Türk devlet güçlerinin Amed’in Sûr ilçesinde 160 gündür saldırıları sürüyor. Şimdiye kadar 62 kişinin cenazesi çıkarılırken, kentte yapılan protestolarda ise 11 kişi katledildi. Binlerce konut, otel, lokanta, hediyelik eşya dükkanı ve tarihi mekan yakıldı, yıkıldı. Türk işgal güçlerinin saldırıları, kentin ekonomisine büyük zarar verdi. 4 tabur kayıp veren Türk devleti, cenazelere işkence yapmaktan ve gasp etmekten geri durmadı. Kimi çocuğunun, kimi kardeşinin, kimi eşinin, kimi de yeğeninin cenazesini alabilmek için 130 gündür, nöbette. “Acele kamulaştırma” kararıyla evleri gasp edilmek istenen ilçe sakinleri, “Devlet boğazımıza bıçak da dayasa biz evlerimizden, mahallelerimizden vazgeçmeyeceğiz” diyor.

Her fırsatta NATO’nun en büyük askeri güçlerinden biri ve Ortadoğu’nun tek söz sahibi olmakla övünen devletin, Sûr’u talana ve saldırılara karşı korumaya çalışan, sayısı 100’ü geçmeyen gençlere karşı en seçkin birliklerini, ordu komutanlarını, tüm ağır silahlarını ve psikolojik harp unsurlarını devreye koyarak başlattığı topyekun saldırının üzerinden 160 gün geçti. Operasyonların 9 Mart’ta tamamlandığı açıklansa da bu tarihten sonra da çatışmalar ve infazlar yaşandı. İlçeden bugüne kadar 62 cenaze çıkarıldı. Kuşatmanın son bulması için Sûr dışında yapılan protestolarda ise 11 kişi katledildi. Çıkarılan cenazelerin bir kısmını DNA işlemleri bekleniyor.


Aileler 129 gündür bekliyor

Büyük bir iradeyle tarih yazan direniş karşısında çaresiz kalan Türk devlet güçleri katlettiklerinin cenazelerini vermeyerek işkence kavramını dahi anlamsızlaştırırken, aileler evlatlarının cenazelerini alabilmek ve çocuklarının direnişlerine ortak olabilmek için nöbet eylemi yapıyor. Aylardır çocuklarının bir mezar taşı olsun diye girişimlerini sürdüren ailelerin nöbet eylemi 129 gündür devam ediyor. 

Erhan Keskin, Erdal Tekin ve Velat Bilen’in cenazeleri 30 Mart günü Sûr’dan çıkarıldı. Ramazan Öğüt, Rozerin Çukur, Gündüz Akmeşe, Turgay Girçek, Hakan Aslan, Mahmut Oruç, Cihat Morgül’ün aileleri ise hala cenazelerine kavuşacak günü bekliyor. Her gün sabahın erken saatlerinde kilometrelerce yoldan Dicle Fırat Kültür Merkezi’ne gelen aileler burada evlatlarına dair bir haber bekliyor.


‘Direnişin izleri silinmesin’

7 Ocak günü katledilen kızı Rozerin’in cenazesini alabilmek için aylardır nöbet eylemini sürdüren anne Fahriye Çukur, şunları söyledi: “Sûr’un ne yıkılmasını ne de yeniden yapılmasını istiyorum. Sûr öylece kalsın. Orada çocuklarımızın dökülen kanları var. O kanları silip süpürmesinler. Direnişin izlerinin silinmesini istemiyoruz.


‘Yavrusunu kaybeden anayım’

4 aydır çocuğunu kaybetmiş bir anneyim ben. Yavrusunu kaybetmiş bir anneyim, ağlıyorum, geziyorum, çocuğumu arıyorum.” 


‘Onun öldüğüne inanmıyorum’

16 Ocak günü katledilen ve henüz bir yıllık evli olan Gündüz Akmeşe’nin cenazesini alacağını günü bekleyen eşi Emra Akmeşe ise o katledildiği günden beri eve geleceği günü bekliyor. Cenazesini görmediği için eşinin hayatta olup olmadığını bilmediğini dile getiren Akmeşe, “Onun öldüğüne inanmıyorum. Keşke birden kapı çalınsa ve eşim içeri girse. Bu şekilde bekleyerek yaşamak çok zor. Eşim öldüyse cenazesini versinler gidelim mezarına” dedi.


‘Kemikse kemiklerini versinler’

2 Şubat günü kuşatma altındaki Fatihpaşa Mahallesi’ndeki evinden ayrılmayarak direnen ve henüz 14 yaşında Sûr’da devlet güçleri tarafından katledilen Cihat Morgül’ün annesi Kadriye Morgül ise şöyle konuştu: “Canımız zaten gitmiş. Cenazelerimizi istiyoruz. Kemikse kemiklerini versinler bize. Cenazemizi almaya sevinecek hale getirdiler bizi.”


‘Çocuklarımız terörist değil’

Kendi mahallesinde, Fatihpaşa’da saldırılara karşı direnirken 16 Ocak günü katledilen 19 yaşındaki Turgay Girçek’in annesi Makbule Girçek ise “Turgay doğduğu büyüdüğü mahallede, sokakta katledildi. Bizim tek suçumuz kendi mahallemizden kopmadığımızdır. Bizim çocuklarımız terörist değil. Doğduğu, büyüdüğü sokakta, mahallede kaldı ve orada katledildi” dedi.


Cenaze işkencesi

Katledilen 73 kişiden 42 kişi defnedildi. 31 kişinin cenazesi ise çeşitli hastanelerde DNA işlemleri için bekletilirken, 24 aile çocuklarının cenazeleri için DNA başvurusu yaptı. Sûr’dan çıkarılarak Dîlok (Antep) Adli Tıp Kurumu’na kaldırılan 8 cenaze ve bir kişiye ait sadece kafa ile Meletî (Malatya) Adli Tıp Kurumu’na kaldırılan 7 cenaze kimsesizler mezarlığına defnedildi. Sûr’dan çıkarılan cenazelerden 2’si Xarpêt’te (Elazığ), 13’ü ise Amed’deki hastanelerde aylardır tutuluyor. 

Sûr’da 160 gündür süren kuşatma boyunca ailelere verilmeyen birçok cenazeye işkence yapıldı. Çocuklarının cenazelerini almak için DNA işlemleri başvurusu yapan ailelere TEM’de çocuklarının “Devlete karşı suç işlediği ve terörist” olduklarına dair zorla belgeler imzalatılmaya çalışıldı. Duruma ailelerin ve MEYA-DER yöneticilerinin tepki göstermesi üzerine belgelerin imzalatılmasından vazgeçildi. 

160 gündür devlet güçleri tarafından ailelere ve cenazelere yapılan işkenceleri anlatan Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği (MEYA-DER) Amed Şube Eşbaşkanı Hasan Pençe, direnişin intikamının alınmaya çalışıldığını söyledi. Pençe, “Emniyette ailelere hakaret edildiğini görürken, diğer yandan hastanelerde cenazelere yapılan işkencelere tanıklık ettik. Cenazelerin yüzü soyulmuş, kafaları ezilmiş, vücuduna yüzlerce kurşun sıkarak parçalanmış ve tanınmaz hale getirilmiş. Yapılan işkenceyi gördükçe biz kendi insanlığımızdan utandık” dedi. 


 DİHA/AMED