30 yıl önce 15 Ağustos’ta gerilla Eruh ve Şemdinli ilçelerini bastı. Devlet başta olmak üzere birçok kesim PKK'nin başlattığı gerilla mücadelesinin kısa süreceğini sanıyordu. Yetmiş iki saatte ezileceğini söylüyorlardı. 30 yıl boyunca Türkiye siyasetini en fazla etkileyecek bir mücadele dönemi başladığını görmüyorlardı. Ancak gerilla direnişi 30 yıl kesintisiz sürdürülerek sadece Kürdistan'da değil, aynı zamanda Türkiye'de 12 Eylül askeri faşist darbesinin on yıllarca sürdürmek istediği siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşam düzenini bozdu. Türkiye'de de demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi'nin önünü açtı.

15 Ağustos gerilla Hamlesinin daha çok Kürdistan'da yarattığı sonuçlar tartışılır, değerlendirilir. Kuşkusuz Kürdistan'da muazzam sonuçlar yaratmıştır. Ulusal, siyasal, sosyal ve kültürel devrim gerçekleşmiştir. Kadın devrimiyle özgürlüğü ve demokrasiyi derinleştiren tarihsel bir hamle yapmıştır. Tüm bu çalışmalar büyük bedeller ödenerek yürütülen mücadeleyle özgürlüğü için savaşan bir halk gerçekliği yaratılmıştır. Yeni bir halk yaratmıştır. Bugün Kürdistan'ın dört parçasında  özgür ve demokratik yaşam mücadelesi büyük boyutlara ulaşmışsa, Kürdistan boydan boya değişmişse bunda 15 Ağustos Hamlesinin rolü belirleyicidir. Bugün Kürt Ortadoğu'da başı dik biçimde mücadele ediyorsa, Ortadoğu'da özgür ve demokratik yaşam mücadelesinin belirleyici gücüyse, bunu sağlatan 15 Ağustos Hamlesidir. Kürt Halk Önderi’nin deyimiyle, 15 Ağustos Hamlesinin Kürdistan'da yarattığı sonuçları, değerleri  mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez.
15 Ağustos Türkiye'de de önemli gelişmeler ve büyük değişimlere yol açmıştır. Her ne kadar 15 Ağustos Hamlesinden sonra Türk devleti gerilla direnişi Türkiye’yi etkilemesin diye birçok yönteme başvurmuşsa da istediği sonucu alamamıştır.
PKK'nin öncülük ettiği Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nin Türkiye'deki devrimci demokratik güçlerle buluşmasını engellemek için o güne kadar sol güçler ve demokratik çevreler üzerindeki baskısını gevşetmiştir. PKK ile ilişkilenilmediği ve uzak durulduğu takdirde çalışma yürütebilecekleri mesajı verilmiştir. 1991 yılında yasa değişikliğiyle Türkiye solundaki tutsakların tümüne yakını bırakılmıştır. Bu yasadan PKK’li tutsaklar  yararlandırılmamıştır.
15 Ağustos Hamlesinden sonra idamlar durdurulmuştur. 12 Eylül’den sonra siyasal yasaklı olan Demirel ve Ecevit’in yasakları kaldırılmıştır. Yine yasaklı birçok parti, örgüt ve sendika açılmıştır. Tüm bunlar Türkiye'deki demokrasi güçlerinin Kürdistan özgürlük mücadelesiyle buluşmasını engellemek için yapılmıştır. Kuşkusuz Kürtler yararlanır diye demokratikleşme yönünde adımlar atmamışlardır. Ancak 12 Eylül düzeninin kurduğu baskıyı gevşetmek zorunda kalmışlardır.  Bundan da Türkiyeli sol, sosyalist ve tüm demokratik güçler yararlanmıştır.
Türk devleti Kürdistan Özgürlük Hareketi'ni Türkiye toplumundan tecrit etmek ve PKK düşmanlığı yaratarak Türkiye toplumunu Özgürlük Hareketi karşısına çıkarmak istese de, Kürt halkının serhildanı ve direnişi Türkiye toplumunu da etkilemiştir. Türkiye toplumunda da hak arama eğilimi gelişmiştir. 12 Eylül faşizminin boğmak istediği demokrasi, özgürlük ve sosyalizm güçleri 15 Ağustos Hamlesinin yarattığı ortamda yeniden örgütlenmeye başlamıştır. Böylece 12 Eylül askeri faşist cuntasının Türkiye'ye giydirmek istediği elbise parçalanmıştır. Türkiye'nin en az elli yılını düzenleyen anayasa, birkaç yılın sonunda tartışılır hale gelmiştir.
Türkiye'deki Kürt inkarcılığı ve buna dayanan zihniyet tüm toplumu gerici bir düşünce ve tutum içine sokmuştu. 15 Ağustos’la birlikte Özgürlük Mücadelesi gelişip Kürt halkı ayağa kalkınca bu durum Türkiye toplumunda yaratılan önyargıları ve gerici zihniyeti gün gün parçalayarak daha demokratik düşünme zemini ortaya çıkarmıştır. Yeni kuşağın Kürtleri ve Kürt sorununu anlamaya çalışması, giderek toplumda Kürt sorununun çözülmesi gerektiği düşüncesinin ortaya çıkması bu direnişin sonucudur. Yine Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle birlikte farklı etnik ve dinsel topluluklar da kendi kimliklerinin bilincine varma, bu temelde örgütlenme ve demokrasi mücadelesi içinde olma çabası içinde olmuşlardır. Eğer bugün farklı etnik topluluklar, Aleviler, farklı inanç ve dinsel topluluklar kendi kimliklerine daha fazla sahipleniyor, kendi kimlikleriyle, örgütlülükleriyle demokratik Türkiye'de yerlerini almak istiyorlarsa bunda da 15 Ağustos direnişinin payı küçümsenmeyecek düzeydedir.
Böyle bir sorgulama ve düşünce gelişimi Türkiye toplumunun zihniyetini demokratikleşme doğrultusunda düşünmeye sevk etmiştir. Tüm bunlar Türkiye toplumu açısından önemli düzeyde düşünce değişiminin gelişmesi anlamına gelmektedir. Türkiye'deki Kürt karşıtı politikalar ve psikolojik savaş nedeniyle bu eğilim çok hızlı gelişmese de, bu yönlü her gelişme Türkiye'de önemli sonuçlar doğuracak karaktere sahiptir.
Aslında 15 Ağustos Hamlesinin yarattığı sonuçlar üzerinde Türkiye'de değişim zemini çok fazla gelişmiştir. Ancak özel savaş, psikolojik savaş bu gerçeği bildiğinden bu durumun önüne geçmek için her türlü yol, yöntem ve imkanı kullanmışlardır. Bu konuda özel örgütlenmeler yaratarak provokasyonlar yaratarak atılımın Türkiye'ye yansımasını önlemeye çalışmışlardır. Hala HDP’nin Türkiye'nin birçok bölgesinde çalıştırılmaması da yıllardır uygulanan bu konseptin HDP’ye uygulama biçimidir. Ancak bugün HDP gibi tüm Türkiye'ye umut olacak bir partinin varlığı 15 Ağustos Hamlesinin sonucu gelişmiştir.
15 Ağustos’u ilk önce şiddetle, zorla ezmeyi esas alan devlet, şimdi asker-polis gücü ve diğer özel örgütlenmeler yanında, ekonomik, sosyal tedbirler ve siyasi yöntemlerle Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi'ni tasfiye etmek istemektedir. İnkar ve tasfiye politikasında yöntem değiştirilmesi de 15 Ağustos Hamlesinin gelişmesi sonucudur. Bu çerçevede 15 Ağustos Hamlesi devleti de birçok konuda değişmeye zorlamaktadır. Asker-polis devlet gerçeği sürerken, şimdi ağırlıklı psikolojik savaş devleti olma karakterine ağırlık verilmiştir. Mücadele geliştirilirse bu durumdan yararlanılabilir; ancak mücadeleyi geliştirmek için yararlanmazsa bu durum tasfiye politikasının başarısıyla da sonuçlanabilir. Bu yeni durumu da bir mücadele biçimi olduğunu görmek ve bu temelde ideolojik, örgütsel, siyasal ve askeri mücadeleyi güçlendirmek ve geliştirmek gerekmektedir.
15 Ağustos vesilesiyle bu direnişin başkomtanını Kürt Halk Önderi’ni selamlıyor, başta büyük komutan Mahsum Korkmaz olmak üzere otuz yılda şehit düşen yirmi binden fazla gerillayı minnetle anıyoruz.