
28 yıl önce gerilla Eruh ve Şemdinli’deki asker ve polise yönelik eylem yaparak sömürgeci Türk devletine karşı bir mücadele başlatmıştır. O günden bugüne Kürdistan’ın bütün dağlarında ve ovalarında gerilla ile Türk devleti arasında çatışmalar sürmektedir. Gerillanın üslenmediği dağ, eylem yapmadığı yer bulunmuyor. Amanos’lardan Ağrı dağına, Karadeniz’den, Dersim’den Zagroslar’a kadar gerillanın ayak basmadığı toprak ve kaya kalmamıştır. NATO’nun ikinci büyük ordusu denilen Türk ordusu bu savaşta çaresiz ve başarısız durumdadır. Eğer ABD’nin, NATO’nun ve Avrupa’nın siyasi ve askeri desteği olmasaydı Türkiye şimdiye kadar on defa başarısızlığını kabul eder ve Kürt sorununu çözerdi. Bugün bile dış güçlerin desteğiyle ayakta kalıyor ve çözümsüzlükte ısrar ediyor.
Gerillanın yenilmezliği ve moral düzeyinin yüksekliği her şeyden önce de çok haklı bir Özgürlük Mücadelesi yürütmesindendir. Özgürlüğü için sonuna kadar direnmekte kararlı olan bir halk gerçekliğinin bulunmasındandır. Gerilla sadece bir direniş mücadelesi başlatmamıştır, aynı zamanda her günkü direnişi ve bunun yarattığı toplumsal devrim kendisini yenilmez kılan bir halk gerçekliği ortaya çıkarmıştır. 15 Ağustos esas sonuçlarını askeri alanda değil, ulusal, toplumsal ve kültürel alanda ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle ilk kurşun Kürt’ün kafasındaki karakollara sıkılmıştır, denilmiştir. O günden bugüne Kürt toplumunda yaşanan değişim muazzam olmuştur. Hiçbir askeri ve siyasi mücadelenin yaratmadığı bir sosyal devrim, bir demokratik devrim ve bir kültür devrimi gerçekleşmiştir. Bu, öyle devrimci bir dinamizmdir ki, her gün kendi içinde yeni devrimleri tetikleyerek yaşanan devrimleri derinleştirmekte ve kapsamlılaştırmaktadır. Bu nedenle tarihin gelmiş geçmiş en başarılı devrimlerinden biridir.
15 Ağustos’u sadece askeri eylemleriyle değerlendirmek esasın görülmesini gözden kaçırır. Kürt toplumunun kendi özgür ve demokratik yaşamı için düşünce ve duygu dünyasının gelişmesi ve siyasal toplumsal hareket içinde yer alması bu devrimin büyüklüğünü gösterir. Kürdistan’da ağa, bey ya da başka otoritelerin etkisinde olan Kürtler bugün ulusal düzeyde düşünmekte ve bizzat kendi iradesiyle hareket etmektedir. Geleneksel otoritelere göre düşünmemekte, ona göre hareket etmemektedir. Kürt toplumunu harekete geçiren özgürlük ve demokrasi özlemleri ve bu konuda yarattığı öz örgütlenmelerdir. Kürt toplumunun siyasete, örgütlenmeye yatkın hale getirilmesi, baskılar ne düzeyde olursa olsun özlemlerini gerçekleştirmede ısrarlı olması en büyük devrimi ifade etmektedir. 12 Eylül’den bu yana Kürtlerin dünyada görülmemiş düzeyde zindanlara girmesi, Türk devletinin zindanları geçmişteki fiziki katliamlara benzer biçimde kullanması, Kürt toplumundaki direncin yüksekliğini ortaya koymaktadır.
Kürdistan toplumunda yaşanan direnişler sadece bir tabakayı, bir sınıfı, bir kesimi, bir cinsi değil, yediden yetmişe tüm toplumsal kesimi içine almıştır. Kürdistan’da yaşanan mitinglerin, yürüyüşlerin ve gösterilerin bileşimine bakıldığında bu gerçeklik görülür. Bu, dünyada ilktir. Kürt kadınındaki değişim bu devrimin derinliğini ve kapsamını açıkça ortaya koymaktadır. Kadında yaşanan değişim ve devrim toplumsal devrimin niteliğini ortaya koyarken, bu devrim de toplumsal devrimi her gün yeni boyutlara taşımaktadır. Bu kadın Avrupa ya da Türkiye’deki kadından farklıdır. Avrupa ya da Türkiye’deki kadının belki okullu eğitim düzeyi yüksektir, ancak Kürt kadını kadar toplumu dönüştüren ve siyaseti etkileyen bir konumdan uzaktır. Kürt kadını bir yönüyle de sömürgeci okulların asimilasyon ve duygu değirmeninden geçmediğinden Kürdistan devrimi içinde eğitimini gerçekleştirmekte, bu da onun özgürlük ve demokrasi tutkusunu öldürmeden Özgürlük Mücadelesi içinde yer almasını sağlamaktadır. Botan kadının bu özgürlük mücadelesindeki özgün yeri böyle ortaya çıkmaktadır.
Bugün toplumsal ve siyasal alana duyarlı olduğu kadar özgüven kazanmış örnek bir halk gerçeği vardır. Bu özgüven, başı dik ve onurlu olması çok çok önemlidir. Tüm sömürgeciler ve egemenler esas olarak da Kürt’ün iradesini kırıp kendine güveni olmayan, bunun sonucunda rahatlıkla yönetilen bir Kürt yaratmak istemişlerdir. 15 Ağustos en başta da bu sömürgeci zihniyete karşı bir isyan olmuştur. Kürt’ü iradeli ve onurlu yapmıştır. Bugün Türk sömürgecilerinin en büyük öfkesi bunadır. Her gün Türk Başbakan’ın Kürtlerin siyasi temsilcilerine ve irade olarak gördüklerine bu kadar saldırmasının nedeni budur. Apo ve PKK düşmanlığının nedeni de budur. İradeli, onurlu ve özgürlük talepli Kürt yaratılmasınadır.
Eğer 15 Ağustos olmasaydı bugün Kürtler ve Kürdistan yok oluşun eşiğine getirilmiş olurlardı. Lanetli bir yaşam içinde olurlardı. Kara kaderleri içinde yok oluşun onursuzluğunu yaşarlardı. Bugün Güney Kürdistan, Batı Kürdistan, Doğu Kürdistan ve yurtdışındaki tüm Kürtler özgürlük umudu ve özlemi içinde yaşıyorlarsa, büyük bir toplumsal-siyasal dinamizm içindelerse bunda 15 Ağustos’un rolü belirleyicidir. 15 Ağustos’taki gerilla hamlesi ve bunun yarattıkları olmasaydı sadece Kuzey Kürdistan’daki değil, dört parçadaki Kürtlerin durumu çok dramatik olurdu.
15 Ağustos olmasaydı bugün Güney Kürdistan’daki kazanımlar da tanınma düzeyi de bu kadar olmazdı. Kuşkusuz Güney Kürdistan halkı da mücadele vermiştir, ağır bedeller ödemiştir; ancak 15 Ağustos olmasaydı, en büyük parçada özgürlük ve demokrasi dinamizmi gelişmeseydi Güney Kürdistan dahil tüm parçalarda halkın kendine özgüveni güçlü olmaz ve ortaya çıkan fırsatlar bu düzeyde değerlendirilmezdi.
15 Ağustos’un yarattığı sonuçlar o kadar büyüktür ki, bugün taraflı tarafsız herkes Kürtlerin 21.yüzyılda her parçada statü kazanacak düzeye geldiği değerlendirmesi yapmaktadır.