AKP yola çıkarken vesayet rejimini gerileteceğini, ona karşı olacağını, egemen burjuva rejimini bertaraf edeceğini ve yoksullardan yana tavır geliştireceği vadiyle ortaya çıkmıştı. Elbette bunu yaparken halkın zayıf yanı olan İslami argümanları kullanmış, siyaseti tam da yoksullar üzerinden yürütmüştü. Gelinen noktada sendikalar, grevler, tazminatlar, demokrasi talepleri ve özgürlükler konusunda geri adım atmayanlara, egemenlerin dilini ve devraldığı devlet aygıtlarını pervazsızca kullanarak, 12 Eylül uygulamalarını aratmıyor.
Çekindiği hiçbir şey yok gibi, olsa olsa belki yine İslami argümanları kullanarak muhalefet yapmak isteyen kesimler olabilir. Onları da bertaraf etmenin yolunun kendi İslami anlayışının egemen kılınması, yani onu da kendi tekeline alarak iktidarda kalmayı başaracağını sanması olabilir.
14 Temmuz’da Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’nin çağrısı ile yapılacak olan mitinge “önceden izin alınmadan gösteri ve basın açıklaması yapılabilir” hükmüne karşın, valiliğin izin vermemesi; sonra da ”devletin” bütün hışmıyla halka zalimce davranması, milletvekillerine uygulananlar iktidarın o çok yüzlü tavrını ortaya bir kere daha çıkarmıştır. Artık hiçbir kesimin kendi yandaşlarından bir bölümü de dahil olmak üzere AKP’nin statüko dışına çıkamayacağı, devletin geleneksel tavrını sürdüreceği inancının pekişmesidir.
14 Temmuz Diyarbakır mitingi bunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Yine 14 Temmuz tesadüf değildir. O kanlı cezaevinde (Diyarbakır) ölüm oruçlarının başladığı gündür. Hayri Durmuş’tan, Kemal Pir’den ve diğerlerinin bedenlerini yakarak aydınlattığı, yoldan yürümenin günüdür. O nedenle anlamlıdır. Geriye dönüp baktığımızda gaddarlık, zalimlik açısından değişen bir şey olmasa da sonunda mutlak Kürtler galip gelecektir. Yaptıkları eylemlerle AKP’yi sıkıştırmaya devam edeceklerdir…
AKP iktidarda sıkı durmaya çalışsa da sol yanından darbe yemiştir artık. Numan Kurtulmuş da kurtaramayacaktır onu. Sonu yaklaşmış o yüzden zıvanadan çıkmış, imha ve inkar politikalarını gündemde tutmaktadır. AKP köşeye sıkışmış durumda, bütün otoriter yönetimlerde görüldüğü gibi “tıkanma, duraklama“ dönemine girmiştir. O nedenle devletin üst katında açılımlar adı altında yürütülen politikalar iflas etmiştir. Aslında başından bu yana karşılığı olmayan ucu açık söylemlerden yaratılan bu ortamın içine düşen birçok kitle örgütü ve Alevi örgütleri içine düşürüldükleri bu tablodan kendilerini sıyırmaya, durumlarını kotarmaya çalışsalar da, durum ortadadır.
Bülent Arınç ve diğer AKP kurmaylarının söylemleri açıktır. “Alevi açılımı” muhabbetlerinden bugün gelinen noktanın inkar ve aşağılamadır. Bütün bunlar tekçi anlaşlarının ürünü olsa da, yine de bu durumu yaratanlar biraz da Alevi örgütleri ve “önder”leri olmuştur. Çalıştay, açılım, saçılım derken, tavır ve hareketleri ile iktidarın abdestini tazelemekten başka bir işe yaramamıştır çalıştayları… Kürtleri Zerdüştlük üzerinden ve “Öcalan’ı peygamber ilan ettiler” söylemleri ile siyaseti inanç üzerinden yürüten AKP, 14 Temmuz direnişiyle dersini almışa benziyor. Her ne kadar ileri demokrasiden söz etselerde, artık çok seslilik yoktur. Meclis Diyanet’in emrine girmiş, din devleti ya da başka deyişle ılımlı İslam’a giden yapı taşları oluşturulmaya başlanmıştır. Buna 14 Temmuz’la geçit verilmemiştir.
Umarız Diyarbakır mitingi sonrası diğer örgütlerde ders alırlar…
14 Temmuz ve açılmalar saçılmalar