BATI KÜRDİSTAN’DA 12 MART SERHİLDANI

12 Mart 2004’de Suriye devletine bağlı Dêr al-Zor takımı al-Fitiwa ile Qamişlo’nun futbol takımı Cihad arasında yapılmakta olan karşılaşma sırasında bir çatışma çıktı. Qamişlo Stadyumu’nda yaşanan bu çatışma daha önce planlanmıştı. Fitiwa’nin taraftarları onlarca araçla Dêrê al-Zor’dan silah, balta ve zincirlerle hazırlanarak yola çıkmışlardı. ‘Irak rejiminin yıkılmasından’ sorumlu tutulan ve ‘Irak’ta ABD’nin işbirlikçileri’ olarak görülen Kürtler’den intikam almak için Qamişlo stadyumuna gelmişlerdi. Tüm sloganları ‘Amerikan ajanı’ olarak adlandırdıkları Kürtler’e ve Güney yönetiminin liderlerine karşıydı. Aynı zamanda Saddam Hüseyin’in de fotoğraflarını taşıyarak, ‘ABD güçlerine karşı Feluce’deki direnişi’ de övüyorlardı!
Daha önce de Dêr al-Zor eyelatindeki halkın Saddam’a olan sempatisi biliniyordu. Bu eyaletteki aşiretlerin birçoğunun Irak’taki Anbara eyaletinde de akrabaları var.
Stadyumda bulunan Suriye istihbarat güçlerinin sayısı her zamankinden daha çoktu. Her iki taraf arasındaki ‘çatışma’ çıktığı zaman, istihbarat güçleri bir anda Kürt takımı Cihad’ın taraftarlarının çevresini sararak, onlara saldırdı.
Stadyumdaki futbol maçı zaten sadece birkaç dakika sürdü. Aniden Dêr al-Zor’un taraftarları küfür ve hakaretler eşliğinde taş atmaya başladı. O dönemde Suriye Radyosu ülkedeki tüm maçları canlı olarak yayınlıyordu. Qamişlo’daki muhabir, her iki takım arasındaki çatışma nedeniyle Fitiwa ve al-Cîhad takımları arasındaki maçın durdurulduğunu ve 3 çocuğun öldüğünü belirtti!
Qamişlo halkı 3 çocuğun öldüğü haberini duyduğu an, sokaklara dökülerek, olayların yaşandığı stadyuma yürüdü. Olaylar nedeniyle o dönemde aslen Durzî olan Selîm Kebol isimli Hesekê Valisi de stadyuma geldi. Olayın tanıklarına göre, Kebol tabancasını çekip, Kürtlere hakaret ederek, „Kürtleri öldürün!“ dedi. Stadyumdaki Kürtler silahlarla taranması sonucunda 4 kişi yaşamını yitirdi. Qamişlo halkı şehitlerini ilçe merkezine getirerek, tüm gece gösteriler düzenledi.

Tabutlarda sarı-kırmızı-yeşil renkler...

13.03.2004 de, Qamişlo ve çevresinden gelen yaklaşık 200.000 Kürt 4 Kürt genci için düzenlenen cenaze törenine katıldı. Qamişlo’daki Kürtler tabutları sarı-kırmızı-yeşil renkleriyle örtmüşlerdi. Buna tahammül etmeyen istihbarat güçleri yine silahlarla Kürtleri taradı. Bu saldırılarda da yaşamını yitirenler oldu. Öldürülenlerin cenazelerini ve Qamişlo’da Kürtlere yönelik saldırı haberlerini (Roj TV’den) izleyen Kürtler, Batı Kürdistan’ın tüm bölgelerinde serhildana geçti.
Kürtler öncelikle istihbarat ve iktidardaki Baas Partisi’nin binalarına saldırdı. Batı Kürdistan’ın tüm il ve ilçelerinde bu binalar yakıldı. Ayrıca Hafiz Esad’ın heykelleri yıkıldı. Halk serhildanlarında istihbarat güçlerinden de öldürülenler oldu.
Olaylar nedeniyle Şam rejimi sallandı, halk serhildanlarının engellenmesi kararı alındı. Kürtlerin bulunduğu her alanda istihbarat ve polis güçleri halka karşı şiddetli saldırılarda bulundu. Öldürmek amacıyla Kürt gençleri hedef alınıyordu. Saldırılarda toplam 35 Kürt genci yaşamını yitirdi. Suriye devleti elinden geldiğince serhildanlardaki saldırıları arttırarak, tahrik etmek istedi. Devletin resmi televizyonu Batı Kürdistan’daki Kürt halkının serhildanlarını ‘dış güçler’ ile ilişkilendirerek, ‘Irak’ı işgal eden ABD’nin planları‘ olarak iddia etti. Kürt güçleri Güney Kürdistan’da da hedef alındı. Arap medyası da bu serhildanları ‘Kürtler’in Esad rejimine karşı isyanı’ diye verdi. Kürt bölgelerine giriş ve çıkışlar engellendiği için Arap medyasından hiçbir yayın kurumu Kürtlerin öldürüldüğü görüntüleri de yayınlayamıyordu. Sadece kuzey ve batı sınırından çekilebilen bazı görüntüler yayınlandı.
Olaylar ardından Türk devleti de girişimlerde bulundu.13.03.2004’de Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplandı. Suriye rejime yapılabilecek tüm yardımlar konuşuldu. AKP Hükümeti bu konuda Şam rejimini bilgilendirdi. Türkiye’deki telefon hatları aracılığıyla, dışarda bulunan Kürtlerin Batı Kürdistan’daki Kürtlerle olan görüşmelerinin oldukça arttığı belirtildi.

Kürtlere ait yüzlerce işyeri ve ev yıkıldı

O dönemde Kürt televizyonu (Roj Tv) henüz 12 gün önce kurulmuştu. Ulaştırılabilen olay görüntüleri en kısa zamanda yayınlandı. Olayların Kürt ve Arap halkı arasındaki bir çatışmaya dönüşmemesi için, (Roj Tv) birçok tanınmış ve önde gelen şahsiyetten alınan görüşlerle, Arap halkına rejimin oyunlarına alet olmamaları ve Kürtlere karşı silah kullanmamaları yönünde çağrılar yapıldı.
Suriye devleti Kürt bölgelerindeki Arap aşiretlerine silah dağıtarak Kürt halkının serhildanlarına karşı harekete geçmeleri ve Suriye’de kurulacak ‘bağımsız Kürdistan devletini’ engellemelerini istedi. Rejim yanlısı Arap aşiretlerinin (Tey, Cibûr, Cihêş, Adoana, Şerabî vb.) talan ve saldırılarında Kürtlere ait yüzlerce işyeri ve ev yıkıldı, talan edildi. Özellikle Hesekê’de Kürtlere ait onlarca dükkan yakıldı. Suriye rejimi, 1970 yıllarında Batı Kürdistan’a yerleştirdiği Xemir Arapları’nı da silahlandırarak, Kürtlerin üzerine sürdü!
Suriye rejiminin oyunları karşısında Avrupa’daki Kürtler de tepki gösterdi. Yüzlerce Kürt genci, Avrupa’daki Suriye elçiliklerini işgal etti. Bu tür eylemler de Batı Kürdistan halkına moral verdi. 
Suriye istihbarat ve polis güçleri yaklaşık 7 bin Kürt’ü de tutukladı. Silahlı saldırılarda onlarca kişi yaralandı. Bunlardan birçoğu tutuklanmamaları için hastanelere götürülmeyerek, evlerde tedavi edildi. Kürt partileri, ‘Tüm Kürt Partileri’ imzası ile açıklamalarda bulundu. Bunun yanı sıra ‘Suriye’de Kürt sorununun çözümü’ talebiyle ortak eylemler düzenledi.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esat 2004 Mayıs ayında Aljazzira Tv’ye verdiği röportajında Kürtlerin Suriye tarihi ve toplumunun ögelerinden olduğunu belirterek, „Qamişlo’daki olayların arkasında hiçbir dış güç yoktu“ dedi.

Yeni kurulan PYD serhildana öncülük etti

Batı Kürdistan’daki 12 Mart serhildanı Batı Kürdistan’daki Kürt halkının mücadelesini ileriye taşıdı. Şam rejiminin koltuğunu sallayarak Arap muhalefetini felç etti. Batı Kürdistan’daki Kürtlerin güç ve cesareti birçok kesimde şok etkisi yarattı. Kürtlerin bu güç ve iradeye sahip olduğuna kimse inanmıyordu. Suriye rejimi kadar, Arap muhalif güçleri de bu güç karşısında şok yaşadı. Bu serhildanlardan sonra, sınırın diğer tarfındaki Kürtlerin de kimlik ve kültürel varlıkları için her şeyi göze alabileceğini gördü... 2003 yılında  Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin mirası ile kurulan Demokratik Birlik Partisi (PYD), henüz bir yıl önce kurulmuş olmasına rağmen, bu serhildanlara öncülük etti.
12 Mart serhildanlarına özellikle Halep, Efrîn ve Kûbanê de öncülük etti. PYD bu bölgedeki Kürtlere serhıldan çağrısı yapmamış olsaydı, Suriye devleti Qamişlo ve Cizîrê’deki Kürtlere daha kapsamlı saldırılar düzenleyebilirdi. Bu tespit birçok kesim tarafından dile getirilip, biliniyor. Suriye istihbarat güçleri ve Mihemed Mensûra gibi rejime bağlı kişiler de bunun bilincindeydi. 25 yıl boyunca Kürt bölgelerini ele geçiren ve Kürt dosyasının’ sorumlusu ve uzmanı olarak bilinen Mensûra, „Bu iş Apocuların/PYD’nin işidir. Biliyorum, onlar halkı örgütledi... Diğer parti ve örgütlerin bu işi yapabilecek bir çalışması ve gücü yok. Bu halk örgütlemesi, onların yöntemi.“ Diğer Kürt partilerinin başkanları da bu gerçeği Şam rejime açıkladı. Tüm bunlar PYD’yi rejimin saldırıları için hedef gösterdi.
Devlet güçleri PYD’ye karşı intikam saldırıları başlattı. 28.11.2004’te Musul’da 5 PYD öncü kadrosu katledildi. Yine 2005 Ağustos’unda Bavê Cûdî olarak tanınan PYD yöneticilerinden Ehmed Hisen Hisen işkence ile katledildi. Aynı zamanda PYD’nin kadın üyesi Nazliya Ehmed Keçel işkencede katledildi. 01.06.2005’te Kürt özgürlük mücadelesine yakınlığıyla bilinen ve bunu dillendirmekten çekinmeyen Kürt din adamı Şeyh Maşuq Haznevi devlet güçlerince ağır işkence sonucunda vahşi bir şekilde katledildi.

Kürtlerin ekonomisi çökertildi

02.11.2007’de Kürtlerin her tarafta yürüttükleri ‘Êdî Bes e’ hamlesi çerçevesinde Qamişlo’da düzenlenen gösteriye devlet güçleri saldırdı. Bu saldırıda İsa Mele Hesen isimli Kürt genci öldürüldü. PYD’nin yöneticilerinden İsa Hiso, Ebas Xelo, Cemil Bavê Adil tutuklandı. Aynı gösteride tutuklanan Ayşa Efendi ve Kewser Tayfur isimli Kürt kadınları da tutuklandı ve halen cezaevindeler. Bu saldırı ve katletme politikasının son halkası da Kürt parlamenter Osman Sileman’ın katledilmesi olmuştu.27.11.2007’de Kobani’de düzenlenen gösteriden sonra gözaltına alındı. Maruz kaldığı ağır işkence sonucu da 18.02.2008’de yaşamını yitirdi. PYD üyeleri ve PYD’ye yakınlığı ile bilinen yüzlerce kişi bu dönemlerde cezaevine atıldı ve ağır cezalara çarptırıldı.
Suriye ordusu içinde de Kürtlere yönelik politikalar aynı paralelde yürüyordu. Onlarca Kürt genci ordu içinde öldürüldü ve ‘intihar’, ‘kaza’ gibi gerekçeler sıralandırılarak cenazeleri ailelere teslim ediliyordu. Resmi rakamlara göre askelik yaptığı sırada öldürülen Kürt genci sayısı her nekadar 40 olarak ifade edilse de bu sayının şu anda 100 kişiyi geçtiği biliniyor. Ordu içinde katledilen Kürt gençlerin isimlerine bile bakıldığında -Egîd. Berxwedan, Nêçîrvan, Hogir, Hoşîn vb.- hangi kültürlü büyümüş Kürt gençlerin hedefi haline geldiği rahatlıkla görülecektir.
Yine Kürtlerin elini zayıflatmak, iradesiz kılmak için Suriye devleti 49 sayılı kanunu çıkardı. Bu kanun ile Kürtlerin mülk edinmeleri, konut yapmaları, mülk, toprak alıp satmaları yasaklandı. Devlet yetkilileri gerekçe olarak da „Türkiye sınırına yakın olan bölgelerde inşaat işlerinin ulusal güvenlik nedeniyle istihbaratın ve dolayısıyla direkt Şam’ın inisiyatifi ve tasarufunda olmalı„ formüle edildi. Bu yasa ile Kürt bölgelerinin ekonomileri resmen çökertildi. Yüzbinlerce kişi açlık sınırına varan ekonomik imkansızlıklardan ötürü Suriye’nin iç bölgelerine göç etti, daha doğrusu göçertildi.
Yine 2009 Newroz’unda kutlamalara katılan üç Kürt genci Suriye istihbarat güçleri tarafından katledildi. Newroz gecesi Qamişlo’da yakılan ateşin etrafında halay çeken gençler kurşunların hedefi olmuşlardı.
Şam rejiminin bunlarla da sınırlı kalamamıştı. Kürtlerin diline karşı da adeta bir savaş başlatmıştı. Kürtçe olan iş yerlerinin isimleri ‘Arapça’yı geliştirme’ bahanesiyle zorla değiştirildi.

Kürtleri tarafsız bırakma politikası

Kürtler üzerinde bunca baskı ve saldırılar sürerken bölgede esen serhildan rüzgarına Suriye’de kapıldı ve 15.03.2011 tarihinde ayaklanmalar başladı. Şam rejimi de Kürtlere yönelik politikalarını değiştirerek Kürtlerin tarafsız kalacağı bir pozisyona girmelerini sağlamaya çalıştı. Bunu da Kürtlerin gaspedilen haklarının bir kısmının iadesi üzerinden yürütmeye çalıştı. 1962 yılında çıkarılan yasa ile kimliksiz ve statüsüz bırakılan Kürtlerin tekrar statü sahibi olması için bazı adımlar atıldı. Ancak bunlara rağmen Kürtler Suriye halkının bir parçası olarak kendilerini gördüklerini ve başlayan serhildanın da doğal olarak bir parçası olduklarını açıkladılar.
Değişimle karşı karşıya olan Suriye’de Kürtlerin pay ve hak sahibi olmalarını istemeyen Türk devleti ve AKP de o güne kadar sürdürdüğü politikalarını değiştirerek, müdaheleci güçlerin adeta jandarmalığına soyundu. Arap muhalefeti içinde kendisine bağlı gruplar oluşturdu ve temel strateji olarak da Kürtlerin ve Kürtlerin en büyük temsilcisi olan PYD’nin boşa çıkarılması için her türlü yol ve yöntemi denedi, deniyor. Türk devletinin temel taleplerin başında Kürtlerin oluşturulacak anayasada anılmamaları, tanınmamalarıdır. Yeni Suriye’de hiç bir şekilde Kürtlerin pay ve söz sahibi olmamaları yer alıyor. Müslüman Kardeşler Örgütü de Türk devletinin bu talepleri doğrultusunda hareket etmeye başladı. Tüm gücüyle ve kendisine bağlı oluşumlar yoluyla Kürtlerin Suriye’deki gelişmelerin dışına itilmesi, etkisizleştirilmesi için çabalıyor. Bunu da daha çok Kürtlerin birlik olmasının önüne geçerek yapmaya çalışıyorlar. Birlik içinde olmayan Kürtlerin iradesinden, güçünden ve hatta varlığından bahsedilmeyeceği gerçeği üzerinden politika geliştiriyorlar.
Suriye’de serhildanın başladığı günden şimdiye kadar Müslüman Kardeşler Örgütü başta Batı Kürdistan olmak üzere tüm parçalardaki Kürtlere karşı düşmanvari açıklama, demeç ve yaklaşımlarını sürdürüyor. AKP’nin ajanı konumuna düşen bu örgüt, Kürt Özgürlük Mücadelesini ‘terörist’ olarak ilan etti. HPG gerillarının Türk ordusunun saldırılarına karşı Çukurca’da gerçekleştirdikleri misilleme eylemini ‘İstanbul Meclisi’ olarak Türk devletince oluşturulan örgütler adına ‘terörist bir eylem’ olarak isimlendirdi. Bu talihsiz ve AKP’nin imha konseptine katkı sunan açıklama ile AKP’nin daha fazla desteği alınmaya çalışılıyordu. Böyle bir açıklamanın da 80’li yıllarda Şam ve Halep’te sivillere karşı düzenlenen ve yüzlerce kişinin ölümüne neden olan bir ögüt tarafından yapılmış olması ilginç bir durumu oluşturuyordu. Yapılan birçok açıklamada Kürtlerin de içinde olacağı federalizm modelinin asla kabul edilmeyeceği ve Kürtlerin Batı Kürdistan’da yürütecekleri hiç bir -barışçıl, siyasi- çalışmaya müsaade edilmeyeceği dillendiriyordu. Değişim adı altında Suriye’de yapılmak istenenin aslında AKP’nin güdümündeki Müslüman Kardeşler Örgütü tarafından yönetilen ve Kürtlerin hiç bir hak sahibi olamacağı bir model hesabı olduğu ortaya çıkmış durumda. Diğer bir deyişle kapalı, tek renk, Sünni mezhebinin ve Arap milliyetçiliğinin hegemonyası altında bir model düşünülüyor.

Müslüman Kardeşler AKP’nin güdümünde

Müslüman Kardeşler Örgütü tamamen sırtını AKP yönetimi altındaki Türkiyeye dayamış ve birçok imkanı da buradan sağlıyor. Kadroları Türkiye’de eğitiliyor. Yine Türk devletinin sağladığı parasal ve diplomatik imkanlarla ‘İstanbul Meclisi’ içindeki tüm güçleri kendi kontrülüne almaya çalışıyor. Yine bu meclis ‘Suriye halkının temsilcisi’ olarak ön plana alınıyor. Aynı şekilde körfez ülkelerinin desteği de alınıyor. Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler de bu oluşuma destek veriyor. Bu ülkeler tarafından milyonlarca dolardan, özel uçaklara kadar birçok imkan Müslüman Kardeşler’in hakim olduğu ‘İstanbul Meclisi’nin hizmetine sunuluyor. Yine El Arabiye, El Cezire gibi televizyonlar da bu oluşumun propaganda araçları haline getirilmiş durumda. Bu televizyon kanalları tarafından ‘İstanbul Meclisi’ Suriye halkının ‘tek ve meşru’ temsilcisi olarak gösteriliyor. Bunun dışındaki tüm güçler ise ‘marjinal’ ve ‘zayaf’ güçler olarak lanse ediliyor.
Türk devleti ordudan ayrılan binlerce askeri de destekliyor. Bu askerlerin çoğunun Sünni mezhebinden olduğu biliniyor. Bunlar üzerinden ‘Suriye Özgür Ordusu’ ismiyle bir oluşuma gidildi ve silahlandırıldı. Bu ordunun komutanı ve sorumluların hepsi Türkiye’ye gittikleri ve Türk istihbaratı ile bire bir çalıştıkaları biliniyor. Bu oluşum tarafından organize edilen ve Alevi mezhebine karşıt olarak oluşturulan taburlar mevcut. Bunlara da Sünni mezhebini çağrıştıran ‘Ober Bin Xetap’, ‘Muaviye Bin Ebû Sufyan’ gibi isimler verilmiş. Bu taburlar tarfından gerçekleştirilen eylemler de destek veren ülkelerin televizyonları tarafından meşru savunma kapsamındaki kutsal eylemler olarak yansıtılıyor.

Mezhep çatışmasının merkezi Humus

Alevi ve Sünni mezhebi arasında bir çatışmay dönüşen şiddet özellikle Humus kentinde yoğun bir şekilde sürüyor. Sadece mezhebi kimliklerinden ötürü yüzlerce kişi öldürüldü. Suriye Özgür Ordusu isimli yapılanma önemli bir desteği Türkiye’den görüyor ve Müslüman Kardeşler Örgütü’ne bire bir bağlı. İçerisinde yer alan askerlerin çoğu İdlib, Hama, Humis ve Şam gibi Müslaman Kardeşler’in güçlü olduğu yerlerden. Türkiye’nin yanı sıra diğer Sünni Arap ülkeleri de yoğun bir destek sunuyor.
Son günlerde değişik kaynaklarca doğrulandı ki Libya yönetimi tarafından ‘İstanbul Meclisi’ne 100 milyon Dolarlık bir yardım yapıldı. Yine Türkiye’nin Suriye sınırında yüzlerce silahlı kişi rejim karşıtlarına destek için yerleştirildi ve operasyonlar yapılıyor. Bu operasyonlar da Abdulkadir Belhaç öncülüğünde yürütülüyor. Belhaç, Trablus’ta Kaddafi rejimine karşı harekete geçen grupların lideriydi. El Kaide örgütünün Kuzey Afrika temsilciliğini de yapan Belhaç ABD’nin denetimindedi Guantanamo cezaevinde kalmış.
Yine İran ve Lübnan Hizbullah’a karşı Lübnan’da konuşlandırılan El Kaider militanlarının da Suriye’ye geçtiği bildiriliyor.

‘İstanbul Meclisi’ ve Kürtler


Ne yazık ki bazı Kürt oluşum ve şahsiyetleri de ‘İstanbul Meclisi’ adı altında oluşturulan yapılanmaya dahil olarak amatör ve akılsız bir siyaset yürüterek Müslüman Kardeşler Örgütü’nün ön plana çıkmasına katkı sundular. Ajan kesimler elbette bilerek bunda rol aldı, ama meselenin farkında olupda buna alet olanlardan da bahsetmek mümkün. Bu kesimlerden bazıları kendilerini „Müslüman Kardeşler ve Türkiye PKK ve PYD’ye karşı girişimlere sahip olabilirler. Ancak biz Kürt haklarının inkarına müsaade etmeyeceğiz“ teorilerinin arkasına sakladılar. Dedikleri gibi de olmadı; ‘İstanbul Meclisi’ Kürtlerin haklarını inkar ediyor ve Suriye’de Kürt varlığını kabul etmiyor. Buna rağmen de bunlarla hareket eden Kürt şahsiyetleri tepkisiz kalmayı seçti. 
 
Yapılması gerekenler

Kuzey Kürdistan’da Kürtler üzerinde inkar ve imha siyasetini yürüten AKP hiç bir şekilde Türkiye sınırları içinde Kürt haklarının gündeme gelmesini istemiyor. Yine AKP oluşturduğu örgütlenmeler üzerinden Batı Kürdistan’da da Kürtlere karşı bir savaş yürütüyor. Bütün imkanlarını devreye koyarak onları statütüsüz bırakmaya çalışıyor. Bu kadar net politikalar yürütülmesine rağmen birileri de Ankara’nın yolunu tutarak adeta AKP’nin uşaklığına soyundu.
Mevcut durumda her şey aşikar ve yapılması gerekenler bellidir. En başta bu politikalara alet olanlar ‘İstanbul Meclisi’nden çekilmeli ve Kürt halkından özür dilemelidir. Yine Kürtler hiç bir şekilde Şii-Sünni çatışmasının bir parçası haline gelmemeli. Yine Türk devletinin desteklediği ‘Özgür Suriye Ordusu’nun Kürtlere karşı kullanılacağı hesaba katılmalı ve tedbirler ona göre alınmalı.
Ve yapılması gereken en önemli şey de Kürtlerin birliklerini oluşturmaları Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ve Güney Kürdistan Hükümeti ile Kürt halkının çakırları temelinde sağlam bir ilişkilenme ve politika belirlemeliler.


TARIQ HEMO 


tariqhamo@googlemail.com