Kürdistan özgürlük mücadelesinin yarattığı en büyük bayramdır 15 Ağustos. Tüm halklarımıza kutlu olsun!

Kim faşizme karşı yumruğunu sıkmışsa, kim bir taş atmışsa ve kim onu yıkacak direniş denizine tek bir damla eklemişse hepsinin bayramıdır 15 Ağustos.

15 Ağustos kadınların, gençlerin, çocukların, emekçilerin, ezilen tüm toplumsal kesimlerin ve tüm direnen halkların bayramıdır.

Diriliş, direniş ve umut bayramıdır. Sömürgeci soykırım rejimine karşı sıkılmış “ilk kurşun” dur. 12 Eylül faşizmine karşı zindanlarda yakılan direniş meşalesinin dağlara ve giderek milyonlara taşırılmasıdır.

15 Ağustos’un temsil ettiği direniş ruhu bugün AKP-MHP faşizmi karşısında daha fazla yaygınlaşmış ve derinlik kazanmıştır. 

Bugün herkes Türkiye’de faşist bir rejimin olduğunu açıkça söylüyor. O halde açıkça 15 Ağustos ruhuyla direnmek ve faşizmi yıkmak kadar meşru ne olabilir ki? Bu direniş halk, toplum ve insan olarak yaşayabilmenin tek koşuludur. Öz savunma olmadan, hele ki faşizmi yıkmayı hedeflemeden özgür bir yaşamdan bahsedilemez. Faşizme karşı kim ne yapabiliyorsa onu yapmalıdır. Fakat genel direniş zayıf olursa bu durum faşizmi durdurmaz, aksine güçlendirir. Eylem diyalektiğini iyi bilmek gerekiyor. 

Faşizmi yenecek halk eylemine öncülük yapılacaksa hedef ve sloganlar doğru belirlenmelidir. CHP’nin kuyrukçuluğu olarak yorumlanabilecek her kelime, her söylem ve her tutumun faşizmi güçlendirebileceğini görmek ve hesaplarımızı buna göre yapmak zorundayız. Başlangıçta belirlenen sloganlar sonuna dek aynı şekilde kalmak zorunda değildir. Örneğin “vicdan, adalet, demokratik hukuk” gibi söylemlerle devam etmek yerine faşizmi hedefleyen ve halkta daha fazla karşılık bulacak şiarlar geliştirmek gerekir.

Referandum sürecinde kullanılan “mutlaka kazanacağız ve bêjin na!” klişeleri çok tutmuştu. Çünkü hedefi iyi belirlediği gibi halk diline yakınlığıyla sıcaklık oluşturmuş, direniş, kararlılık, çağrı ve başarı ruhunu sembolize etmişlerdi. Şimdi de buna benzer bir rol oynayacak sözcüklere ihtiyacımız vardır. Şimdi haklı olarak denilecek ki, o ruh varsa o sözcükler de bulunur elbette. Doğrudur, sözcükler ruhun, yüreğin, aklın yansımasıdır. Fakat bazen legal kaygılar, baskılar veya daha fazla katılım sağlanması için çok esnek, yumuşak ifadeler tercih edilebiliyor.

Durum ortadadır. Faşizm kaskatı kesilmiş ve sınırsız saldırı halindedir. Buna kaşı barış kelimesinden bahsetmek bile süreçten hiçbir şey anlamamaktır. Faşizm var faşizm! Direnişi büyütmek dışında çare yoktur. 

Tarihteki örneklerinde olduğu gibi bazen çok küçük bir grup bile her türlü bedeli göze aldığında faşizme karşı direniş bayrağı haline gelebilmektedir.

Almanya’da 1940-1943 arasında faşizme karşı mücadele eden bir gurubun adı “BEYAZ GÜL” idi. Münih Üniversitesindeki felsefe profesörü Kurt Huber ve beş öğrencisinden oluşuyordu. “Batsın Hitler, Katil Hitler!” gibi sloganların yazıldığı bildiriler dağıtıyorlardı. Gençliği Nazi sisteminden uzaklaşmaya çağırıyor, direnişe davet ediyorlardı.

Faşizm aynen Türkiye’de olduğu gibi sınır tanımıyordu; bu nedenle grup üyelerini katletmekten geri durmamışlardır. Fakat bu küçük gurup canları pahasına direnmiş; Almanya ve tüm dünyada faşizme karşı direnişin sembolü olmuşlardır.

Türkiye’de 1970-80’li yıllarda “kahrolsun faşizm, faşizme geçit yok, faşizme ölüm!” gibi sloganlarla direniş geliştirilmişti. Bugün neden olmasın? Anti-faşist cephe oluşturmak ve Avrupa’daki gibi “ANTİFA” gibi bir kısaltma ve zaferi ifade eden “V” işareti gibi sembollerle örgütlenmek de mümkündür. 

Faşizmi yıkma ruhunu yansıtacak ve halkı topyekün direnişe sevk edecek eylem çizgisine ulaşıldığında slogan ve semboller de ona göre açığa çıkacaktır. Etrafımdaki arkadaşlara sordum. Bakın ortaya hangi sloganlar çıktı:

- BERXWEDAN JİYANE!

- ZULME, BASKIYA, FAŞİZME SON!

- ZAFER DİRENENLERİN OLACAKTIR!

- BIMRE FAŞİZM, BIMRE KOLETİ!

- FAŞİZME SON!

- KAHROLSUN FAŞİZM!

- DİRENİŞ ÖZGÜRLEŞTİRİR!

- FAŞİZM KAYBEDECEK, ÖZGÜRLÜK KAZANACAK!

- YAŞASIN ÖZGÜRLÜK, KAHROLSUN FAŞİZM!

- FAŞİZM YENİLECEK, YAŞAM GÜZELLEŞECEK!

- ÖZGÜRLÜK KAZANACAK!