
15 AÐUSTOS - VII
15 Ağustos eylemine öncülük eden ve efsaneleşen Komutan Agit’in adı, yüzlerce ailenin çocuklarına verdiği isim olmuştur artık.
15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de Ağustos sıcağında evlerinin damlarında yatanlar, belki de gökyüzünde uçuşan ışıkları, yıldızların kayışı olarak düşündüler önce. Oysa, havada uçuşan silahların mermileriydi. Silah sesleri artarak duyulmaya başladı. O sesler Kürtlerin ters yüz edilmiş tarihlerine bir başkaldırının ilk sesleriydi. Mezar taşına yazılı olan “Hayali Kürdistan burada meftundur”a bir cevap vardı artık.
Hem de artık geriye dönülemiyecek şekilde. Bu sesler, 15 Ağustos Atılımı’nın sesleriydi. Ses, açık havada, saniyede yaklaşık 352 metre hızla yol alırmış. Havada yol alan sesin hareketi, durgun bir suya atılan taşın, suyun yüzeyinde meydana getirdiği iç içe dairelerin dalga hareketini andırır. İşte o ilk kurşun da tam da böyle idi... Dağlardan ovalara, kırlardan kentlere, uzak diyarlara... Bu sesler iç içe dairelerin suyun yüzeyinde yaydığı dalgalar gibi topluma yayılacak ve karşılığını bulacaktı. Bugün işte 15 Ağustos’un ruhu, kendi ‘Stran’larını da yaratmıştır. Büyük Atılımı, Kürt müziğinin önemli iki sesine soruyoruz: Hozan Serdar ve Hozan Xelîl Xemgîn
Politik yaşamınız nasıl biçimlendi, 1980’lere gelirken sizi etkileyen koşullar nelerdi? O dönemlere nasıl girdiniz?
Hozan Serdar: Ben 1980’de politik nedenlerden dolayı yurtdışına çıkmıştım. Ama yurtdışına çıkmadan önce ülkede yurtseverdim. Arkadaşlarla zaten ilişkim vardı, ama benim birçok arkadaş gibi, Türk sol hareketleri ile çok ilişkim olmadı. Deniz Gezmiş’in ismi bizi etkilemiş, İbrahim Kaypakkaya’nın ismi de, Mahir Çayan da yine aynı şekilde saygı duyduğumuz insanlardı. Bunların eylemleri, politik çıkışları da herkesi olduğu gibi beni de genç olarak etkilemiştir o dönemlerde. Ortaokul ve lise yıllarında pratik ve ideolojik faaliyetlerde yurtsever Kürdistanlılarla birlikte olduğum için, siyasal tercihimin biçimlenmesinde bu durum benim için bir avantaj oldu. Sanat konusu da benim ailemden gelen bir özellikti, Alevi kültüründen beslenmiş olmam, çocuk yaşta saz çalmayı kendi kendime öğrenmem, yörenin stranlarını söylemem ben de önemli bir müzik birikimi oluşmasına vesile oldu. Tabi büyüklerimizden 1938 Katliamı’nın gerçeklerini dinlemiştim.
Ben çocuktum, büyüklerimiz, yaşlılarımız, çok anlatırlardı. O anlatılanlar bana hikaye gibi geliyordu önceleri, ama sonradan farkettim ki, benim kişiliğimi o anlatılanlar şekillendirmiş. Dêrsim Katliamı’nı anlatırlarken, bir yandan düşmanı tarif ediyorlardı, diğer yandan baskılara, zulme, katliama nasıl uğradıklarını anlatıyorlardı. Direnen insanların mertliğini, yiğitliğini, coşkusunu görmüşler ve bu savaşı yürütürlerken, yaşanılanların canlı tanığı olmuşlar, beraber stranlar-türküler söylemişler. Savaşı öyle anlatıyorlar. Bu tanıklıklar, her gece anlatılıyordu. Yaşlılar yanyana geliyorlardı, anlatıyorlardı. Onlardan etkilendim, tabii ben yurtsever hareketle tanıştığımdan itibaren de bunu kavramaya başladım.
Kürt Hareketi ile tanıştıktan sonra bunları biraz yorumlamaya başladım, derken üniversite yıllarım. Erzurum Atatürk Üniversitesi’ni kazanmıştım. Aşağı yukarı bir-birbuçuk sene sürdü. Üniversite faşist grupların elindeydi. Üniversitedeki faşist baskılardan dolayı, okulu bırakıp 1980’de yurtdışına çıkmak zorunda kaldım. Daha sonra PKK’lilerin yurtdışına çıkışları oldu, buraya gelen kadrolar oldu. Burada kitleyi toplama, örgütleme yön verme gibi faaliyetler başladı. Ben de kendimi böyle bir kültür faaliyetlerinin içinde buldum, gece şeklinde etkinler düzenliyorduk. Gece örgütlemesini, hepsini biz yapıyorduk. Salondaki hazırlıklardan, afişler yazılmasına, asılmasına, salonun düzenlenmesine, şehitlerin resimlerinin asılmasına kadar herseyi kendimiz yapıyorduk. Müzik grubumuz, koromuz, folklor ekibimiz ve tiyatro grubumuz vardı. Tüm bu işleri çok az sayıda insanla yapıyorduk önceleri. Halkla buluşmalarımız böyle oluyordu.
15 Ağustos 1984 Atılımı Kürtlerin halk olarak varlık kazanmasına, Kürdistan devriminin nitel bir sıçrama yapmasına yol açmıştı. Sizde nasıl yaşandı bu süreç bir sanatçı olarak?
Hozan Serdar: 1983’te biz Köln’de bir Sanatçılar Birliği derneğini kurduk. O dönemde Mizgin ve Sefkan arkadaşlar da gelmişti. Ve zaten bu faaliyetlerimizden kısa dönem sonra 1984’te 15 Ağustos’unda Büyük Atılımı olmuştu. Müthiş bir heyecan duyuyorduk adeta nefeslerimizi tutmuştuk. Gurur duyuyorduk. Aynı zamanda şaşkınlık içindeydik. Daha sonra bu ilk eylemlerin başarılı bir şekilde sonuçlanması, bir güven kaynağı oluşturuyordu bizde. Çünkü ilk eylem hem güven açısından, hem manevi değerler açısından hem de başarı açısından çok önemliydi. Bu eylemlerin başarısı ile birlikte hem bir umut, hem de bir şaşkınlık vardı bizde. Sanatçılar olarak bu döneme karşı çok hazırlıklı olmadığımızı da söylemem gerekiyor, ama bu eylemler bize büyük bir moral kaynağı olduğundan bizim üzerimizde bir lokomotif etkisi yarattığını da söyleyebilirim. Tabii ki bu eylemle birlikte yeni bir sayfa açıldı, herkes ne yapabileceğini tartışmaya ve konuşmaya başladı. Tabii ki, bu sanat açısından da bir atılımı birlikte getirdi. Örneğin Agit arkadaşın daha sonra şehadete ulaşmasıyla birlikte onun için bir albüm yapıldı, o zaman ben Kırmanckî bir parça yapmıştım. O günler aklıma geldiğinde en çok hissettiğim kitlelerin bizi yönlendirmesiydi. Kitlede öyle bir savaş tutkunluğu, sahip çıkma tutkusu var ki, bazen cevap olmada zorlanıyorduk kitlelerin bu yükselişi karsısında. Normal türkülerden ziyade insanlar hep yeni birşey bekliyordu bizden. Kitlelerin bu ruh haline uyumlu 15 Ağustos’a ilişkin Kırmanckî birçok parça yaptım ve bütün kitlelere hitap etmek adına Türkçe bir parça da yaptım. Tabi beynimde, yüreğimde hissettiğim şeyleri dile getirmek için çok sevilen bir parça da yaptım. 15 Ağustos artık bizim tetikleyenimiz, yaşam tarzımız moral kaynağımız ve değerlerimiz olmuştu.
İsyan, isyan, isyan
“Bugün 15 Ağustos,
yeni bir gün doğuyor şehitler ülkesinde,
Yüreklerde bir umut,
bir sevinç var gözlerde
isyan isyan isyan…”
15 Ağustos için yazdığım bu parçayı ilk kez Almanya’nın Bonn kentinde 1985 yılında okudum. Orada büyük bir yürüyüş olmuştu. Ben bu parçayı binlerce kişıye bir miting alanında söyledim. Orada, insanlar o kadar beğendiler ki, dillerden düşmüyordu dizelerim. Çok büyük bir alkış tufanı kopmuştu. Herkes o türküyü sahiplenmeye başladı, birlikte topluca söylüyorduk konserlerde. Topluca bir koroyduk sanki. Büyük bir koro, bu koronun gücü ve lokomotifi de 15 Ağustos’tu. Tabii, parça halkın dilinden düşmedi. Ben de bunun sevinç ve gururunu yaşadım hep.
Bana göre 15 Ağustos bir isyandı. Kürdistan’daki baskıları ve zulmü durdurmak için yapılan bir başkaldırıydı ve Diyarbakır zindanında birçok Kürt gencine hayat veren, bir can suyu idi aynı zamanda. Hem oradan beslenen hem oraya can veren...
‘Hüseyin Yılmaz sayesinde tanıdım’
Kürt Hareketi’ni nasıl tanıdınız? 15 Ağustos’ta nerede idiniz, ilk duyduğunuzda neler hissettiniz?
Xelîl Xemgîn: Ben partiyi çok değerli arkadaş şehit Hüseyin Yılmaz sayesinde tanıdım. Haki’lerle yaşamış, tanışmış bir insandı. Ben eğer bugün bu mücadelenin bır neferiysem, bunu o arkadaşa borçluyum. Onun anısına birçok parça da okudum. 15 Ağustos’u anlatmak o kadar zor birşey ki. Hatırlıyorum, o dönemde biz Suudi Arabistan’daydık. Apocu Hareketi duymuştum, hep merak ediyordum. Bunlar nasıl insanlar? Nasıl tanıyabilirim? diye. Yani ben o zaman çok gençtim. Ama ‘Apocular’ ismi bile bana hoş geliyordu. Apocu ne demek? diye hep merak ederdim. Tabii ki benim siyaset alanına ilgim çoktu. Ben Apocuları ilk tanıdığım zaman sanki aradığım birşeyi bulmuş gibi oldum, kafamdaki sorulara cevaptı “Apoculuk”. Özellikle Şehit Hüseyin arkadaşı tanımakla Apocuları tanıdığımı söyleyebilirim. Hatta o dönem, şimdiki PYD Eşbaşkanı Sayın Salih Muslim tanıdığım ilk arkadaşlardandı.
15 Ağustos’ta biz bir grup arkadaşla şantiyede çalışıyorduk. Şantiyeye iki arkadaş gelmişti, heyecanlı bir şekilde “yaw sizin haberiniz yok mu? PKK Eruh ve Şemdinli’de baskın yapmış“ dediler. Tabii ki biz ve oradaki arkadaşlar bir araya toplandık ve çok duygulu anlar yaşadık. O gün bizim için bayramdı. Sabırsızlanıyorduk, akşam olsun ve BBC radyosunu dinleyelim, bilgilenelim diye. Ben 15 Ağustos’u bu şekilde karşıladım. Yani ben 15 Ağustos Atılımı’nın müjdesini Şehit Ahmet Çolak’tan aldım.
15 Ağustos Atılımı müziğinize nasıl bir etkisi oldu?
Hatırlıyorum, 15 Ağustos’u duyunca, o zaman bir parça yapmıştım. O dönemde amatör bir ruh ile yapmıştım o parçayı. İnanın o parçayı unutmuştum, geçtiğimiz günlerde Salih Muslim bana hatırlattı. O parçanın başında şunu diyordum “Hatin em hatin, Şêrên Kurdan em hatin, him mizgîn û him xelat in”. Yani bunu ilk kez Suudi Arabistan’dayken 15 Ağustos atılımı için okumuştum.
Şehit Sefkan’ın, Şehid Mizgin ile birlikte söylediği “Waye PKK Rabû” o parçayı arkadaşlar zaten benim kasetimden alıp okumuşlardı, fakat müziği bana ait değil, bunu belirteyim. Müzik o arkadaşlara ait. Bu parçayı, o sözleri Qamişlo’da Tacettin adındaki bir arkadaş, aynı zamanda bir şehit babasıdır. İşte o arkadaşla hazırladım. O yazdı, biz de biraz zenginleşirdik. Tabi ki o parça halkın içerisinde en çok dinlenen ve tutulan bir parça oldu. Yani 15 Ağustos için halkın karşısında ilk söylediğim parça buydu.
Belki biz o dönem 15 Ağustos’un anlamını daha fark etmiyorduk çünkü çok gençtik. Büyük bilincimiz yoktu. Fakat insan ömründe bir şeyler arıyor, daha gençken onu buluyorsun.
‘PKK’ye ve şehitlere borçluyum’
Şunu belirteyim, eğer bugün bir isim yapmışsam, bir şöhret yakalamışsam, bir yere gelmişsem, ben bunları PKK’ye ve şehitlere borçluyum. Çok iyi hatırlıyorum, arkadaşlar Başkan’ın ilk kitabını Arapçaya çevirmişlerdi. Ben onu Suudi Arabistan’a giderken birlikte götürdüm. Ama inanın, zindanı ve herşeyi göze almıştım çünkü cezası ağırdı. En son sınırda yakalandım, yani binbir türlü ifade vererek bu kitabın bir dini kitap olduğunu, o yüzden kitabı yazanın ismi de Abdullah’tır diyerek geçirebildim. Kitap daha sonra kopyalanarak elden ele dolaştı.
İşte bu mücadele zor şartlar altında buraya kadar geldi. Ben var olan bu bilincimi, bu mücadelenin ve değerlerin sayesinde kazandığımı belirtmek istiyorum. Kendimi eğer insan olarak hissediyorsam bu değerler sayesindedir. Ben halen o arkadaşlardan bahsedildiği zaman kendimi borçlu olarak hissediyorum. Ben sanatımı, şanımı, şöhretimi, her şeyimi o insanlara borçluyum. Ben 15 Ağustos’un gururunu yaşıyorum çünkü tarihin bu dönüm noktasına bizzat şahit oldum ve yaşadım.
Ben 15 Ağustos için stran okuduğum zaman kendi içimde ağlayan birisiyim.
Bir sevinç var gözlerde
Hozan Serdar, 1955 Dêrsim doğumlu Dimilikî (Kırmanckî) konuşan Kürt Alevi sanatçıdır. Koma Berxwedan’ın kurucuları arasındadır. Birçok albüme eser bazında veya sesiyle katkıda bulundu.
Grup içersinde Dimilikî temsilciliğini yapmıştır. 20’ye yakın albüm yapan Hozan Serdar, albümleri yasaklara rağmen çok sevilmiş ve kitleler tarafında dinlenmeye devam ediliyor. Sanatçı, ayrıca Kırmanckî birçok esere hayat vermiştir.
Hozan Serdar, siyasal nedenlerden dolayı 35 yıldır ülkesinden uzaklarda, Almanya’da yaşamaktadır.
Bagok’tan Zend’e...
Xelîl Xemgîn, sanata olan ilgisini sanatçı olan babasından miras olarak alır. Daha küçük yaşlarında babası kendisine bağlama çalmayı öğretir ve yaşadığı köye, ilk radyoyu babası Xelîl Xemgîn için alır. Bağdat ve Erivan radyolarından ünlü Kürt ozanlarıyla tanışır. Hesen Cizrawî, Meryemxan, Mihemed Şexo, Tahsin Taha ve Kawis Axa gibi klasik stranlar okuyan sanatçılardan etkilenir.
1985’te bir grup Kürt sanatçı ile Koma Berxwedan’ı kurar. 20 yıl Koma Berxwedan’da müzikal çalışmalara imza atar. Koma Berxwedan’ın 16 albümünün dışında solo çalışmalar da yapar. 1988’de “Bagok”, 1992’de “Ey Şehid”, 1997’de “Name” ve 2004’te “Zend” adlı solo albümlere imza attı .
ADEM KARAÇOBAN