
19 Mayıs’ı Samsun’da devlet kutladı. Aynı günler “Kürt Dil Bayramı“nın kutlamalarına denk geliyor. Belki nostalji olacak, ama geriye dönerek, iki konuyu da irdeleyelim:
KEMALİST KOLONİZASYONUN BAŞLANGICI
Mustafa Kemal, Osmanlı politikasında etkin Fransız ve İngiliz emperyalistleri tarafından terfi ettirildi.
Osmanlı siyasetinin “Cumhuriyet” çatısı altında örgütlendirilmesi için yoğun çaba harcayan İngilizler, 20.09.1919 günü İngiliz general Harbord ile M. Kemal arasında 3-4 saatlik “çok gizli” bir görüşme gerçekleştirmişlerdi.
Daha sonra Kürdistan’ın bölüştürülmesi, Ermenilerin “tümden sürgün”ü, Pontusların “hiç” sayılması, Yunanlıların vatanlarında “denize dökülmesi”nin politikası bu görüşmede biçimlenmişti.
23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasından hemen sonra, Kemalist güçler Yunan topraklarını işgal etmek üzere harekete geçtiler. İngiliz ve Fransız emperyalizmi, Sevr anlaşmasını redife edecek bir eğilimle, M. Kemal’in politikasını destekleyeceklerdi.
1920 Fransız ve Kemalistler arasında yapılan gizli görüşmeler, geleceğin “Resmi Türkiyesi”nin krokisini ortaya çıkaracaktı. Mustafa Kemal Fransız güçlerinden Güney-batı Kürdistan’ın bir parçasını (Maraş-Antep-Urfa) ve Antakya’yı Türkiye’ye bırakmalarını talep etmekteydi (Hofmann/Koçeriyan, 87).
Daha sonra M. Kemal, İngilizlerin talebi üzerine, Yunanlılar‘a karşı başlatılmış olan harekatın durdurulduğunu bildirecekti. (M. Kemal/1987)
YASAK ÜZERİNDE
YÜKSELEN TÜRKİYE
Erzurum Kongresinin hazırlık arifesinde Diyarbakır’da, Bağımsız bir Kürt devletinin örgütlenmesini sağlamak amacıyla, toplumun çeşitli katmanlarından 4000 (dört bin) Kürt bir araya geliyordu.
Aynı toplantıda “Kürt Klübü”nün kurulması da kararlaştırılmıştı. Ancak kısa bir süre sonra kemalistler 1919’da “Kürt Kulübü”nü yasaklamışlardı.
Aynı yıl, İngiliz Generaliyle bir araya gelen M. Kemal, Bedirhan Bey’in çocuklarını bir İngiliz Binbaşısıyla görüştükleri bahanesiyle, “İngiliz ajanı” olarak ilan ediyordu. Yine 1919 yılında Diyarbakır’da Kürt dili de yasaklanıyordu.
Yani, Türkiye Cumhuriyeti daha kurulmadan ve “kurtuluş savaşı” olarak lanse edilen “Türk-Yunan Savaşı“ (Lenin) bitmeden Kürt kırımı başlamış oluyordu.
CELADET BEDİRXAN
VE KÜRT ALFABESİ
İlk Kürt Gazetesi olan “Kurdistan” (1898) yılında çıkmadan bir yıl önce, gazetenin yazı işleri müdürü Mihdat Bedirxan’ın erkek çocuğu Celadet Bedixan dünyaya geliyordu.
1927 yılında Sovyetlerde yaşayan Türk kökenli halkların Latin alfabesini kullanmasıyla birlikte, M. Kemal de 1927 yılının Haziran ayında “Maarif Vekaleti”ne Latin alfabesinin resmi olarak kabul edilmesini teklif etti ve bir yıl sonra, 1928’de Latin alfabesi resmi Türk alfabesi olarak kabul ediliyordu.
Bu tarihten tam dört yıl sonra 1932 yılında Celadet Bedirxan, Kürt alfabesinin latince versiyonunun temellerini attı.
Böylece, Celadet Bey’in modernizm ve batıya açılma açısından öncü rol oynadı. Celadet Bedirxan dil bilimci ve Kürdoloğdu. M. Kemal ile birlikte, ırkçı bir Türklük yayıldı ve pekişti. Celadet Bedirxan ise özellikle Hawar ve Ronahi ile birlikte ilk modern “Kürt mektebi”ni oluşturdu. Türk alfabesi, tüm dillerin “Türkçe”den doğduğunu iddia eden “bilimci”lerin doğmasının ilk adımı mıydı?
Celadet Bedirxan mektebi, Kürt poesisi ve prosasının gelişmesine önayak oldu.
ÖZET
Biribirine komşu, iki ülke; biri özgürlük ve kurtuluş için savaşanlar var; diğerinde ise kolonileştirdiklerini kaybetmemek için, dünyayı harabeye çevirecek kadar ırkçı histeri üreten egemenler hakim.
Bunda yukarıdaki kısa bilgilerde saklı tarihin rolü saklı.
Bunu değiştirecekler, o ülkelerde yaşayan ve giderek biribirilerine yaklaşan halkların ortak mücadeleleri…