Ben bu yazıyı yazdığım sırada, Amed’de BDP’nin yapacağı basın açıklamasını da bekliyorum. Hem de biraz korkulu ve tedirgin. Acaba gene dünkü gibi saldıracaklar mı diye… Ne garip değil mi? Amed’de halkın yüzde atmış oyunu almış bir partinin yapacağı mitingi yasaklamak. Kim yapar böyle bir şeyi diye düşününce ilk verilecek cevap; Aptallar olur…Amedliler’in deyimi ile ahmaklar olur… Ahmak aynı zamanda içinde zeka düzeyi düşüklüğünün yanı sıra bunu bilmeyecek kadar kendine hayran narsist bir benliği de taşır. Ancak ırkçı refleksleri de unutmamak gerekir… Bir de ahmaklığı, ırkçılığa ve İslama uyarlamış çok özel bir durum ile karşı karşıyayız.
Kısacası medyanın kendilerine taktığı diğer isimleri ile bir araya getirdiğimizde Türkiye’yi yöneten tablo şöyle gözüküyor;
Odun İ.Namin’in ahmaklığı + Türk kadının vajina bekçisi Erdoğan’ın Süper Narsizmi + Kandil sünnetçisi C.Çiçek’in ırkçılığı + Arınç’ın İslami anlayışı. Bu toplam Türkiye’yi yönetiyor…
Böyle bir sistem tarafından yönetilmek istemeyen bir kaç Türk var. Maalesef çoğunluk hayatından memnun. Bu sistem Kürtleri de yönetmek isteyince 14 Temmuz’da Amed’de ki tablo ortaya çıkıyor. Tıpkı 30 yıl önce Amed cezaevinde Kürtleri bu sisteme uydurmak isteyenlere karşı, bedenlerini açlığa yatırıp direnenler gibi direniyor Amedliler ve Kürtler…
14 Temmuz 1982’de başlatılan direniş, unutturulmak istendi…
Kürtler unutmadı. Ancak Hayri, Ali ve Akif’in yanında direnişe Türk kimliği ile katılan Kemal Pir’i Türkler hatırlamıyor.
Siz hiç 12 Eylül fasist rejimine karşı Kemal Pir’in destansı direnişini yazan bir Türk yazara rastladınız mı?… Neden yazmazlar?.. Neden Kemal Pir’e sahip çıkmazlar… 12 Eylül rejimi yargılanırken tam da zamanı değil mi?..
Bu sorunun cevabını onu yazmayan Türk aydınları ve yazarları versin diyeceğim, ancak bir benzetme yapmadan da geçemem. Faşist rejim en çok Kürtler ile birlikte mücadele eden ve direnen Türklerden rahatsız oluyordu ve oluyor. Onları Türklüğe ihanetin sembolü olarak görüyorlar. Acaba Kemal Pir’i yazmayan Türk aydınlarının bilinçaltı faşist sistem ile aynı mı çalışıyor???
Dünkü manzaralar korkunçtu. Seçilmişlerimize yapılanlar bilinçli, önceden tasarlanmış olduğu herhalinden belli olan görüntüler idi… İyi ki internet medyası var… Sanal engellemeler ile ne ANF ne de Nuçe Tv’yi izleyebildim. Ancak görülmesi gerekenleri anında facebooktan izledim. Vatandaşın kendi imkanları ile yarattığı yeni meslek dalı, internet medyası dün harikalar yaratmıştı. Bu arada Vakkas adlı gence teşekkürlerimi iletiyorum. Vakkas iyi ki varsın ve iyi ki benim facebook arkadaşımsın.
14 Temmuz’da manzaraları izleyen her Kürd’ün tepkisi bazı nüansları, farklı gerekçeleri olsa da, ortak bir noktada kesişiyor. Örneğin, bir Kürt gencine TC polisinin yaptıkları görüntülendiğinde, Kürt kimliği taşıyanların onuru kırılıyor, içi sızlıyor, canı yanıyor, sisteme öfke duyuyor...Ve belki bir süre sonra bu görüntü unutuluyor… Her Kürdün görsel hafızasında böyle bir kare vardır, unutulan. Yani pasif bir görüntü ve resim karesi… Ne zaman aktifleşeceği belli değildir. Ancak aktifleşeceği bir zaman kesinlikle vardır.
Ekranlara yansıyan bu görüntü karelerinde seçtiğimiz vekillerimiz ve başkanlarımız olduğunda her şey biraz daha farklılaşıyor. Şiddete maruz kalmış seçilmişlerimizin, şiddete maruz kalmış diğer Kürtlerden ne farkı var bilmiyorum, ancak her şeye rağmen yarattığı tepki daha farklı. Belkide görsel bilgi, işitsel bilgi ile birleştiğinde unutulmazmış ya da daha iyi öğrenilirmiş tezi bilimsel olarak kanıtlanmıştı onunla ilgili mi? Mesela unutulmayan ve sürekli aktif olan bir kare mi..?
Ya da seçilmişlere aslında hizmet eden bir görev yükleniyor, yani bilinçaltı anne – baba sembolü yükleniyor, besleyen koruyan, kollayan bir sembol. Dolayısı ile onlara yapılan saldırı, anne ya da babamıza yapılmış olarak mı bilinçaltında işleniyor… Nedenleri belkide başka bir yazı konusu. Kısacası, onlara yapılan hakaret ve saldırlara tepki bir başka oluyor…
Hepimizin görsel hafızasına şimdilik işlenmiş olan, Selahattin’in gazlanmış bedeni ile direnen hali… Sanki atası Eyyubi’ye inad Kürdistan diyen, özgürlük meydanını işaret eden hali… Pervin’in kanayan yarası ve yüzündeki acı, sanki bu da ne, ben ne canlar verdim der gibi, ben ne acılar gördüm der gibi bakan hali… Osman’ın yumrukları ve sedyedeki görüntüsu… Emine’nin polise teslim etmediği, bedenini siper ettiği Kürt kızına sarılmış ve tazyikli su saldırısı altındaki görüntüleri… Gültan’ın tazyikli su saldırı sonrası yerden onurlu kalkışı… Ertuğrul’un polise direnişini… Bu görüntüler unutulmayacak ve hep aktif kalacak… Kendi vekilimi de yazmalıyım. O zaten biber gazına ve tazyikli suya alışık olduğu için tecrübeli… Tecrübesi sayesinde 14 Temmuz karesine giremedi… Ancak onun hafızalarda aktif görüntüsu zaten çok…
Bu görüntüler ile her izlendiğinde katlanan öfke, sürekli katlanarak dönüşüyor. Dönüşümün güzergahı ise ilginç.
Katlanan öfke, direnişe dönüşüyor…
Direniş kopuşa dönüşüyor…saflar belirginleşiyor…
Sistem flulaşıyor.
Her şey, Türk versus Kürde dönüşüyor… Ya da tersi Kürt versus Türk’e dönüşüyor.
Çok daha ilginç olan bu sonucu yaratanlar, Kürtleri bir yüzyıl daha yönetmek isteyenler. Gel de şimdi Amedli’nin dediği gibi bunlara AHMAK deme…
Bir ahmak ile arkadaşlık yapmak ya da birlikte yaşamak çok zorlukları beraberinde getirir. Ancak bir ahmaktan kurtulmak da daha kolaydır… İstenirse…
14 Temmuz direnişi ve ahmaklar