Nuriye’nin kendi değişi ile ”kasları ile birlikte adalet de eriyor...” Erimeyen tükenmeyen, ayakta kalansa umut. Nietzsche, ”Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır” der. Doğrudur da. Salt ummak, ümit etmek yani başkasından beklemek teslimiyeti meşrulaştırır. Statükoya bağlılığı besler. Oysa Nuriye ve Semih’in ayakta tuttuğu geleceğe taşınacak direnişin özgürlükçü, devrimci umudu.
Nuriye geriye kalan kaslarıyla direniyor. Artık onun kasları günlük. Bugün onu ayakta tutan kaslarının bir kısmı yarın olmayacak. Nuriye elinde kalanla ayakta kalmaya çalışıyor. Bir insanın dik durabilmesi için kasları ne kadar önemliyse bir toplumun dik durabilmesi için de adaletin o kadar önemli olduğunu bildiği için, ”kasları kadar adaletin de eriyor” olmasına dikkat çekiyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana adaletin kurumsallaşmamasında (zamana yayılmış erimesinde) en büyük paylardan birine sahip CHP adalet yürüyüşü yapıyor. Siz bu yazıyı okuduğunuzda Genel Başkan Kılıçdaroğlu öncülüğündeki yürüyüş yirminci gününe varmış olacak.
Bu süre içerisinde her sabah yürüyüş öncesi gazetecilerin karşısına çıkan Kılıçdaroğlu bıkmadan usanmadan ”adalet, adalet, adalet” diyor. Gelin görün ki bu ”adalet talebi” ile ne kast ettiğini açık seçik izah etmiyor. Yirmi günlük ”adalet yürüyüşünden” akıllarda kalan 69 yaşındaki genel başkanın performansı. Yol boyuna serpiştirilmiş ”rabia işareti” yapan bindirilmiş kıtlar. Kılıçdaroğlu’nun 1984’te Şırnak’ta bir çatışmada ölen asker İsmail Şeremet’in mezarı ve ailesini ziyareti. Yine yol boyunda Diyarbakır’da bir suikastle öldürülen emniyet müdürü Gaffar Okkan’ın mezarını ziyareti oldu. Kılıçdaroğlu’nun ”adalet” kadar ısrarla ”şehit” vurgusu yapması da dikkat çekiyor.
Ama bu ”adalet yürüyüşü” ile talep edilen adaletin tarifi yapılmadı, sınırları yani kapsama alanı çizilmedi.
Şöyle bir sağlama yapma yoluna gidelim; Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Mısırlı İhvan’dan intihal ettiği rabia işaretinin uygun olmadığını birçok kez açıkladı. Gerekçesi de bu hareketin batının ”terörist” ilan ettiği bir örgütün sembolü olması. Erdoğan ise sağ elin baş parmağını avuç içine paralel tutarak diğer dört parmağı açarak yapılan bu hareketin, ”tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek devlet” anlamına geldiğini ve ”milli” olduğunu savlıyor.
Sağlamayı açacak soru şu: Kılıçdaroğlu ve dolayısıyla ”adalet yürüyüşündeki” CHP bu ”milli” içerik konusunda ne düşünmektedir. Her biri kendi başına ve hep birlikte resmi Türk devlet ideolojisini her gün yeniden inşa eden bu teklik paradigması hakkında ne düşünmektedir CHP ve genel başkanı. Kürdistan genelinde öz yönetim talebi ile ciddi bir muhalefet ayaktayken Kılıçdaroğlu bu konuda ”tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek devlet”in dışında tek bir cümle kurmayı düşünmekte midir? Milyonlarca insan öz yönetim isterken bu teklik ideolojisi adil midir?
Kılıçdaroğlu’nun ”adalet yürüyüşü” bu inkârcı tekleştirme ile yok sayılan diğer tüm ötekilerin adil bir düzende özgürce yaşamasını da kapsamakta mıdır?
Aynı adaletsiz düzene karşı kendi varoluşu için mücadele edenlere inat 1100 metrelik bayrakla adalet aramak tüm kesimlerin bu adalet talebinde ortaklaşmasına hizmet eder mi? Hiç bir grup ve kişi bu yürüyüşe siyasal sembollerle katılmayacak derken Erdoğan’ın rabiasının bir parçası ”tek bayrağı” gözlere sokmak istercesine 1100 metrelik bir bayrağı ”adalet yürüyüşünün” omurgasına dönüştürmek adil bir yaklaşım mıdır?
Evet Kürtler bu yürüyüşe destek verebilir. Hatta yürüyüşün olması gereken ruhu adalet arayışına bir kimlik de kazandırabilirler. Ancak Kılıçdaroğlu İstanbul Maltepe’de son bulacak yürüyüş nihayetlenmeden talep ettiği adaletin kapsamını açıklamaz ise 1100 metrelik ”tek bayrakla” yürünen bu yol adalete çıkmaz.