15 Temmuz gecesi ise birden bire bu setin içinde bulduk kendimizi. Girişimi, başlangıcı dahi en kuvvetli kabusları aratmadı. Savaş uçakları alçaktan uçtu, sonik patlamalarla camlarımız sarsıldı, an geldi ayağımızın altındaki zeminin dahi kaydığını hissettik ya da düşündük. Düşündük, çünkü hiçbirine hazır değildik ve 15 Temmuz gecesi toplumsal olarak bir travmanın daha eşiğine sürüklendik.

Psikolojik travma bir güçsüzlük acısıdır. Travmatik olaylar insanların kontrol, bağ kurma ve anlam duygusu veren olağan davranış sistemini altüst eder. Travma yaşantısının temel mekanizması yoğun korku, çaresizlik, kontrol kaybı ve yok olma tehdidi ile ilişkilidir. Tramvaya neden olan olayın psikolojik bir tramvaya sebep olmasındaki en önemli etken kişinin olay esnasında eyleme geçememe durumudur. Kişi kendini çaresiz ve güçsüz hisseder. Eyleme kudreti elinden alınmıştır ve savunmasızdır. Dolayısıyla uyaranlardan daha çok etkilenir. Karşı karşıya kalınan tehlike insan eliyle olduğunda ise psikolojik travma oranı –doğal afetlere göre– daha yüksektir. Travmatik yaşantı insanların, tehlikeye karşı olağan ruhsal özsavunma sistemlerini altüst ettiği, işe yaramaz hale getirdiği için bu parçalanma hali ve çaresizlik hissi travma sonrası stres bozukluğuna neden olabileceği gibi zaten ruhsal bozukluğu olan kişinin mevcut durumunu daha da ağırlaştırır. 

Yaşadığımız coğrafyanın son bir senedeki gündemini, özellikle art arda meydana gelen ciddi bireysel ve toplumsal travmalara neden olacak patlamaları düşünecek olursak 15 Temmuz gecesi herkeste dehşet, kaygı ve panik yaratan ve  anlamlandırma süreçlerini tamamen bozan bir geceydi. Bende  bu süreci ve 15 Temmuz gecesini bir grup psikiyatrist ile konuştum. Malum isimlerini vermediler. Çünkü darbe günlerindeyiz... Onlar ‘uzman’ diyeceğim...

Konuştuğum psikiyatristler, yaşanılan olayların toplum üzerinde uzun vadede gerçekleşmesi muhtemel ruhsal travmatik etkilerini anlatmak için henüz erken olsa da ellerindeki verilerden, o gece ve sonrasındaki klinik gözlemlerinden bahsettiler. Örneğin olay gecesi ve sonrasında kendilerine başvuran hastalar içerisinde yoğun korku, kaygı, çarpıntı, nefes darlığı gibi şikayetlerle başvuranların sayısında artış olduğunu ifade ettiler. Bu bilimsel verilerin yanısıra, direkt darbe girişimi ile ilintili olarak birçok hastanın hastanelere başvurduğunu aktardılar. Aynı şekilde klinikte düzenli olarak tedavi gören hastaların da durumunun kötü etkilendiğini ve tedavi süreçlerinin olumsuz etkilendiğini belirttiler. 

Savaş travması yaşantılayan ve sonrasında sahip olduğu ruhsal bozukluk nedeniyle tedavi gören ya da psikolojik destek alan kişilerin 15 Temmuz gecesinden, diğer insanlara göre, daha fazla travmatize olduklarını gözlemlediklerini ifade ettiler. 

Örneğin, Boğaziçi Köprüsü’ndeki vahşet görüntülerinin ya da patlama anlarının servis edilmesi Suruç’taki, Ankara’daki patlamalarda yakınları kaybeden veya doğrudan travma mağduru olan kişilerin bu görüntülerden dolayı travmatik anılarının tekrar yaşantılanması nedeniyle daha fazla etkilendiklerini belirttiler. 15 Temmuz gecesi ve sonrası darbe girişiminin doğrudan veya dolaylı etkisiyle hastanelerine başvuran kişilerin cinsiyetinde ise anlamlı bir fark olmadığını aktardılar.

Psikiyatristler, travmayla baş edebilmenin önündeki önemli etkenlerden biri olan aşırı uyarılma durumunu provoke edecek tehlikenin devam ediyor olması hissi hakkında çekincelerini de aktardılar. İlan edilen OHAL’in, tehlikenin devam ediyor olduğu düşüncesini tetiklediği endişesi güderek, daha önceki OHAL deneyimlerinin yarattığı büyük bireysel ve toplumsal travmalar göz önünde bulundurulduğunda durumun yeni travmalara neden olabileceği görüşündeler. 

Örneğin sabaha kadar savaş uçağı ve silah sesine maruz kalan bireyin bundan sonra duyduğu her kuvvetli seste irkilmesinin önlenemez olduğunu, çünkü travmatik hatıraların sözel bir anlatı ve bağlamdan yoksun olduğunu; canlı duyular ve imgeler biçiminde kodlandığını ve esasen travmatik anların bu şekilde kristalize olduğunu belirttiler. Aynı şekilde Kürdistan’da benzer travmatik anları defalarca yaşamış bireylerin ise 15 Temmuz gecesinde diğer mağdurlara göre daha fazla etkilenmiş olduklarını söylemenin doğru olacağını ifade ettiler. 






Tuğçe Yılmaz