
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, kendisine bu kadar düşman üreten bir zihniyetin 10 seçim de olsa yenileceğini vurgulayarak, “1 Kasım seçimlerinde AKP bir kez daha ölümcül bir darbe alacak, Erdoğan’ın başkanlık hayalleri tümden ortadan kalkacaktır” dedi. ANF’nin sorularını yanıtlayan Ok, Türkiye ve Kürdistan’ın gündeminin AKP merkezli saldırılar olması gerektiğini de vurgulayarak, “Şimdi Türkiye metropollerinde Kürdistan’daki direnişi tam da Gezi direnişi ruhuyla selamlamanın zamanıdır. Her yerde Gever, Farqîn, Gezi ruhu olmalıdır. AKP zulmü direnişle durdurulabilir” diye konuştu. Sabri Ok’un ANF’nin sorularına verdiği yanıtları özetleyerek paylaşıyoruz.
AKP 7 Haziran genel seçimlerinden sonra hareketinize ve Kürt halkına karşı kendilerinin de defalarca tekrarladığı gibi topyekün bir savaş başlattı. Son bir aylık savaşta ciddi bir şekilde zorlanmasına rağmen bunda hala ısrar etmesinin nedeni ne?
Bir aylık savaş bilançosunun, savaşın toplum ve siyaset üzerindeki etkisinin ve sonuçlarının Erdoğan ve AKP için çok ağır olduğu ortadadır. Türkiye’de ilk kez asker ve polis cenazelerinde Erdoğan ve AKP’ye karşı büyük tepkiler, toplumda sorgulama bilinci gelişti. Deniliyor ki ‘bu savaşta neden yoksul halkın çocuğu yaşamını yitiriyor? Neden Erdoğan’ın, AKP bakanların ve milletvekillerinin çocukları savaşta yoktur?’ Bu çok önemli bir durum. Geçenlerde bir askerin ailesi “kendileri sarayda onlarca güvenlik koruması ile geziyorlar, bizim çocuklarımız şehit düşüyor” diye haykırıyordu. İlk kez bir yarbay açıkça hesap soruyordu. Hepsi çok iyi bilmektedir ki bu savaş Erdoğan’ın saray saltanatını sürdürme savaşıdır. Artık Vatan Millet Sakarya gibi klişeleşmiş sözlerle halkı aldatamazlar. Buna rağmen savaşta ısrar etmeleri, gözü dönmüş bir şekilde demokrasi ve Kürt düşmanlığı içerisinde olmaları ancak iktidar hırsının vermiş olduğu sarhoşlukla yorumlanabilir. AKP ve Erdoğan bu zihniyetle, kendileriyle birlikte Türkiye halklarına büyük bedeller ödetseler de, baş aşağı sürecine girdikleri kesin.
Erdoğan yeniden seçim kararını aldı, AKP’yi tek başına iktidar, böylece kendisi için de başkanlık yolunun açılabileceğini düşünüyor. Bu mümkün mü?
AKP halkın iradesi ile kendisinden alınan iktidarı bir türlü bırakmak istemiyor. Suçları var, günahları var. Herkese haksızlık yaptılar. Kürt çocuklarını katlettiler. Kürdistan’ı adeta viraneye çevirmek istediler. Demokratları, muhalifleri susturdular. Aleviler, emekçiler ve direnen tüm kesimler üzerinde baskı uyguladılar. Çaldılar, çırptılar. AKP’de eli kana bulaşmayan, çalıp çırpmayan kimse yok gibidir. Bütün bunların bir gün hesabının sorulacağını biliyorlar. Dirençleri biraz da bundan. Ama sadece bu değil, gerçek demokrasi düşmanıdırlar, emek düşmanıdırlar. Hepsinden önce Kürt düşmanıdırlar. Kendisine bu kadar çok düşman üreten, kendisi dışında herkese bu düzeyde yönelen bir zihniyetin geleceği olamaz. Bundan sonra 10 tane seçim de olsa Erdoğan ve AKP’nin kazanacağı yoktur. Halen hesaplarını HDP’yi barajın altına düşürmek üzerine yapıyorlar. Büyük yanıldıkları kesindir, HDP daha da güçlenecektir. Faşizm çıplak zorunu geliştirdikçe demokrasi güçleri daha da büyüyecektir. Bunun diyalektiği budur. HDP’nin oy oranı yüzde 20’lerin üzerindedir. 1 Kasım seçimlerinde AKP bir kez daha ölümcül bir darbe alacak, Erdoğan’ın başkanlık hayalleri tümden ortadan kalkacaktır.
Tekelciliğe, despotçuluğa, AKP faşizmine karşı direniş için hiçbir zaman bugünkü kadar elverişli koşullar oluşmamıştır. . Şimdi Türkiye metropollerinde Kürdistan’daki direnişi tam da Gezi direnişi ruhuyla selamlamanın zamanıdır. Türkiye halkları eğer bu faşist güruhtan kurtulacaksa, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun çözümü isteniyorsa her yerde Gever, Farqîn, Gezi ruhu olmalıdır.
Kürdistan’ın ve hatta Türkiye’nin birçok yerinde halk öz yönetim ilan etmekte. Bu süreç nereye varacak, nasıl olacak?
“Kimliğimizi, halk olmaktan kaynaklı tüm haklarımızı ve özgürlüğümüzü tanımayan bu devleti biz de tanımıyoruz” ifadesi basit ama çok çarpıcı bir ifade. Gerçekten Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı halklarını, anadilde eğitim ve kendini yönetme hakkını tanımayan bir zihniyeti Kürtler niçin tanısın? Kürtleri kimliğiyle kültürüyle yok sayan bir devlete Kürtler niçin benim devletim desin? Bu sorun ya müzakere yoluyla kabul edilecek ya da eğer müzakereye gelinmezse Kürtlerin kendi demokratik özerkliklerini kendilerinin ilan etmesi bir zorunluluktur. Çünkü müzakere yolu kapatılmıştır. Demokratik özerklik devleti tanımama değil, devletin Kürt halkını tanımamaktan vazgeçmesi demektir. Bedeli ne olursa olsun bundan geri adım atılmayacaktır. Kürtler kendi öz yönetimlerini, demokratik özerkliklerini ilan ettiği gibi savunmasını da bileceklerdir.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan bir röportajında “Türk ordusu saldırı ve operasyon yapmazsa gerilla da orduya saldırmayacaktır” diye bir açıklama yaptı. Bu ne anlama geliyor?
Bizim çok asker öldürme gibi bir amacımız yok. Hatta mümkün olsaydı hiçbir insanın burnu kanamadan bu sorun çözülseydi.Aslında sömürgeci Türk siyaseti, son 13 yılda AKP’nin faşist ve Kürt düşmanlığı üzerinde geliştirdiği politika hedefimizdir. Değiştirilmesi gereken budur. Gerilla halen savunma pozisyonundadır. Halka saldırmayan, operasyon geliştirmeyen ve savaşa girmeyen güçlere gerilla da saldırmaz. Koruculara karşı da gerillanın bir saldırısı olmayacaktır. Ama korucular da artık bu lanetli görevi bırakmalıdırlar. Kardeş kanına, Kürt kanına girmemelidirler. Ancak halkımızın varlığına, değerlerine ve gerillanın güvenliğine yönelen hangi güç olursa olsun, gerilla da misliyle karşılık vermek durumundadır. Yapılan da budur. AKP polisi ve özel timleri Gever’de onlarca insanımızı yüzüstü yere yatırıp, ellerini arkadan bağlayıp işkence, küfür ve hakaret etti. Çocukları, sivilleri öldürüyorlar. Şehirlerimizi, köylerimizi yağmalıyorlar. Bir kadın gerillanın cesedini Varto’da çıplak teşhir ettiler. Öldürdükleri gerillanın bedenine ayağını basıp fotoğraf çektirdiler. Bunlar tabii ki affedilmeyecektir. Kürdistan halkı savunmasız değildir. İşte gerilla da bunun hesabını sormaktadır.
Seçim hükümetiyle ilgili neler söyleyeceksiniz?
Koalisyon görüşmeleri hepsi formaliteydi ve ciddiyetten uzaktı. AKP’nin her fırsatta ipe un sereceği belliydi. CHP son dönemlerde kısmen olumlu bir politika izlemektedir, fakat yetersizdir. AKP gayri meşru, zor ve hile yoluyla hala hükümet görevini yaparken ana muhalefet partisi olan CHP’nin bu kadar edilgen ve pasif kalması herhalde genlerindeki köklü devletçi anlayışından olsa gerek. Yoksa hemen bir demokrasi ve özgürlük cephesini örgütler, içinde yer alır ve toplumu ayağa kaldırırdı. Fakat CHP bunu yapmadı. Cılız bir muhalefet yapmakla yetindi. AKP de bundan istifade etti. MHP’nin tutumu belliydi. AKP ile MHP kim daha çok kan ve şiddetten beslenir yarışındadırlar. HDP ise ilkeli, doğru ama pratik sonuçları yetersiz olan bir duruş sergilemiştir. 6 milyonu aşkın oy ve iradeye saygı gereği seçim hükümetinde yer almayı doğru bulmuşlardır. HDP hiç gecikmeden bir demokrasi ve özgürlük programını hazırlamalıdır. Demokrasiden ve özgürlükten yana olan mücadeleci tüm güçlerin ortaklaşmasını sağlamalı, buna öncülük etmelidir.
Mevcut savaş koşullarında seçim mümkün olabilir mi?
Neredeyse Kürdistan’ın tamamının yasak ve güvenlik bölgesi olarak ilan edildiği, her taraftan saldırı ve gerilla eylemlerinin sürdüğü bir ortamda seçimler nasıl eşit ve demokratik bir ortamda yapılır bilemiyoruz. Denilmektedir ki sandıklar köylerde kurulmayacak. Bunun anlamı Kürt halkının iradesini sandığa yansıtmamak ve çalmaktır. HDP ve halkımızın da muhakkak bir politikası olacaktır. Kolay kazanma şansı verilmeyecektir ve halkımız iradesine sahip çıkacaktır. Aslında Türkiye’nin şimdiki gündemi Gever, Farqîn, Cizre olmalıdır. Bundan sonra her şey halkımızın kendi özyönetimini oluşturması ve savunması olmalıdır. Buna hizmet etmeyen her şey eksiktir ve doğru değildir. Sadece son iki günde 4 çocuk katledilmiştir. Erdoğan ve AKP gerçekten çocuk katliamcısıdır. Bu katliamlara halkımızın cevabı daha örgütlü ve yaygın biçimde direnerek serhıldanları geliştirmek olacaktır. Kürtlere hakaret eden ve katliam yapan hiçbir güç ve hiç kimse hesap vermekten kurtulamayacaktır. AKP’nin zulmü direnişle durdurulabilir. Sokağa çıkmamak, her türlü tehdit, tehlike, katliam ve işkencelere meydan vermek demektir.
ANF/BEHDİNAN