Önder Abdullah Öcalan’ın yakalanarak Türk Devletine teslim edilişinin 20’nci yılını geride bırakıp 21’inci yılına girerken, yaşanan bu amansız sürecin yakıcı derslerini bir kez daha bilince çıkarmak ve gereklerini yerine getirmek gerekir. 20 yıl öncesi, siyasi linç ortamında görülen İmralı duruşmaları hukuki boyutu olmayan bir tiyatrodan ibaret göstermelik bir yargılamaydı. Hukuk ihlali ilk günden başlamış ve günümüze kadar da devam etmektedir. Ağırlaştırılmış tecrit de bu hukuksuz sürecin devamıdır. Hukuk normlarına göre değerlendirmek ve hukuki yöntemlerle yaklaşım içine girmek yanılgılı olacaktır. Siyasi boyutları ön planda olan bu yargılamalarda yapılan savunmalar, kendi koşulları içinde son derece anlamlı mesajlar içermesine rağmen Türk devlet yetkilileri zafer sarhoşluğu içinde görmezden geldiler. Barışa, çözüme kapı aralamak için atılan adımlar zayıflığa ve çaresizliğe yorumlandı.

PKK’yi doğru tanımlamamak kadroları açısından olduğu kadar düşman açısından da kayıp anlamına gelmektedir. İmralı sürecinde yaratılan çözüm fırsatları Türk devleti tarafından heba edilerek tepilmiştir. Önderliğin tutuklanması ile PKK’nin tasfiye beklentisi içinde olmak Türk devletinin en büyük yanılgısı olmuştur. PKK’nin gelişim diyalektiğini çözemeyişleri devlete hem zaman, hem enerji ve hem de kan kaybettirmiştir. Gelinen aşamada da Türkiye bütün geleceği ile Kürt sorununa ve dolaysı ile İmralı’ya kilitlenmiştir. Kendi geleceğini Kürt düşmanlığı üzerine kurgulamış bir Türkiye, siyasetten inkar ve imha üzerine konumlandırmasını yapmış olması bu sürecin asla kazananı olmayacaktır. Her türlü tavizi vererek bu saplantıda ısrar etmesi Türkiye’yi uçurumun kenarına getirmiştir.

Uluslararası komploda yer alan devletlerin PKK önderliğine yaklaşımları da yanılgılı olduğu, etki gücünü yeterince hesaba katmadıklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Kolayca sınırlanabilecek bir örgüt, tasfiye edilecek, etkilenecek ve ya parçalanarak kapitalist moderniteye entegre edilecek bir güç olarak görüldü. Gelinen aşamada ise PKK’yi bölgesel gelişmelerde etkili bir güç olarak, taktik ve stratejik ilişkilerde hesaba katmak zorunda kaldıkları bir güç olduğunu kabul etmek zorunda kalmışlardır.

İmralı direnişi herkesin hesabını boşa çıkarmıştır. Yaşamsal duruş tavizsizdir. Düşünce gücü olarak evrensel sınırlarına ulaşmaya açıktır. Küresel güçlerin yenilgisini gerçekleştirecek düşünce gücünün evrensel ölçekte olması kaçınılmazdır. Bu nedenle İmralı savunmaları bir insan savunmasından ziyade bir halkın savunmasına ve oradan da bir insanlık savunmasına dönüşmüş oldu. Bugün eğer ağırlaştırılmış tecrit koşullarında tutuluyorsa bu sadece Türk devletinin yaklaşımı değildir. Küresel güçlerin PKK’yi kendileri açısında ciddi bir engel gördükleri için önderliği tecritte tutmayı, yöneticileri hakkında yakalama ödülü konulması kararlarına başvurulmaktadır.

Kürt sorunu herkesin kendi açısından yonttuğu ve kullandığı bir sorun olması nedeniyle gerek bölge devletleri ve gerekse de küresel güçler istedikleri zaman kullanmaktadırlar. Egemen devletleri istikrarsızlaştırma tehditleri, birbirlerine kaşı kullanma, güç devşirme konularında başvurdukları ve asla vazgeçemedikleri Kürtler, bölgenin kaotik sorunlarının başında gelmektedir. Bu sorunu yaratanlar kapitalist güçlerdir. Bu sorunu kaşıyıp kanatanlar da yine kendileridir. Bu sorunun çözümü için yaklaşım sergilemeyenler de kendileridir. PKK, Kürtleri bu kısır döngülü kullanılma modundan ve kaotik konumdan çıkaracak alternatifi ortaya koyduğu için bunca yaptırıma maruz bırakılmaktadır.

20 yıl tek kişilik yüksek güvenlikli bir hücrede tutulan önderliğin bu koşullara katlanır olması, temsil ettiği büyük düşünce gücünün heyecan verici çözümleri barındıran ve halkların yaşam umudunu temsil etmesinden kaynaklandığını belirtmek gerekir. Sergilediği direniş düşünceden, düşünce direnişten beslenir. PKK’nin gelişim diyalektiği kendisini her açıdan kanıtlamıştır. Direnişi kadar yenilmezliği de ortadadır. Kendisini sürekli yenileyerek üreten bir dinamizmle sahnede olmaya devam etmektedir. Ortadoğu kaosunda bölgesel devletlerin ve küresel güçlerin çelişki ve çatışmalarından, DAİŞ denilen insanlık belasından tutalım birçok konuda hem siyasi ve hem de askeri açıdan kendisini ispatlayarak ayakta kalmıştır.

15 Şubat komplosunu halkımıza yaşatanları bir kez daha kınıyoruz. PKK’yi ezmeye çalışanlar, içerden ve dışarıdan bölüp parçalamaya çalışanlar beyhude çabalar içine giren sefil mendebur türden yaratıklardır. Menhus kişiliklerin beklentileri kursaklarında kalacaktır. PKK kendi mücadele alanlarını daha da genişletmiştir. Her konuda daha da bilenmiştir. Tecridi kırmak için açlık grevi direnişleriyle karşıladığımız 15 Şubat komplosunun bu yıl dönümünde zafer her zamankinden daha fazla yakındır.