
Kürtler tarihin en eski halklarından biri ama tarihe giriş yapmada en sona kalmış durumda. Lozan anlaşmasından sonra yok sayılan statüsü dünya tarafından da kabul görmüştür. Yaşama hakkı tanınmamış ve tarihin, dünyanın dışına itilmiştir. Bunun en güncel yansıması da Kürt halkının Önderi Abdullah Öcalan’ın başına getirilenlerdir. Öyleki kendisine dünyada barınacak bir kaç metrekarelik yer verilmemiştir. Tarihin ve dünyanın dışına itilme ancak bu kadar olur!
15 Şubat uluslararası komplosunun üzerinden 13 yıl geçti. Sayın Öcalan bu süre zarfında ağır bir tecrit altında İmralı adasında özel uygulamalar içinde tutuldu. Asamadılar ama zamana yayılmış bir imha ve etkisizleştirme süreci işletildi. Sağlığı varlığı ve itibarı kısacası her şeyi hedef alındı.
Bütün kuşatma ve etkisizleştirme operasyonlarına rağmen Önder Öcalan’ı Kürt halkından koparamadılar. Bekledikleri ve hedeflediklerinin tersi oldu. Sayın Öcalan dışarıda olduğundan daha fazla Kürt halkı tarafından benimsendi ve desteklendi. Etkilediği ve harekete geçirdiği kitlede büyüme olağanüstü gelişti.
Bu yıllarda Sayın Öcalan teorik ve ideolojik çalışmalarını derinleştirdi ve arayışlarını sürdürdü. Ciltler dolusu yazılar yazdı. Yazdıkları ve söyledikleriyle hem güncel hem de uzun yıllar halkına ve hareketine yetecek perspektifler sundu. Böyle dar ve kuşatılmış bir mekanda hem harekete hem de halka öncülükte inanılmaz bir başarı ve performans sergiledi. Böyle bir örneğe dünyada rastlamak mümkün değildir.
Devlet ve onu yönetenler uzun yıllar “devlet teröristlerle görüşmez” dediler. Devlet yöneticilerinin amentü haline getirdikleri “PKK ayrı Kürt halkı ayrıdır. PKK ve Apo’suz bir çözüm” söylemi işlevsiz kaldı. Sonunda AKP Hükümeti eliyle İmralı ve Oslo görüşmeleri gündemleşti. AKP bu görüşmeleri hükümet adına önceleri üstlenmese de sonunda üstlendi ve Başbakan Erdoğan “devlet görüşür” dedi
AKP görüşmeleri başlattı ama sonunu getiremedi. Önder Öcalan’ın tartışmalar sonucu hazırlayıp sunduğu protokolleri onaylamadı. Bu yolla görüşmeler tıkatıldı ve savaş tırmandırıldı. Türk basını bu gelişleri doğru analiz etmek yerine yine devletçi refleks ve bazı kesimlerin bilinçli tutum almasıyla suçu Öcalan’a ve arkadaşlarına yüklemeye çalıştılar.
Halbuki ateşkes ilan eden ve sürecin önünü acmaya çalışan Öcalan’ın kendisiydi. Israrla ve yıllarca büyük bir dirayet ve irade sergiledi. Türkiye’yi bir yumuşama ve çözüm iklimine sokmaya çalıştı. Bu konuda epey de yol alındı. Ancak sonuçta süreç tıkandı. Çünkü Öcalan ve Kürtler tek başına bu sorunu çözemezdi. Tek yanlı çözüm mümkün değildi. Devleti yönetenlerin de bu yönlü irade göstermesi ve bir çözüm projesine sahip olması gerekirdi. Ancak görüldü ki AKP’nin elle tutulur ciddi bir çözüm projesi yoktu. Böyle olduğu için de Öcalan’ın hazırladığı çözüm protokolleri kabul edilmedi, çatışmalar ve operasyonlara hız verildi. Bu gün Türkiye çözümü ve barışı değil “terörün” yanı Kürt direnişinin nasıl bastırılacağını konuşuyor. Seçimler öncesi Kürt sorunun çözümü tartışılıyordu, şimdi ise nasıl tasfiye edilir üzerinde duruluyor.
Seçimlerden günümüze kadar Öcalan avukatlarıyla görüştürülmüyor. Sesi tamamen kesilmek isteniyor. Nitekim Bülent Arınç bunu bir başarı olarak basın önünde anlattı, “baş gövdeden koparılmıştı” dedi.
Hatırlanırsa Oslo görüşmelerinin bir kısmı internete sızdırıldı. Basın hemen bunu PKK’nin ve İsrail’in yaptığını, amacın hükümeti zora sokmak olduğunu işlemeye başladılar. Absürd ve abartılı komplo teorileri üretildi. O zaman da söyledik; bunu yapanları devletin içinde arayın. Nitekim bugün MİT Müşteşarı Hakan Fidan onların savcılığa çağrılmasıyla bu işlerle içeriden birilerinin meşgul olduğu daha iyi anlaşıldı.
15 Şubat komplosunun hala sona ermediğini PKK ve Öcalan’ın hala tasfiye edilmek istendiği açık. Son yerel seçimlerden bu yana, Haziran’la da daha hız kazanmış tutuklamalarla binlerce Kürt politikacı ve dostları cezaevlerine atıldı. Bu insanların hiç biri silahlı bir eylemden dolayı suçlanmıyor. Çözüm değil irade kırmak ve teslim almak hedeflenmiştir. Dağlar sürekli bombalanmakta, evler basılmaktadır.
15 Şubat nasıl ki ABD ve etkili güçlerin öncülüğünde gerçekleştiyse bu gün de aynı destek Türkiye’ye verilmektedir. Bu destek olmasaydı AKP bu savaşı böyle tırmandıramazdı. Kürtler dış hakettikleri dış destek ve uluslararası dayanışmadan yoksunlar.
Anlatacak çok şey var ama sonuç olarak şunları vurgulayalım: bundan sonra da sürece damgasını vuracak olan Önder Öcalan ve Kürt halkının direnişi olacaktır. Önderlik 13 yıl boyunca olağanüstü bir direniş ve irade ortaya koydu. Muazzam bir yoğunlaşmayla sürekli bir açılım ve gelişmeye önderlik etti. Türk ırkçı sistemi Kürtlere zarar verebilir ama bu çelikten iradeyi kıramaz. Bu komplo ve oyunları boşa çıkarak olan bundan sonra da örgütlü direniş olacaktır.