
Şunu belirtmek gerekir ki sol ve sosyalist olmadan bu dünya yaşanılır olmaz, yaşanılır kılınamaz. Sol ve sosyalizm olmadan yaşam canavarların eline teslim edilmiş bir gerçeklik olmaktan öteye gidemez. Bu açıdan sol ve sosyalizm dünyamızın temiz kalmış soluğudur. Sol ve sosyalizm, özgür gelecek umudunun ta kendisidir. Hatta özgür ve demokratik yaşamın bugünden yaratılmasının yaşam çevresidir, gücüdür. Nasıl ki eko çevre olmadan canlılar yaşayamazsa sol ve sosyalizm olmadan da ikinci doğa olan toplumun yaşaması söz konusu olamaz.
Sol ve sosyalizm esas olarak devlet dışı toplumun siyasi program ve yaşam projesidir. Devlet dışı kalmış tüm topluluklar, devlet ve iktidarda temsilini bulan zulme karşı direnen topluluklar ve düşünceler sol ve sosyalizmi temsil etmektedir. Bu açıdan devlet dışı kalmış tüm etnik ve dinsel topluluklar geçmişten bugüne solu ve sosyalizmi temsil etmişlerdir. Emeğiyle çalışanlar, özellikle kendi işinin emekçisi olanlar tabii ki sol ve sosyalizmin en temel öğeleridirler. Bu açıdan sol ve sosyalizmin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın devlet ve sömürü tanımamış yaşam biçimi sosyalizm olduğu gibi, devletçi uygarlık çağında devlet dışı kalmış toplumun etnik ve dinsel toplulukları da sol ve sosyalizmi kendi somutlarında sürdürenler olmuşlardır.
Zerdüştlük aslında kır toplumunun yaşamını düzenleyen solu ve sosyalizmi ifade eder. Eski çağlarda devlet, sınıflı toplum ve sömürü esas olarak şehirlerle sınırlıydı. Uzun bir dönem kır esas olarak iktidar, devlet, sınıflı toplum ve sömürüyü tanımamıştır. Devletin uzandığı bazı alanlarda kendine bağlı sömürü alanları kurduğu bilinmektedir. Örneğin Bizans ve Osmanlılardaki Tımar vb. sistemler. Ancak bunların dışında kalan kır toplumu kendi toprağının emekçisi durumundadır. Zamanla ağalık ve derebeylik gibi iktidar ve sömürü alanları ortaya çıkmış olsa da bunlar da uzun süre dünyanın büyük çoğunluğunda etkinliğini ve güçlerini gösterememiştir.
Peygamberlik geleneği esas olarak şehirlerdeki baskı, sınıflaşma ve sömürüye karşı vicdan, hak ve adaleti temsil etmiştir. Ağır baskı ve sömürü koşullarına karşı çıkan; baskı ve sömürüyü katlanır hale getiren çıkışlar olarak tarihteki yerlerini almışlardır. Kürt Halk Önderi bunları tarihin sosyal demokrat hareketleri olarak değerlendirmektedir. Bu yönüyle İbrahimi gelenek (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet) böyle bir toplumsal ve siyasal gerçekliği ifade etmektedir.
Devlet dışı toplum yüzyıllar boyu, hatta binlerce yıl özgürlük ruhunu korumuştur. Köleci ve köleliğin yeni biçimi olan sistemlere ve devletlere karşı devlet dışı toplum ve düşünce geleneği, yani sol ve sosyalizm geleneği sürekli direnmiştir. Bu direniş bugün hala var olan sosyalizmin zemini olan toplumsallığı ve toplumsal bilinci, bunun kültürünü ayakta tutmuştur. Aslında kapitalizme, kapitalist moderniteye kadar toplumsallık ve toplumsallık bilinci önemli düzeyde ağırlığını korumuştur. Kapitalizmle birlikte toplumsallığa ve toplumsallık bilincine tarihin en büyük saldırısı gündeme gelmiştir.
Sosyalizmin peygamberleri olarak da tanımlanan Marks ve Engels’in ortaya çıkışı, yine devletçi toplum ve sömürüye isyan olan Anarşizmin ortaya çıkışı, kapitalizmin toplum ve toplumsal düşünceye ağır saldırısı nedeniyledir. Bu ağır saldırı karşısında toplumsallık ve düşüncesini daha sistematik hale getirmeye çalışmışlardır. Ancak toplumsallığa saldırı olan devlet aracını doğru analiz edememeleri ve kapitalizmin ekonomi değil de ekonomi karşıtı bir sömürü düzeni olduğunu tam görememeleri sistemi anlamaya ve çözmeye yetmemiştir. 19. ve 20. yüzyılda sosyalist önderlerin toplumsallık ve toplumsallık bilincini canlandırma ve kapitalizme alternatif olma çabaları son yüzyıllarda bir direniş geleneği ve zemini yaratmıştır.
Türkiye’de sol ve sosyalizm düşüncesi erkenden gündeme gelmiştir. Kapitalizmin ilk nüvelerinin görülmesiyle birlikte bu coğrafyanın gerçeğinde var olan toplumsallık ve toplumsallık bilinci harekete geçmiştir. Mustafa Suphilerden bugüne Türkiye’de sol ve sosyalizm için az mücadele verilmedi; az bedeller ödenmedi. Gerçekten de Türkiye’de sol güçler büyük bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi verdi. Mahirler, Denizler ve İbrahimlerin bu topraklarda yarattığı bir gelenek olmuştur. Kürt Özgürlük Hareketi de bu geleneğe bağlı bir damardır. Tarihsel olarak insanlığın tüm toplumsal Özgürlük Mücadelesini temsil etmeye çalıştığı gibi, Türkiyeli sosyalistlerin, radikal demokratların özlemlerini de gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Kürt Halk Önderi hem tarihi toplumsal mücadelenin bilinci ve temsilcisi olduğu gibi, Kürt’ü, Türk’ü, Çerkez’iyle tüm Türkiye demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelesi verenlerin bilinci ve temsilcisi durumundadır. İmralı’da başlattığı demokratik çözüm ve demokratikleşme hamlesi de bu bilinç ve sorumlulukla yapılmaktadır.
Kürt Halk Önderinin yaptığı demokratik çözüm hamlesinin hem tarihsel hem de güncel temeli çok güçlüdür. Kürt Halk Önderi geçmişteki tüm mücadelelere dayanarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü sağlamaya çalışmaktadır. Bu hamleyle sol ve sosyalizmin önünü açacağı ve kendisini etkin kılacağı demokratik ortam ve demokratik siyaset gücü ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Çünkü toplum gücünün, yani sosyalizmin kendi potansiyelini esas olarak böyle ortaya çıkacağını bilmektedir.
Bu açıdan bu hamle esas olarak sol ve sosyalizmin bir hamlesi olarak görülmelidir. Sol ve sosyalizmin önündeki barajları yıkmak istemektedir. Dolayısıyla sadece Kürt sorununun çözümüyle ilgili değildir. Zaten demokratikleşmeyen, tüm ezilenlerin, sol ve sosyalist güçlerin, kendilerini özgür ve demokratik temelde ifade etmediği ve kendini özgürce pratikleştiremediği bir ortamda Kürt sorunu da çözülemez.
1 Mayıs Kürt Özgürlük Hareketiyle Türkiye sosyalist ve demokrasi güçlerinin birlikte Türkiye’nin demokratikleşmesi ve demokratik çözüm için sürece müdahale ettiği ve sürecin karakterini belirleyeceği bir irade ve karar gücü olmalıdır. Çünkü sol güçlerin, ezilenlerin müdahil olmadığı ve ağırlığını koymadığı bir demokratikleşmenin gerçek bir demokratikleşme olamayacağı tarihin öğrettiği bir gerçekliktir.