik arayışlarının artık devletçi değil, toplumcu ve demokratik çerçevede olduğu açığa çıkmıştır. 1 Mayıs’ın açıkça gösterdiği yeni yükselişin demokratik sosyalizm çizgisinde olduğu, devletçi sosyalizm çöküp yok olurken demokratik sosyalizm mücadelesinin giderek kitleselleşmekte olduğu netçe görülmüştür.
Küresel düzeyde yaşanan mevcut sonuçlar Türkiye açısından da fazlasıyla geçerlidir. Birincisi, Türkiye tarihinin en geniş katılımlı ve görkemli 1 Mayısı yaşanmıştır. İkincisi, en büyük gösteri Taksim 1 Mayıs meydanında olmuştur. Bu meydanda kutlama yapmayı emekçiler mücadele ederek kazanmıştır. Üçüncüsü, her renkten özgürlük ve eşitlik arayışı 1 Mayıs kutlamalarında kendini ifade etmiştir. 1 Mayıs kutlamaları toplumsal demokrasinin birlik içinde yaşandığı zeminler olmuştur. İşçiler, memurlar, kadınlar, gençler, Kürtler, Aleviler, kısaca özgürlük ve eşitlik arayan herkes 1 Mayıs meydanlarına akmış ve taleplerini 1 Mayısın temsil ettiği sosyalizmde bulmaya çalışmıştır.
Bütün bunlar neyi göstermektedir? Birincisi, Türkiye toplumunun yeni bir arayış içine girdiğini. İkincisi, bu arayışın 1 Mayıs’ın temsil ettiği demokratik sosyalizmden yana olduğunu. Üçüncüsü, Türkiye’de çok güçlü bir sosyalist potansiyelin bulunduğunu. Dördüncüsü, işçi ve emekçilerle birlikte Kürtlerin ve kadınların uyanışının sosyalist harekete yeni bir renk ve doğrultu kattığını. Beşincisi, AKP iktidarının alternatifinin doğmaya başladığını ve bunun demokratik sosyalist hareket olduğunu.
Bu tür tespitler daha da çoğaltılabilir. Bu 1 Mayıs’ın Türkiye açısından yeni bir çıkış, bir yeni başlangıç olduğu açıktır. Sosyalistlere ve demokrasi isteyen herkese güçlü bir moral verdiği gibi, başarının doğru yolunu da göstermiştir. Bu 1 Mayıs’la birlikte AKP iktidarının alternatifi, yeni demokratik Türkiye açığa çıkmıştır. Bu anlamda 1 Mayıs kutlamalarında yaşanmış olan ayrışma da manidardır.
Altmış yıldır işçi ve emekçileri aldatmak ve düzenin kuyruğuna takmak gayreti içinde olan Türk-İş ve benzerlerinin maskesi tümden düşmüş ve artık demokrasi saflarının dışına atılmıştır. Bununla birlikte on yıldır “Demokrat” olduğunu söyleyerek halkı aldatan AKP’nin maskesi de bu 1 Mayıs’ta düşürülüp demokrasi dışına kovulmuştur. Hak-İş’in yaşadığı durum bunu göstermektedir. “Devrimci Müslümanlar”, “Antikapitalist Müslümanlar” gibi bazı grupların AKP zeminini terk ederek demokratik toplum içine katılmaları da bunu ifade etmektedir. Böylece demokratik toplum çerçevesi netçe çizilmiş olmaktadır.
Kuşkusuz bütün bunlar statik bir gerçeği ifade etmemektedir. Yani geçmişte sanıldığı ve söylendiği gibi kendiliğinden sosyalizme doğru gidilmemektedir. Sadece toplumdaki yeni arayış ve onun yönü ortaya çıkmıştır. Eğer sosyalist ve demokratik güçler tarafından bu gerçek görülür ve görevlere doğru sahip çıkılarak gereken çaba harcanırsa Türkiye demokratik toplum olmaya doğru gidebilir. Yoksa durarak ve seyrederek, dahası rehavete kapılıp sadece söyleyerek hiçbir sonuç elde edilemez. Demekki burada görev devrimci ve demokratlara düşüyor. Görkemli 1 Mayıs kutlamaları ve toplumun demokrasi istemleri devrimci ve demokratlara tarihi görev ve sorumluluklar yüklüyor. İşte bunun görülmesi ve görevlere tutarlıca sahip çıkılması gerekiyor.
Bu konuda sorumluluk herkesten çok Halkların Demokratik Kongresi (HDK) yapılanmasının omuzlarındadır. Çünkü bu gelişmelerde HDK yapılanmasının da önemli bir payı olmuştur. Topluma umut vermiş, yeni bir sistem için çağrı yapmıştır. İşte toplum da bu çağrıya yanıt vermektedir. 1 Mayıs kutlamaları bu yanıtı netçe ifade etmektedir. Görkemli 1 Mayıs çıkışı tam da HDK gerçeğine ve onun demokratik yapılanmasına denk düşmektedir.
O halde HDK bu gerçeğe sahip çıkmalı ve tarihi rolünü oynamalıdır. Bunun için de yaşananları doğru analiz ederek, planlı ve aktif bir çaba içine girmelidir. Görkemli 1 Mayıs’ın ete kemiğe bürünmesi bu çabalara bağlıdır. Eğer HDK bunu yapabilirse, yakın geleceğin en büyük gücü olacaktır. Fakat bu adımı atamazsa da herhalde tarihi şansını kaybedecektir. Herkes bu gerçeği iyi görmeli ve bilmelidir.
1 Mayıs’ın ardından