Otuz yıllık silahlı mücadelenin ardından gelinen nokta, halkın umutlarının bağlandığı bir mücadele gerçeği olmaktadır. 15 Ağustos’un ilk kurşunu giderek gerçek bir halk savaşına dönüşmüştür. Kürt halkı var olduğunu ve Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olduğunu, büyük bedellerle yükselttiği bu mücadelede ortaya çıkarmıştır. Yok sayılan, imha edilmek istenen ve inkar edilen bir halk gerçeğinden, bugün direnebilen, her türlü saldırıya karşı kendisini savunabilme kabiliyeti gösteren devletleşmemiş tek halktır, tek ulustur. Kısacası 15 Ağustos Atılımı, Kürtlerin varlığını yeniden sağlamıştır.
Şimdi ise varlığını kabul ettirme, savunma ve özgürleştirme mücadelesini vermektedir. Var olduğunu, kendi hakikatinin sahibi bir halk ve ulus olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ancak henüz bunu tüm yönleriyle dünyaya kabul ettirebilmiş değildir. Tüm dünyanın gözü önünde savaşan, direnen, varlığını sürdürmekte ısrar eden bir duruşun sahibi olmasına rağmen, egemen dünya her gün izlediği bu varlığın, varlığını henüz tanımış, kabul etmiş değildir.
Büyük bedellerle ilan ettiği varlığını şimdi dört parçada savunmaktadır. Halk Savunma Güçleri, halkı nerede savunmak gerekiyorsa oraya gitme yerleşme, mevzi tutma kabiliyeti gösteriyor. Yani sadece öldürmek için yürütülen bir savaş değil de, ciddi bir meşru savunma savaşı yürütüyor. Artık dört parça Kürdistan’daki halk, saldırıyla yüzyüze kaldığında bu savunma gücünü çağırıyor. Beni savunmaya, beni kurtarmaya gel diyor. Kürdistan Halk Savunma Güçleri ve verdikleri mücadele bu denli umutların bağlandığı bir direniş gücü haline geldi. Rojava halkı da, Başur halkı da, Şengal halkı da, Maxmur halkı da güvenliğini Halk Savunma Birlikleri'ne teslim etmiştir. Halk Savunma Güçleri'nin olduğu her yerde, halk kendini güvende hissetmektedir.
15 Ağustos ile başlayan meşru savunma mücadelesi, başka birçok gelişmeye de yol açmıştır. Yol açtığı en büyük gelişme kadın özgürlük mücadelesidir. Kürdistan’da oturtulan feodal gericilik en fazla da kadını vurmaktaydı. Kadın açısından yaşamı yaşanılmaz kılmaktaydı. Kadın, boğucu bir gerilik girdabında dönüp duruyordu. Adeta ölmüş bir enerji, pasif bir enerji konumundaydı.
15 Ağustos’la başlayan silahlı savunma mücadelesi, Kürdistan’da kadının yaşamını da etkiledi, muazzam değişikliklere yol açtı. Kadının da silahlı mücadeleye katılımıyla başlayan büyük ve güçlü bir direniş tarihi var. Dolayısıyla atılan kurşunlar sadece devlete değil, gericileşen zihniyetlere, gericileşen, özgürlük üretmeyen, kölelik, baskı, zulüm üreten geri yanlara da sıkılmıştır.
15 Ağustos sonrası Kürdistan’da kadına yaklaşım konusunda sosyolojik açıdan çok ciddi değişim ve dönüşüm yaşandığı artık inkara gelmez bir konu olmaktadır. Kürt kadınının bugünkü toplumsal konumundaki değişim, demokratik siyasete katılım düzeyi, siyaseti demokratikleştirmede oynadığı rol, savaş ve savunma alanındaki öncülük rolü görülmek durumundadır. “Kıras”larının üzerine raxt bağlayan Anaların Taburu, 84’te başlayan savunma savaşının meşruluğunu ve haklılığını sonuna kadar ortaya sermektedir. Elli altmış yaşındaki anaların savaş ve savunma güçlerine katılmak zorunda kaldığı bir mücadelenin haklı olduğundan kesinlikle şüphe edilemez.
Bugün Rojava’da analar askeri tabur kurmuş ama bundan önce Kuzey'de köyü yakılan, eşi katledilen kadınlar, çocuklarını alıp 15 Ağustos’un dağlarına sığınmışlardı. Deniz Fırat’lar, bu anaların kucağında bebeği ile dağlara sığınan gerçeğinde yetiştiler. Analar Etruş, Maxmur gibi mülteci kamplarına, çocuklar ise dağlardaki saflarda yetiştiler. Deniz Fırat’ların Maxmur’daki analarına, Rojava’da raxt silah kuşanıp askeri tabur kuran analara tanıklık eden bir sosyoloji, elbette kadın lehine çok şeyi değiştirmektedir.
Bugün Rojava’da, Başur’da, Maxmur’da, Şengal’de , kadında, erkekte ortaya çıkan gelişmeler, 15 Ağustos Direniş Atılımı'nın sayesinde yaşanmaktadır. Bu bakımdan başta Kürtler olmak üzere bölgedeki halklar ve özellikle de kadınlar, 15 Ağustos Atılımı'na çok şey borçludur. Bu borcu ödemek ise Maxmur, Şengal ve Rojava halkına her türlü yardımı ulaştırmakla biraz sağlanabilir. Şengal ve Rojava arasındaki kurtarma koridorunun yakıcı tozlu yollarında, tarihe minik ayaklarıyla iz bırakan çocukların ayağına bir ayakkabıyı, eline bir dilim ekmeği, kurumuş damağına bir yudum suyu yetiştirebilmekle biraz ödenebilir belki.
15 Ağustos direnişine hepimiz borçluyuz
Kürdistan’da gericiliğe sıkılan ilk kurşunun, 30 yıl boyunca yarattığı gelişmelerin farkında ve bilincinde olmak oldukça önemlidir. Çünkü 15 Ağustos 84’te Eruh Şemdinli’de sıkılan ilk kurşun, bilinen klasik bir savaşın başlangıcı olmamıştır. Ciltler dolusu sosyolojik, siyasi, askeri, ekonomik çözümlemelerle anlamlandırılabilir.