
Geriye kalan son 12 Eylül celladı Tahsin Şahinkaya da öldü ve hemen 12 Eylül davası düşürüldü. Zaten davayı gören mahkeme de AKP hükümeti de davayı düşürebilmek için Tahsin Şahinkaya’nın ölmesini dört gözle bekliyordu. Böylece güya 12 Eylül faşist-askeri darbesi yargılanmış oldu! AKP de güya darbeyi yargılayan hükümet!
İnsanın içinden "Ne alakası var?" diyesi geliyor. Belli ki AKP’nin tarihsel misyonu bu oluyor: Darbecileri ve özel savaşçıları yargılıyor görünerek faşist sistemi restore etmek! AKP’nin bu misyon temelinde derin devletle anlaştığı ve bu çerçevede iktidara getirildiği anlaşılıyor. Sözde yargılıyor görünerek, aslında darbenin ve özel savaşın içselleştirildiği bir sistem ortaya çıkarıyor.
Bu yönüyle esas restorasyon gücü AKP oluyor. Mevcut haliyle 12 Eylül faşist darbesini sisteme içerdiği hesabını yapıyor. Yargılamış görünerek 12 Eylül darbesine şiddetle karşı olan geniş AKP tabanını aldatıyor. Sisteme içererek de 12 Eylül kamburunu ortadan kaldırıp faşist sistemi düze çıkarıyor. Böyle bir kurnazlıkla on üç yıldır AKP iktidarda kalıyor. Hem de Necmettin Erbakan ve arkadaşlarının kemiklerini sızlata sızlata!
Belli ki fırsat bulursa aynı şeyi AKP özel savaş çeteleri için de yapacak. Özellikle de 1991-1995 topyekûn özel savaş konseptinin hayata geçiricileri için. Bu kanlı ve karanlık dönemin baş cellatlarından olan Doğan Güreş ve Süleyman Demirel zaten ölmüş bulunuyor. Sözde Mehmet Ağar’ı da yargılıyor görünerek birkaç yılı daha geçirmek istiyorlar.
Bu biçimde sözde tarihin bu en kanlı kirli savaş dönemini de yargılamış olacaklar! Ama hiçbir sonuca varmadan Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in de ölmesini bekleyecekler. Bunlar ölünce de mevcut sözde davayı düşürecekler. Böylece hem sanki özel savaşçılar yargılanmış görünerek toplum aldatılacak, hem de uygulamalar sisteme içerilerek düzen temize çıkarılmış olacak!
Kuşkusuz başka alanlarda olduğu gibi AKP’nin bu oyununa karşı da uyanık olmak gerekir. AKP’nin tarihsel olarak çok çirkin bir misyon yüklendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla böyle bir misyonun gereğini yerine getirmesine fırsat vermemek önemlidir. Sadece bunun için bile olsa AKP’nin iktidardan düşürülmesi elzemdir.
Çok açık ki, AKP geçmiş zulmü yapanlardan daha kötü bir durumdadır. İktidarda kalma karşılığında faşist ve özel savaşçı zulüm uygulamalarının üstünün kapatıcısı olmak en kötü düşkünlüktür. Bu bakımdan ülkeyi ve toplumu daha çok kirletmeden AKP hegemonyasından kurtulmak gerekir.
14 Temmuz darbecileri yargıladı
Halbuki faşizmle nasıl mücadele edileceğini ve 12 Eylül faşist-askeri darbesinin nasıl yargılanacağını en açık ve iyi bir biçimde Diyarbakır Zindan Direnişi ve özellikle de 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu direnişi ortaya koymuştur. PKK’li tutsaklar faşizmi ve darbeciliği canları pahasına yargılayarak, doğru yargılamanın nasıl olacağını herkese göstermiş ve insanlık onurunu yükseltmişlerdir.
Eğer faşist darbeciliğin ve özel savaşçılığın gerçek bir yargılaması olacaksa, bu ancak 14 Temmuz tarzında ve çizgisinde olabilir. Bunun dışındaki yargılama girişimlerinin sahte olduğu ve esas olarak faşizmi gizlemeyi amaçladığı açıktır. Bu nedenle AKP tarzı davranışlara fırsat vermemek gerekir.
12 Eylül faşist-askeri darbeciliğin 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu tarzında yargılanmasının devrimi ve demokrasiyi ne kadar geliştirdiği açıkça ortadadır. Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin bu denli gelişmesi ve bugün tüm insanlığı ve ezilenleri harekete geçirir hale gelmesi kesinlikle 14 Temmuz gibi doğru yargılayıcı bir direnişe dayanıyor olmasına bağlıdır.
Bugün bu tarihi direnişin 33'üncü yıldönümü yaşanmaktadır. Üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen, Diyarbakır zindanında yaşanmış olan Büyük Ölüm Orucu direnişinin etkisi henüz bugün gerçekleşmiş gibi tazedir. Kürt Özgürlük Hareketi açısından olduğu gibi, Türkiye demokrasi mücadelesi açısından da yönlendirici en temel kuvvet durumundadır.
Geçen 33 yıl boyunca yaşanan tüm özgürlükçü ve demokratik gelişmenin ardında, 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı gelişen ve onu ideolojik olarak yenilgiye uğratan Zindan Direnişinin bulunduğu tartışmasızdır. Tarihte böyle belirleyici etkiye sahip olaylar az bulunur.
12 Eylül yargılanmalı
Eğer bugün 7 Haziran seçim sonuçları temelinde yeni bir hükümet kurulacak ve 12 Eylül faşist-askeri rejiminden ve onun otuz beş yıllık özel savaş sisteminden kurtulunacaksa, o zaman yargılamanın kesinlikle 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu tarzında yapılması zorunludur. Faşist darbeden ve özel savaş sisteminden ancak böyle kurtulmak mümkündür.
Kaldı ki 14 Temmuz yargılaması bir gerçektir ve otuz üç yıldır yarattığı gelişmelerle kendisini kurumlaştırmıştır. Dolayısıyla kendi dışında bir 12 Eylül yargılamasına kesinlikle izin vermez. Bu nedenle AKP’nin faşizmi ve özel savaşı aklamaya dönük sözde yargılamaları aslında buza yazı yazmak gibidir. 14 Temmuz’un yakıcı ateşi altında eriyip gitmeye mahkûmdur.
12 Eylül faşizmini ve özel savaşçılığı aklamak değil, bugün ülkemizi gerçek bir demokratik değişime ve yeniden yapılanmaya uğratmak gerekir. Bunun gerçek yolu ve çizgisi de 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişi çizgisidir. Ancak 14 Temmuz Direniş çizgisi ülkemizi ve toplumumuzu faşist darbecilikten ve özel savaşçılıktan kurtarabilir.
O halde merkezinde 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu olan zindan direnişi günümüz demokratikleşmesinin temeli yapılabilir. 12 Eylül faşist-askeri darbeciliği zindan direniş çizgisinde aşılarak gerekli olan demokratik değişim ve yeniden yapılanmaya ulaşılabilir. Faşizme ve darbeciliğe gerçekten karşı olan herkes de zindan direniş çizgisinde birleşebilir.
Demek ki otuz üç yıldır özgürlük ve demokrasi mücadelesine öncülük ettiği gibi, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişi bugün de demokratik değişim ve yeniden yapılanmaya öncülük etmektedir. Kürtlerin demokratik özerkliği nasıl inşa edeceğinin yolunu göstermektedir. Yani etkisi azalmayan tarihi direniş bugün için de çözüm yolunu gösteren kaynak olmaktadır.
Bu temelde 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu direnişinin otuz üçüncü yıldönümünde muzaffer zindan direnişinin büyük kahramanları Mazlum Doğan’ı, Ferhat Kurtay ve arkadaşlarını, Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’i saygı ve minnetle anıyoruz! Kürt halkının ve Türkiye toplumunun bu büyük kahramanlık ve zafer çizgisinde yürüyerek özgür, demokratik ve kardeşçe bir yaşamı mutlaka inşa edeceklerini belirtiyoruz!