15 AÐUSTOS -VSİNAN ŞAHİN
BEHDİNAN

15 Ağustos Atılımı’nın geliştirici ve yürütücülerinden büyük komutan Mahsum Korkmaz’ın(Agit) ve bu mücadelenin sürdürülmesinde Kürt halkının özgürlük mücadelesine ışık olan binlerce şehidin anılmasıyla sorularımızı cevaplayan Mazlum Doğan Kadro Okulu öğrencileri, 15 Ağustos Atılımı’nın “Kürdün kendi tarihiyle, toplumuyla, kültürüyle ve gerçeğiyle buluşmanın adı” olduğunu belirttiler.
Bu temelde 15 Ağustos Atılımı’na ilişkin Mazlum Doğan Kadro Okulu öğrencileriyle yapılan röportajı sizlerle paylaşıyoruz,

Neden 15 Ağustos Atılımı?
Şiyar Adıyaman:
Kürtler bu toprakların en eski ve tarihe büyük kazanımlar sağlamış halklardan biridir. Bu coğrafyanın zenginlikleri egemen sistemin ilk çıkışından bu yana hep elde edilmek üzere saldırılara, talana, sömürüye, zora ve baskılara maruz kalmıştır. Bu topraklarda en kadim halklarından olan Kürt halkı gelişen tüm saldırılar karşısında kendi koruma refleksiyle direniş içerisinde olmuştur. Yaşadığı onca katliama, sürgüne ve zulme karşı toplumsal yaşamını korumak için tarihe düşen direnişler de geliştirmiştir. Ulus-devletin gelişim gösterdiği, Osmanlı’nın yıkılıp yerine egemen güçlerce dört parçaya ayrıldığı sürece kadar belli yönleriyle bu direniş ve varlığını koruma mücadelesi sürmüştür. Ancak egemen güçlerin hakim olduğu dört parçadaki katliam, sömürü ve talan politikaları bu süreçten sonra çok farklı boyutlara taşırılmıştır. O güne kadar yoğunluklu olarak fiziki saldırılara maruz kalan Kürt halkı kültürel anlamda da şiddetli saldırılara maruz kalmaktaydı. Öz itibariyle Kültürel soykırım saldırılarına maruz kalmaktaydı.
 Gelişen isyanlara karşı kullanılan zor ve bastırmanın yanı sıra her yönüyle yasaklamalar gelişmekteydi. Dili, kültürü, renkleri, doğal yaşamı yasaklanır olmuştu. Kürt halkı kendi olmaktan uzaklaştırılıp, kendi gerçekliğine, tarihine ve toplumuna yabancılaştırılır olmuştur. Ağrı isyanından sonra ‘Kürdistan hayali burada yatmaktadır’ denilerek Kürtler tamamıyla tarihten silinmek istenilmiş ve beton altı edilmek istenmiştir. Kürtlerin en küçük başkaldırı ihtimali bile şiddetle karşılık bulmuş ve suskunluklara itilmiştir. Bir çıkış yaşanmadığı takdirde Kürt toplumunun tarihsel yokoluşla karşı karşıya gelme tehlikesi çok büyüktü. O güne kadar yer yer gelişen bazı çabalar ailesel, aşiretsel, bölgesel boyutu aşamadığından hep, parçalı durumdan kurtulamadığından yenilgiyle sonuçlanmaktan kurtulamamıştı. Bu temelde; 15 Ağustos Atılımı, yok etmeye, imha etmeye, yasaklamaya, sömürü ve talan etmeye karşı  ortaya çıkan tarihsel-toplumsal bir devrimci atılımdır.
15 Ağustos Atılımı Kürtlerde yaratılan korkuya, güvensizliğe, parçalılığa, örgütsüzlüğe ezilmişliğe, bu temelde kendini inkar etmeye sıkılan ilk kurşundur.
15 Ağustos Atılımı, Kürdün kendi varlığını koruma ve kendini küllerinden yeniden oluşturmanın adıdır. Çünkü 15 Ağustos, onursuz, kölece yaşama, kendini düşman gerçekliğine yatırma ve baş eğmeye karşı sıkılan bir kurşundur. 15 Ağustos Atılımı, ihanete, kendine ihanete sıkılmış bir kurşundur. 15 Ağustos Atılımı, egemen güçlerce Kürtlere reva görülen yaşam anlayışını ters yüz edip yeniden kendinle buluşmayı sağlamış demokratik uygarlık direniş kültürünün en güzel örneklerindendir.

15 Ağustos Atılımının yarattığı mücadele tarzı neydi?
Erdal Karakoçan:
15 Ağustos Atılımı, öncelikli olarak Kürdün yeniden kendi tarihiyle, toplumsal gerçekliğiyle, kültürüyle buluşmasıdır. Bu devrimci atılımla beraber; yeryüzünden silinmek, yaşanmamış, böyle bir gerçeklik hiç olmamış gibi gösterilmek istenen Kürt toplumu öz kimliğiyle buluşmuştur. 15 Ağustos Atılımı sadece egemen güçlere karşı değil, Kürdün kendi iç korkularına ve sinmişliğine de atılmış bir darbedir. Bu topraklarda yaratılmış olan korku imparatorluğu kökünden sarsılmış, mücadele etme konusunda varolan güvensizlik ve reflekssizlik yeniden beden bulmuştur.
15 Ağustos’la beraber, Kürt halkı o güne kadar egemenlere karşı sürdürülen mücadele tarzını ve bilincini kökünden değiştirmiştir. O güne kadar hep parçalı, bölük pörçük olan, genellikle bir bölgede, bir aşiretin bünyesinde ve daha çok isyanı yürütecek bir liderden yoksun bir şekilde mücadele edilmekteydi. Bundan dolayı da iç ihanetin yoğunca yaşandığı birçok örnekte görülmüştür. Bu ihanetler nedeniyle düşmanın başarısı Kürdün yenilgisi gelişmiştir. Ama 15 Ağustos bunların hepsine büyük darbeler indirmiştir. Önder Apo, geliştirdiği gerilla mücadelesiyle var olan tüm ezberleri bozmuştur. Klasik isyanların ötesine çıkılarak daha büyük hedeflerle, daha anlamlı amaçlarla ve daha sonuç alıcı yöntemlerle özgürlük mücadelesi geliştirilmiştir. Bunu, geliştirilen gerilla mücadelesiyle taçlandırmıştır. Gerilla ordulaşmasıyla Kürd’ün varlığını koruma ve özgür yaşam mücadelesini başarıya ulaştırma kararlılığı en üst düzeyde, sorumluluk ve öz güven gelişmiştir. Bugün sürmekte olan ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa’ süreci de bu kültür ve mücadele gerçekliği üzerinden şekillenmiştir. Tanınmayan, ismi bile zikredilmeyen Kürt halkı bugün tüm dünyanın gündeminde yer teşkil edip, yürüttüğü mücadele tarzıyla Ortadoğu halkları başta olmak üzere demokratik uygarlık güçlerinde örnek olup moral ve motivasyon sunmaktadır.
15 Ağustos Atılımı sırf silahlı bir mücadele olmanın ötesinde; Kürt toplumunda yeni bir düşünce ve ideoloji de yaratmıştır. Bugün kendi sistemini oluşturacak düzeye gelen Kürt halkı bu gerçekliği 15 Ağustos ruhuna borçludur. Bu ruh sayesinde Kapitalist modernitenin her türden zihni saldırılarına cevap olunmuş ve Demokratik Konfederal sistemin inşasını yaşamsallaştırmaktadır. Bugün İmralı savunmalarıyla bunu zirveye ulaştıran Önder Apo, Kürt halkı başta olmak üzere tüm insanlığa yeniden özgür yaşamı inşa etme mücadele ve kararlılığını aşılamıştır. 15 Ağustos Atılımı ‘Demokratik, Ekolojik ve Özgür Kadın’ paradigmasının da ilk adımıdır. 15 Ağustos Atılımı toplumsal birlikteliğin en güzel resmidir. Gençlik, kadın, çocuk, yaşlı, erkek, tüm toplumsal kesimlerin bir şekilde mücadele içerisinde yer edinebileceği ve özgürlüğün inşasında misyon sahibi olunabileceği gerçekliğini tarihsel kökleriyle yeniden buluşturmuştur.

15 Ağustos’un Kadın özgürlük mücadelesi üzerindeki etkisi nasıl oldu? Bu sürecin başarıya ulaşması yolunda kadın kendisini gerçek anlamda sürece nasıl katmalıdır?
Yekbûn Delila:
Önder Apo kadını ‘ezilen ilk sınıf, ilk cins, ilk toplum’ olarak tanımladı. Bu gerçeklik günümüze kadar daha da derinleşerek devam etmiştir. Bu gerçekliğe belki de en çok maruz kalan Kürt kadınıydı. Yani Kürt kadını iki kat daha fazla ezilmiş, sömürülmüş, değerleri ayaklar altına alınmıştı. Bunun iki temel sebebi vardı: biri kadın olması ikincisi ise Kürt olmasıydı. Bir yandan sistemin saldırıları, bir yandan da sistemin gelişen saldırıları karşısında tutunamayacak durumda olan erkeğin Kürt kadını üzerinde gücünü gösterme çabası… İşte 15 Ağustos Atılımı bunların hepsine indirilmiş en büyük darbedir. Önder Apo’nun henüz mücadelesinin en başında kadın sorununa dönük yoğunlaşmaları ve bu soruna çözüm bulma çabaları en üst düzeyde olmuştur. Kadının yok edilen kimliği, görmezden gelinen değerleri, sömürülen yaratımları ve istismara maruz kalan bedenini sistemin yırtıcı ve öldürücü pençelerinden kurtarma ve kadını yeniden kendi öz kimliğiyle buluşturma arayışıydı. 15 Ağustos’la bu sağlanmış, sistemin yoğun saldırıları karşılık bulmuş, kadının özgür yaşam mücadelesi alanlara taşırılmıştır. Yine Kürt toplumunda aşağılanmış olan, kadını ötekileştiren, tarlası olarak gören, çocuk doğurma makinesi olarak algılayan yanlış ve sakat anlayışların köklerinden darbeler almasına neden olmuştur.
15 Ağustos’la Kürt toplumunda gelişen özgür yaşam arayışı, Kürt kadınının da özgürlük dağlarında özgürlük saflarında en önde yer edinmesini beraberinde getirmiştir. 15 Ağustos ruhu kadın özgürlük ideolojisini, kadın ordulaşmasını ve partileşmesini de beraberinde getirmiştir. 15 Ağustos ruhu, Saraları, Berivanları, Beritanları, Zilanları, Viyanları ve Nudaları doğurmuş ve tanrıçalaştırmıştır. Bugün eğer kadın özgürlük mücadelesi böylesine geri döndürülemez bir boyuta ulaşmışsa, tüm mücadele alanlarında kadın kendi rengiyle yer alıyorsa ve kendi kendine yetip, bir yerlere bağımlı değilse bu direniş ve özgürlük ruhundandır. Sadece Kürt kadınları açısında değil, tüm Ortadoğu ve dünya kadınlarını bir araya getiren ve ortak mücadele alanlarında özgürlük mücadelesini geliştiren bu ruh olmuştur. Bu temelde 15 Ağustos’u, tarihin derinliklerinde hapsedilmek istenen kadını, iradesini, yaşamını, değerlerini ve yaratımlarını tekrardan gün yüzüyle buluşturmanın atılımı olarak algılamak en doğrusudur.
Kadının, Kürt kadınının ulaşmış olduğu düzey hafife alınacak bir düzey değildir. Bugün Kürt toplumuna ve onun özgürlük hareketine yönelik bu derece yoğun saldırılar gelişiyorsa Kürt kadının gelmiş olduğu düzeyden kaynaklanıyor. Çünkü Kürt kadını PKK ile belirlenen sınırları yıkmış ve kendi özgür yaşam sistemini geliştirmiştir. Özgürlük dağlarında, kendi özgür alanlarında özgürce mücadele edip yaşıyorlar. Bu sistemin hoşuna gitmiyor. Çünkü sistem çıkarları zedeleniyor. Çünkü PKK sistemin en büyük kendini yaşatma ‘aracını’ elinden aldı. Bundan dolayı belki de var olan bu sürecin başarıya ulaşmasında en büyük role sahip olan kadınlar olacaktır.
Önderliğin özgürlüğünü sağlama ve özgür yaşam paradigmasını inşa etme öncülüğünü elinde tutan kadın, bu sürece de kendi rengiyle, özgünlüğüyle, mücadele tarzıyla aktif bir şekilde katılmalıdır. Günlük olarak gelişen, tecavüzlere, katliamlara, hakaretlere, yok saymalara güçlü örgütlenerek cevap olunabilir. Toplumun savunmasından tutalım da, ekonomisine, siyasetine, sosyalitesine en çok müdahil olması ve yer edinmesi gereken kesim kadındır. Sistem inşasında da, doğru bir bilinçle, gerçek bir ideolojik perspektifle kurumsallığını geliştirmelidir. Akademi çalışmalarını güçlendirerek her kadına ulaşılabilmelidir. Yaratılan çarpık zihniyetin aşılması için olmazsa olmaz konumundadır. 15 Ağustos’un yaratmış olduğu ruhu şahlandırmak ve gerçek bir başarıyı elde etmek için tüm gerilla saflarında yer alma ve mücadeleyi özgürlük dağlarında yürütmeyi kendilerine esas almaları gerekir.
15 Ağustos Atılımı’nda gençliğin rolü neydi? Varolan ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa’ süreci ve Rojava’da yaşanan sürece gençlik 15 Ağustos ruhuyla nasıl katılım sergilemeli ve hangi mücadele tarzını esas almalıdır?
Şahin Çewlig: PKK hareketi ilk çıkışından bu yana bir gençlik hareketi olarak mücadelesini geliştirmiştir. Demokratik uygarlık tarihinin kültürel direniş mirasını belki de en çok bu yönüyle temsil etmektedir. Çünkü tarih boyunca, egemen sistem karşısında gelişen tüm özgürlük mücadelelerinde gençlik öncü misyonunu oynamıştır. Gençlik kendi gerçekliğinin farkında olarak, tarihsel anlamda üzerine düşen görevleri en çok bu süreçlerde yerine getirmiştir. PKK’de bu kültürün mirasçısı olarak ilk grup aşamasından başlayarak, bugün mücadelenin gelmiş olduğu aşamaya kadar hep bir gençlik hareketi olarak mücadele alanlarında yer edinmiştir. PKK gençlik hareketidir belirlemesi bir sloganın ötesinde tarihsel bir gerçekliği ifade etmektedir.
15 Ağustos Atılımı da bu ruhun, bu kültürün, bu geleneğin ürünüdür. Bu ruh, Hakilerin, Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin ve daha nicelerinin kendisini üzerinden şekillendirdiği, devrimci gençlik ruhunun somut anlamda özgürlükle buluşmasını sağladığı bir ruhtur. Bu kültür, Agitlerle, Bedranlarla, Beritanlarla, Erdallarla askeri anlamda gerilla mücadelesinin yaşam bulması ve tarihe gençlik olarak damgasını vurmasıdır. Bu gelenek, sonrasında on binlerin bir an olsun tereddüt etmeden özgür yaşam uğruna özgürlük dağlarında mücadele geliştirmesini ve demokratik uygarlık sistemini inşayı sağlamıştır. Bu ruh ve mücadele gerçekliği, gerilla ordulaşmasını anlama kavuşturmuş ve Kürdistan gerçekliğinde ‘Demokratik Kurtuluşu’ insanlığa mal etmiştir. Ve eğer bugün Kürdistan’da sistem karşısında onurlu bir duruş ve bitimsiz bir direniş söz konusuysa gençliğin bir an olsun sönmeyen devrimci ruhundan kaynağını almaktadır. Bundan dolayı bugün hem Kuzey Kürdistan’da hem de Rojava Kürdistan’ında süre gelen mücadele gerçekliğinde gençliğin rol ve misyonunu çok iyi belirlemek gerekir. 15 Ağustos ruhuyla bu sürece katılım sağlamak gençlikten beklenen en temel görevdir.
Bugün Rojava’da, bölge güçleri başta olmak üzere, tüm dünya emperyal güçleri Kürt halkının büyük bedeller ve mücadeleler sonucu elde ettiği kazanımları kendi lehlerine çevirmek için büyük çaba içerisine girdiğini görüyoruz. Bu temelde gençlik içinde olduğu durumun farkına vararak, geliştirdiği mücadelenin süreci başarıya ulaştırması temelinde yetersiz olduğunu görmesi gerekir. Yine Rojava’daki somut duruma ilişkin; Kürdistan başta olmak üzere, dünyanın her yanına yayılmış Kürt gençleri seferberlik ruhuyla, gelişen saldırılara karşılık vermelidir. Avrupa gençliği 15 Şubat sürecinde geliştirdiği eylem tarzıyla bulundukları ülkelerdeki egemenleri çetelere destek vermekten uzaklaştırmalıdır. O kararlılığı ve iddiayı göstermeli, kendine güvenerek Rojava’da yaşanabilecek her hangi bir olumsuz sonuçta kendisinin de olumsuz etkileneceğini bilerek güçlü bir savaşım içerisine girmelidir.
Kürdistan’daki gençlik, özellikle de Kuzey Kürdistan’daki gençlik oturma eylemlerini, basın açıklamalarını bırakmalıdır. Rojava’da yaşanan devrimi kendi devrimi olarak görmelidir. Yine Güney Kürdistan gençliğinin KDP politikalarına karşı net bir duruş sahibi olması gerek. Rojava devriminin henüz başında Kürt özgürlük mücadelesinin karşı kutbunda yerini alan yerel hükümet ve KDP güçlerine karşılık daha güçlü bir duruş sergilenmelidir. KDP’nin kapattığı sınırları açma temelinde daha ısrarcı olunması gerekir. Ulusal kongre de bu şekilde ancak anlam bulabilir ve gerçek anlamda, doğru bir birliktelik sağlanabilir.

15 Ağustos’un 29. Yıldönümünü kutlandığı bu süreçte genel anlamda Kürt halkının ve demokratik kamuoyunun bu sürece katılımı nasıl olmalıdır?
Diren Fırat:
Kürt halkı açısından olağanüstü bir süreç yaşanıyor. Hem Önder Apo’nun başlatmış olduğu ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı inşa’ süreci, hem Rojava’da yaşanan süreç, hem de Ulusal Kongre tartışmaları bu sürecin önemini birçok yönüyle gözler önüne sermektedir. Bu temelde Kürt halkı başta olmak üzere, demokratik kamuoyu ve halkların ortak birlikteliğinden ve bir arada yaşamasından yana olan tüm güçlerin bu sürece daha aktif ve gereken düzeyde katılım sergilemesi gerekir. Her nerede olursa olsun, ister Kürdistan’da, ister Avrupa’da, ister, Amerika’da, ister Çin’de olsun tüm Kürtleri direkt ilgilendiren bir konunun olduğunu bilmesi gerekir. Kazanımlarda, başarısızlıklar da tüm Kürtlerin olacak. Bu temelde; hem Rojava’da hem de Kuzey’de devam eden devrimin sahibiymiş gibi hareket etmek gerek. Özellikle Rojava’daki Kürt halkının onurlu savaşımında aktif olarak yer almak bazı katılım tarzlarını aşmayı gerektirir. Rojava’ya sadece yardım edilecek bir yer olarak bakılırsa yanlış olacaktır. Çünkü Rojava’da yaşanan bir deprem değildir, özgürlük devrimidir. Tüm Kürtlerin de bu şekilde yaklaşması ve bu temel üzerinden katılım sağlaması gerekir. Acılarını, özlemlerini, kazanımlarını, değerlerini sahiplenmelidir. Birliktelik de oradan doğar. Geliştirilecek olan ulusal kongre de bu şekilde anlam kazanabilir. Başur, Bakur, Rojhilat ve Rojava ancak bu şekilde birleştirilebilir ve ortak mücadele ruhu yakalanabilir.
Önder Apo’nun yürüttüğü mücadeleyi ve süreci bilince çıkarmak bu anlamıyla çok önemlidir. Bu mücadele tüm insanlık içindir. Çünkü tüm insanlığın özgürlük gibi bir sorunu var. Bundan dolayı Kürtlerden çok diğer halkların birlikte yaşamaya ihtiyacı var. Türk, Arap ve Fars halklarının Önder Apo’nun yürüttüğü mücadeleye aktif katılım sergilemesi gerekir. Birlikten güç doğar ilkesiyle, birlikte mücadele alanlarını dolduralım ve egemen zihniyetle savaşı yükseltelim. Ancak bu şekilde demokratik uygarlık direniş kültürü fedailerinin mücadelelerine layık olunabilir ve uğruna ölümlere gittikleri hedefleri başarıya ulaştırabiliriz.