Kuzey Kürdistan, 1980’lere kadar, Ortadoğuluların pek sevdiği koyun eti talebinin önemli bir kesidini karşılıyordu. Kürdistan dağlarında otlayan celepler, güz aylarında ihraç ediliyor veya rüşvet karşılığında sınırlardan aktarılarak, ta Körfez topraklarına ulaştırılıyordu.
Sonra Türklerin, Kürdistan meselesini "ata yadigarı şiddetle çözme zamanı" geldi. Kırım, yangın ve yıkımın diliyle konuşmaya başladılar. Kürtleri açlık, sefaletle teslim alma ezberiyle, hayvanlara da musallat oldular. Atları, katır ve köpekleri vurdular. Çalarak, el koyarak bitiremedikleri sürülerin yayla, otlaklara çıkışını yasakladılar.
Topyekün "Haydutlaşma" zamanıydı. Hukuk yok, rejimin yasaları da geçerli değildi. Terör devletinde, cezanın sınırı yoktu. Yasağı delen sürülere el konuyor, bomba altına alınıyor, makinalı tüfek ateşine tutuluyor, sahipleri ise "terör örgütüne yardım ve yataklık cezası"na çarptırılıyorlardı.
İnsanlar, mecburiyetten, sürülerini elden çıkardılar. Kürdistan’ın uçsuz bucaksız yaylaları hayvan görüntü ve sedalarından öksüz kaldı. Ama, TC de kaybetti.
Kıtlık başladı. Et, "hediyelik" gibi vitrinlerde yerini alınca, iktidar işbirlikçileri ve Mafya ortaklığıyla piyasaya daldılar. At, eşek ve katır ne buldularsa kesip kuzu eti diye sattılar. Dışardan getirdikleri "gameş" (camuş) etini de, dana niyetine piyasaya sürdüler.
2000’den sonra, yasak çemberi gevşeyince, Kürdistan dağlarında yer yer yeniden sürüler görülmeye başladı. Fakat, 2015’e kadar Faşizan dindarlıkla kindarlık kalıbından çıktı. AKP dindarlığı da, Kürtlerin deyimiyle "rûreş" kesilip, tıpkı benzeriyle IŞİD’leşti.
Yalnız dağlar değil, şehirler de yanmaya başladı. Koyun sürüleri teröristi. Vuruluyorlardı. Olan sürüler de bitti. Et bir kere daha "hediyelik eşya" kutusuna girdi.
Ramazan’ın ilk günü, Et ve Balık Kurumu satış merkezi kapılarında oluşan insan zincirleri yasaklanması, insanların ete doyduğu anlamına geliyordu. Kıtlık devam ediyordu. Onun için, ev ziyaretine giden aileler, renkli şeker yerine, kurdelayla fiyonklanmış 250 gramlık dana kıyması kutusu sunuyorlardı, hediyelikte yeni Türk icadı olarak…
Kürtleri açlıkla terbiye etmeye kalkışanlar, kıtlığın ortasına düşmüş, et dilencisi olmuşlardı. Gelgelim, buna rağmen akıllanma yoktu. Terör devleti, ne zaman "atalarından miras kan sesi" ile Kürdistan sorununu çözüme kalkışsa, ilk darbe yaylalara iniyor, insan ve hayvan hayatı ölüm çemberinde yasaklanıyordu.
Oysa, sürü sahipleri yaylalar sayesinde geçiniyorlardı ama, asıl faydayı Türkler sağlıyor, hakiki "bio" eti onlar yiyorlar, kazanç Türk devletine gidiyor, Kürtleri vuran silaha dönüşüyordu.
Buna rağmen ne zaman Kürt seferi başlasa, ilk darbe yaylalara iniyor, bularda insan ve hayvan hayatı ölüm çemberine alınıp yasaklanıyordu.
Ağrı Dağı, Küçük Ağrı ve Tendürek Dağı’nın eteklerindeki 10 bölgeye yaylaya yasağı Mayıs ayında açıklandı.
Türk aklına göre, halkın arazisi, yeri yurdundan yararlanmaması sayesinde, Kürdistan meselesi çözüm bulacak. 1925, 1980’ler aklı da böyleydi. Onlar da yasak, kırım ve yangınlarla Kürtleri bitireceklerini hesaplamışlardı.
Sonra, dönüp batıklarında tipide yolunu kaybetmiş şaşkın kurt gibi kendi izlerinde dönüp durduklarını gördükleri halde, ezberi tatbike devam ediyordu.
Bu ezberin izinden giden Türk ordusu, 28 Mayıs 2017 gecesi saat 22.00’de, 10 bin 73 kişilik bir askeri güçle, tanklar, toplar, uçak ve helikopterlerle takviyeli olarak Lice, Hani, Hazro, Kulp, Dicle ve Kocaköy’e bağlı 59 düşman köyüne, Atatürk’le özdeşleşen deyimle "büyük taarruz"a geçmişti.
Türk ordusu, gürültüyle atakta görünüyor ama, eğer savaşma yerine dağların gölgesinde yan gelip yatmadıysa "zaferin meyvesi" komikti. Çünkü, üç gün sonra yayımlanan savaş bildirisinde, yayılma (işgal) alanının 104 köyü kapsadığı belirtiliyor, onca askeri bula bula, sadece "üç şüpheli ile üç tane av tüfeği ele geçirildiği" açıklanıyordu.
10 bin kişilik ordunun zafer kazancı üç tane av tüfeğiydi…
10 gün sonra yapılan zafer açıklaması ise komikti. Zafer bekleyen Türk halkına şöyle deniyordu:
"40 noktada yapılan kontrollerde 61 araç ve 429 kişi sorgulandı."
Kişiler anladık ama, araç "sorgulama" bir yer yüzü ilki, eşi olmayan bir icattı. Makina sorgulama icadı…
Korucularla takviyeli, tanklı, toplu, uçak, helikopterli 10 bin 73 kişilik bir ordunun, 15 günlük savaş başarısı şöyle duyuruluyordu, Türk halkına:
"Teröristlerce kullanılan bir mağara ve 8 sığınak ile çevresindeki aramada, 3 uzun namlulu silah, 13 şarjör, 239 fişek, 10 mutfak tüpü, 12 piknik tüpü, 6 bidon, bin 840 pil, 3 akü, uyku tulumu, kürek, kazma ve branda, 200 metre naylon, muhtelif yiyecek ile örgütsel doküman bulundu.”
Yazık...