Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın İmralı Cezaevi'nden 26 Nisan'da kaleme aldığı mektubunu, HDP Milletvekili Pervin Buldan aracılığıyla teslim alan Şakran Kadın Cezaevi'nde kalan tutsak kadınlar, mektubu aldıktan sonra duydukları sevinci anlattı.

Nesrin Akgül, kendi adına gelen mektubu, Öcalan'ın tüm tutsak kadınlar için kaleme aldığını belirtti. Öcalan'ın kendilerine mektup yazdığını duyduklarından beri tarifi zor sevinçler yaşadıklarını belirten Akgül, "herkes zamanı ve soluğunu dondurup günlerce mektubun gelmesini bekledi. Her mazgal açıldığında mektup heyecanıyla mazgala koştuk. Heyecanlı bekleyişin ardından Pervin arkadaş, kutsal emanetimizi getirip yüreğimize teslim etti. Herkes sanki Önderliğe dokunuluyormuş gibi defalarca mektuba  dokunup okudu. Her kelimesinde kadın ile önderliği birbirine derinden bağlayan özgün aşkın saklı olduğu mektuba defalarca dokunduk. Bu mektup aynı zamanda, özgür yaşamın öncüleri olan biz kadınların sorumluluğunun daha da büyüdüğünü hissettirdi" diye belirtti.

'Önderlik, 15 yılın demlenmiş özlemiyle bize ulaştı'

Nesrin Akgül, Öcalan'ın kendilerine yazdığı mektubun yüreklerine dokunduğunu dile getirirken, şu ifadelere yer verdi: "Önderliğimiz her zaman paylaşımı kutsal kılıyor ve kendindeki tüm anlamlarla etrafında büyümeyi başarıyor. Son olarak Önderliğe ulaşma hasretiyle kendini yakan yüreklerimize dokunarak anlamlı bir paylaşımla bizlere mektup yazması, tüm sınırları, duvarları aşan bir kavuşma hali yarattı. Biz zindandakilerin, içerden Önderlikle paylaşımlar içine girmesi, sanırım tek avantajımız. 15 yıl boyunca içerden hep Önderliğe yazıldı. Ve Önderlik, 15 yılın demlenmiş özlemiyle bize ulaştı. Her birimiz için müthiş bir heyecandı bu. Hep kendimize, 'Önderlikle buluşmaya kendimizi hazırlamalıyız' diyorduk."
Mektubu okuduğunda üzerlerindeki yükün ağırlaştığını hissettiğini ifade eden Akgül, kadınlar olarak anlamlı bir yanıt oluşturma sorumluluğuyla karşı karşıya olduklarını, doğru ve güzel yaşanabilecek bir toplumsallığı inşa etme görevine kendilerini hazırlamaları gerektiğini kaydetti.

'Her sözcüğün kanatlarına takılıp gittim'

Tutsak kadınlardan Cihan Asi ise, mektubun üzerinde bıraktığı etkiyi şu ifadelerle anlattı: "Her arkadaş gibi mektuba dokundum, her arkadaş gibi mektuptaki her sözcüğün kanatlarına takılıp Önderliğin yanına vardım. Ellerimi harflerin üzerinde gezdirirken sanki Önderliğin ellerini sımsıkı kavradığımı, sarılıp sımsıkı kucakladığımı hissettim. Görse eleştireceğini düşündüğüm gözyaşlarımı tuttum ve bir kez olsun militanlıkla hayata, Önderliğe ve dağlara hak ettiği anlamı verememenin vebaliyle, 'etik-estetik' sözcüklerinin doğru okunması gerektiğinin tarihsel yükünü hissettim. Özgürlük bilinci ve eylemine kalkışan bir kadın olarak Önderlik'ten başka bir kıblegaha gönül vermenin mümkün olmadığını bir kez daha hissettim. Özcesi; beni mahpusluktan çıkarıp yeniden ve en anlamlı biçimiyle tüm Kürt kadınlarıyla buluşturan bir anlam derinliği oluşturdu diyebilirim bende."

'Annelere en yakın olan insan'
Bir anne olarak mektuba ilişkin duygularını ifade eden Emine Aşkara adlı siyasi tutsak ise şöyle konuştu: "Önderliğin bize mektup yazdığı haberi duyulunca tüm koğuşlardan tilili ve alkış sesleri duyuldu. Zindan inledi adeta. Bunun karşısında anladım ki Önderlik biz kadınların en büyük özgür yaşam umudu. Sistemin bize aşıladığı geleneksellikten çıkıp "etik-estetik duruşla özgür aşkı yaşayın" demesi, beni bir sorgulamaya götürdü. Siirt'in Koçer bir kadını olarak,'Doğal toplum değerlerini ne kadar yaşıyor ve bunu çocuklarıma ne kadar aşılayabiliyorum' diye düşündüm. Anneler için yaptığı değerlendirmelerden biz anneleri ne kadar iyi anladığını gördüm. Bence Önderlik kadın kimliğine olduğu kadar özelde annelere en yakın olan insan. Bunları öğrendikçe Önderliği daha çok seviyor ve hissediyorum. Son mektubuyla bunu daha derinden yaşadım."


SEVCAN ATAK/JINHA/İZMİR