Paris’te 13 Kasım 2015 tarihinde gerçekleşen kanlı saldırının ardından tam iki yıl geçti. 130 kişinin yaşamını yitirdiği, 417 kişinin yaralandığı kanlı Paris saldırısının yıl dönümünde çeşitli devlet törenleriyle katliamda yaşamlarını yitirenler anıldı. 13 Kasım tarihi Fransa’da hem terörle mücadele, iç güvenlik sorunu vb daha birçok konuda yeni bir tarihsel sürecin başlangıcı oldu. O tarihten sonra Fransa uzun yıllar sonra OHAL uygulamasını başlattı ve bugün artık kalıcı olarak yasalaşmış bulunuyor. O tarihten sonra sistematik olarak sayısız saldırı gerçekleşti, garlar, okullar, mağazalar güvenlik güçleri ve kameralarla donatıldı. Tıpkı saldırı sonrasında dönemin başbakanı Manuel Valls’in dediği; “bu bir savaş, her şeye hazırlıklı olun” demesi gibi, Fransız toplumu artık yaşanacak her şeye kalbindeki korkularla hazır hale getirilmiş bulunuyor!

Fransa 1970 yıllardan sonra Cezayir ve Filistin sorunu nedeniyle çeşitli saldırıların hedefi olmuştu. Çeşitli bombalı eylemler, uçak kaçırma vb saldırılar değişik tarihlerde yaşandı. Hepsinin arkasında çoğunlukla Filistin ya da Cezayirli radikal islamcı örgütler bulunuyordu. Bu sürece bakıldığında daha çok ülke dışından gelen güçler tarafından Fransa’nın hedeflendiği görülüyor. Taki 2012 yılında Fransa’da ilk cihatçı terör eylemini gerçekleştiren Muhammed Merah profiline kadar. Merah, önce üç Müslüman kökenli askeri öldürürken devamında 19 Mart tarihinde Yahudi okulu Ozar Hatorah’ı taradı. Burada iki öğrenci ve bir öğretmen yaşamını yitirdi. Merah daha sonra bir polis operasyonuyla öldürüldü. Yaşananların ardından Merah’ın daha önce Fransız istihbarat birimlerinin adamı olması diğer taraftan Toulouse’un radikal İslamcı örgütlerin yoğunlaştıkları bir merkez olması gibi karmaşık bir arka-plan ortaya çıkıyordu. Bu iki önemli bilgi bir süre Fransız medyasının gündeminde kaldı ama konuya dair sansürlerle Merah ve radikal islamcı örgütlerin Fransa’daki varlığı  konusu Charlie Hebdo saldırısına kadar rafa kalktı. 

7 Ocak 2015 Charile Hebdo saldırısı, etrafında ulusal birlik mesajları, yıpranan hükümetin yeniden toparlanması vb imajlar çerçeve yapılsa da, Fransa’da artık sistematik saldırıların önü çoktan açılmıştı. Aradan yıllar geçmeden 10 ay sonra bu kez Paris’te 13 Kasım saldırısı yaşandı. Devamında Nice, Marseille, Paris ve çevresi derken saldırılar birbirini izledi. 

Paris Sosyal Bilimler Fakültesi İslam dünyası uzmanı Gilles Kepel, 1987 yılından bu yana radikal islamcı örgütler üzerine çalışıyor. Kepel’in çalışma yürüttüğü alanlardan biri de Fransa’da bu anlamdaki örgütlenmeler. 2016 yılında Kepel’in çıkarmış olduğu “Tanrı’nın İntikamı” adlı kitapta artık Fransız usulu bir cihadın olduğundan bahsediliyor. Kepel’in bahsettiği aslında Merah’tan bugüne kadar yaşanan saldırılar ve saldırılara katılanların profillerine baktığımızda doğrulanıyor. Fransa, artık dışarıdan gelenlerin yaratmış olduğu saldırılarla değil, kendi ülkesinde örgütlenen güçler tarafından vuruluyor. 

13 Kasım ve devamında yaşananlar, Fransa’da radikal islamcı örgütlenmelerin geldiği düzeyi gösterirken, diğer taraftan dünyaya örnek model olarak gösterilen Fransız istihbarat birimlerinin çöküşünü işaret ediyor. İstihbarat birimlerinin son iki yıl öncesine baktığımızda çalışmalarının ana merkezinde sol örgütlenmeler bulunuyordu. Basklılar ve Kürtleri hedefleyen, onların kurumları, politikacıları etrafında izleme ve tutuklamalara girişen istihbarat birimlerinin göz yumduğu radikal islamcı örgütlenmeler, Paris başta olmak üzere birçok kenti kana buluyordu. 

Fransa’da bütün bu gelişmelere bakıldığında 13 Kasım 2015’ten sonra geri dönülmez yeni bir sayfa açıldı. Fransa artık kendi içindeki cihatla boğuşurken, güvenlik adı altında insan haklarının her gün ihlal edildiği bir coğrafya halini aldı. 13 Kasım süreci diğer taraftan köklü siyasi partileri tarih sahnesinden silerken diğer taraftan Macron ve partisini yarattı. Yüzyılın işçi ve emekçi kazanımları bu savaş konsepti etrafında ve sürekli terör tehdidi sopasıyla son iki yılda buhar edildi. Valls’in söylediği “savaştayız” sözü tüm yaşananları doğruluyordu. 13 Kasım sadece teröre değil, aynı zamanda kendi halkına savaş açan Fransa’nın yeni tarih sayfasının başlangıcı niteliğindeydi!