
Sözün bittiği yere geldik denilir ya, işte şimdi tam o andayız. Kelimeler kifayetsiz, her şey anlamını yitirmiş, sonsuz ve sınırsız bir boşluk adeta. Cizre’de yaşanan devlet vahşeti, artık Kürtler için yolun sonuna gelindiğinin en son durağı anlamına geliyor. Cizre katliamı, tasarlanmış, planlanmış, kurgulanmış ve resmi organlarca kararlaştırılmış bir soykırım uygulamasıdır. Ne ilktir, ne de son! 1925 yılından bu yana Kürdistan topraklarında uygulanan soykırım silsilesinin en acımasız olanlarındandır Cİzre.
15 Şubat 1999 uluslararası komplosunun üzerinden 18 yıl geçmiş olmasına rağmen Önder Öcalan’ın şahsında egemenler Kürt soykırımından vazgeçmiş değiller. Bu komplo ile gerçekleştirilmek istenen şey, Kürt halkını başsız bırakarak teslim almak ve kölece yaşamalarını devamını sağlamaktı.
İşte bugün üzerine çokça konuştuğumuz Suriye-Ortadoğu’ya müdahale, aslında 1999 yılında Önder Öcalan’ın şahsında yapılmak isteniyordu. Çünkü Öcalan yapılacak müdahaleyi boşa çıkarabilecek tek aktördü ve etkisizleştirilmeliydi. Komploda temel hedef buydu. Aradan geçen 18 yıla baktığımızda, komplo sahipleri Ortadoğu’ya kapsamlı müdahalede bulunmuş olsalar bile Önder Öcalan’ı aştıkları ve etkisizleştirdikleri söylenemez. Suriye ve Rojava Kürdistan’ın da yaşanan gelişmeler tam bir Öcalan gerçekleşmesidir. Komplo sahipleri Öcalan’ın öğrencilerinin yardımına muhtaç olur hale gelmiş ve DAİŞ-AKP faşizmi karşısında en stratejik müttefik olarak kabul etmişlerdir. Kobanê savaşında Kürt-Batı-ABD ittifakı aslında komplo sahiplerinin bir nevi öz eleştirisidir de. Fakat bu yaklaşımlar komplonun tümden aşıldığı anlamına da gelmemektedir.
Cenevre III toplantılarında komplonun devam ettiğini bir kez daha yaşayarak gördük. Önder Öcalan’ın Demokratik Özerklik modeli ne ABD ve hempaları ne de Rusya ve hempaları tarafından meşrulaştırılmak istenmedi. ABD, adeta gelmek istiyorsan, ENKS, Ehvan-ı Müslim, Fetih Ordusu, Suud, Türkiye blokunu tercih etmelisin dedi. Rusya ise benimle gelmek istiyorsan Esad-İran-Hizbullah’ı tercih etmelisin yaklaşındaydı. Rojava sistemi çizgisinde ısrarlı olunca toplantılara dahil edilmedi. Bu yaklaşım komplocu güçlerin ideolojik yaklaşımıdır.
Diğer bir komplocu yaklaşım ise AB üyelerinin ve kurumlarının Türkiye’nin başta Cizre, Silopi ve Sur’da uyguladığı soykırım politikalarına gösterdiği tolerans ve destektir. Avrupa organları başta AİHM olmak üzere Avrupa Konseyi ve CPT adeta Erdoğan-AKP-Ergenekon’u Kürt katliamına teşvik etmektedir. Bu komplodan amaç Önder Öcalan’ı teslim alarak Kürt halkına 1923 Lozan rejimini yeniden dayatıp kabul ettirmektir. Bu komplo, Kürtlere dayatılan yüz yıllık bir komplodur.
Bu komploya karşı nasl ki Önder Öcalan 18 yıldır amansız direniyorsa, Sur ve Cizre başta olmak üzere tüm Kürt halkı direniş sergilemektedir. Gelinen aşamada Kürt halkı var olma ile yok olma sınırında nihayi tercihi ile karşı karşıyadır. Ya yeniden Lozan rejimine evet diyecek, ya da buna karşı büyük bir devrimci hamle yapacaktır. Bu işgale, soykırıma ve Lozan rejimine verilecek yanıt devrimsel direniş olmalıdır. Mevcut eylemlerle soykırım ve komplo kıskacından çıkılamaz. Tarih her zaman halklara fırsatlar sunmaz.