12 Eylül MHP ve AKP’de yaşıyor

Forum Haberleri —

11 Eylül 2020 Cuma - 23:00

  • Türkiye hala 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyor. AKP ve MHP iktidarını 12 Eylül’ün en iyi temsilcileri ve uygulayıcıları olarak değerlendirebiliriz. Bu iktidar 12 Eylül’ü güncelleştirdi. Bugünkü saldırı ve planları da ancak Kürt halkının, demokrasi güçlerinin her alanda direnişleri ile boşa çıkarılabilir.

ZEKİ AKIL

12 Eylül 1980 faşist darbesinin üzerinden kırk yıl geçti. 12 Eylül aynı zaman da Büyük Ölüm Orucunda şehit olan M. Hayri Durmuş’un da şehadetinin yıl dönümüdür. Öncelikle bu eylemde yaşamını feda eden büyük devrimci Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Kemal Eylül 1982’de, Hayri 12, Akif 15, Ali’de 17 Eylül’de şehit oldu. Birkaç gün arayla bu arkadaşlar yaşamlarını yitirdiler. Soykırımcı, vahşi bir askeri yönetimin Kürtleri, devrimcileri yok etme hedefli saldırılarına karşı yaşamlarını ortaya koyarak direniş yolunu seçtiler. Yaman zamanlardı.

Sözün bittiği günlerdi. Artık yaşamların mermi gibi namluya sürüldüğü ve devrimci iradenin en üst boyutta ortaya konulduğu ortamlardı.

12 Eylül darbecileri ABD ve NATO’nun desteğini alarak Türkiye halklarına saldırıyı başlattı. Özellikle Kürdistan’daki direniş, Kürt halkındaki uyanış darbenin ana hedefleri arasındaydı. Türkiye’de de bütün yetmezlik ve parçalı haline rağmen sol ve demokratik güçlü bir halk hareketi vardı. Yüzbinler meydanlara akıyordu. Bu muhalefeti tasfiye etmek ve sermaye sınıfını rahatlatmak, devleti yeniden dizayn etmek için darbeyi planladılar.

12 Eylül sol-demokratik birikim ve oluşumları ezip geçti. Deyim yerindeyse bir dozer gibi toplumun üzerinden geçti. Türkiye 24 Ocak kararları temelinde sermaye için dikensiz gül bahçesine çevrildi. Türk İslam sentezini resmi ideoloji olarak benimsediler. Türkçülük, milliyetçilik artık devletin çimentosu olmaya ve halkı bağlamaya yetmiyordu. Bunun için toplum üzerinde etkisi olan dini, İslam’ı milliyetçiliğin yanına monte ettiler.

Türkiye hala 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyor. Seçim yasası, yüzde on baraj gibi ucubelikler Kenan Evren’in yaptığı düzenlemeleridir. İktidara gelenler demokrasiyi öncelikleri olarak ele almadılar. Genelde sağ ve devletin nimetlerinden yaralanmak için iktidar olmayı hedeflediler. Kürt halkının direnişi ve örgütlü mücadelesi gelişince bütün partiler ırkçı, militarist devletin ve yasalarının hizmetine koştular. Sonunda Erdoğan şahsında Hitlervari bir temsilciye sahip olmayı başardılar.

AKP ve MHP iktidarını 12 Eylül’ün en iyi temsilcileri ve uygulayıcıları olarak değerlendirebiliriz. Bu iktidar 12 Eylül’ü güncelleştirdi. Nerede bir eksik ve gedik varsa giderdiler. Topluma nefes aldıracak bir alan bırakmadılar. Özellikle direnen ve belli kazanımları ortaya çıkaran Kürt halkına karşı amansız bir soykırım saldırısı yürütüyorlar. Bu saldırılarını yine ABD ve NATO gibi güçlerin desteğini alarak yürütüyorlar. 1990’ların başında Kürt halkı ayağa kalktı. Muazzam serhildanlar yaşandı. Bu halk hareketi ne Türk ne de Kürt halkının tarihinde ortaya çıkmıştı. Devletin buna cevabı demokrasi, reform veya çözüm olmadı. Binlerce köy yakılıp boşaltıldı, binlerce insan katledilerek faili meçhule sayıldı. İşkenceler, yüzbinlerin göçü artık Kürt’ün yaşamının bir parçası haline geldi. Bu terör ve yıkım Avrupa ve ABD’nin desteği alınmadan yapılamazdı.

Şimdi de aynı politika ve imha saldırıları sürüyor. Türk devletinin tek başına buna gücü yetmez. Yine ABD ve NATO’nun desteğini alıyor. Türkiye PKK’yi bu güçlere terörist diye kabul ettirmiş. Buna sığınarak tam bir şark kurnazlığıyla on milyonlarca Kürt’ün varlığını ve hak talebini yok sayıyor. Her şeyi teröre ve PKK’ye indirgeyerek içeride faşizmi örgütlüyor, dışarıda da Rojava ve Güney Kürdistan’a saldırıyor. ABD gibi güçler de Türkiye’nin güvenlik endişesi adı altında bütün katliamlara ve soykırıma zemin sunuyor, ortak oluyor. Ne hikmetse Kürtlerin güvenlik endişesi, var olma gibi hakları hiç akıllarına gelmiyor!

Türk devleti soykırım ve yıkımda deneyimlidir. AKP-MHP herhangi bir insani kaygı taşımıyor. Irkçılığı ve milliyetçiliği kışkırtarak işleyeceği bütün suçlara toplumunu hazırlıyor. Bu konuda dünyada birinci sıradadır. Irkçılık bir devlet politikasıdır. Anayasası bu esaslar üzerine oturtulmuştur. İlginçtir, Kürt halkına karşı en büyük desteği yıllardır ABD’den alıyor. Ama dünyada ABD karşıtlığının en fazla olduğu ülke Türkiye’dir. Dünyada anti-semitizmin en fazla geliştiği ülke de Türkiye’dir.

Türkiye Kürt halkı için açık bir hapishane durumunda. Belediye başkanları, parti yöneticileri, üyeleri, milletvekilleri hapishanelere doldurulmuş durumda. Ancak hapishaneye atılmayanlar normal haklardan yararlanan, normal koşullarda yaşayan insanlar değiller. Toplum bastırılmış, nefes alamaz hale getirilmiştir. Topluma karşı işlenmeyen suç kalmamış. Buna karşı örgütlenme, itiraz, sokağa çıkma fırsatı verilmiyor. Her yerde ajan faaliyetleri, tehdit, şantajla toplum yönetilmeye layık görülüyor. Rojava işgal ediliyor. Güney her gün bombalanıyor. Kürt’ü Kürt’e kırdırma, işbirlikçi yaratma, parçalama ve yutma stratejisi kapsamı derinleştirilerek dört parçaya taşırılarak uygulanıyor.

Sonuçta karşımızda duran güç ve uygulama 12 Eylül’ün daha derinleştirilmiş halidir. 12 Eylül Amed zindanında ve Kürdistan dağlarında direnişle, serhildanlarla karşılandı. Planları istedikleri gibi başarıya ulaşmadı. Bugünkü saldırı ve planları da ancak Kürt halkının, demokrasi güçlerinin her alanda direnişleri ve fedakarlıklarıyla boşa çıkarılabilir. Faşizm direniş ve örgütlü mücadele olmadan iktidarı bırakmaz. Faşizm halkı susturmaya, sindirmeye ve örgütsüz bırakmaya çalışır. Bunun için ses çıkarmak, direnmek, örgütlenmek zorunludur.

Soykırımı durdurmanın başka yolu da yoktur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.