• YENİ Parti, değişim/dönüşüm sürecine girip giremeyeceğininin ilk işaretini, gelecek olan 'çerçeve yasa'nın oylamasındaki sınavdan başarıyla geçtiği zaman vermiş olacaktır.

 VEYSİ SARISÖZEN

YENİ Parti’nin kurulmasıyla birlikte iyisi ve kötüsüyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarihi misyonunu tamamladı. 2015'ten beri de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) küçülme ve giderek silinme aşamasını yaşıyor.

CHP ve AKP’nin siyasi yaşamlarını doldurduğu gün, Cumhuriyet tarihini 100 yıldır “meşgul” eden laik-dinci kayıkçı kavgasının da sosyal ve ideolojik ömrü giderek yok olacaktır. Sosyoloji bize bunu anlatıyor. Sosyolojinin anlattığı, tahminlerin ötesinde hayati önemdedir. Kabaca bu öneme dair birkaç şey söyleyeyim. “Laik milliyetçilik" ile “dinci milliyetçilik” arasında, tüm yüzyıla egemen olan “kayıkçı dövüşü”, Türkiye toplumunun iki temel bileşeninin gün yüzüne hak ettiği kuvvetle çıkmasını önledi:

* Birincisi işçi ve emekçi sınıf ile burjuvazidir. Bunların örgütlerine bakmak “laik milliyetçiliğin ve dinci milliyetçiliğin” nasıl “bölücü” bir rol oynadığını bize gösterir. İşçi sendikaları da patron örgütleri de bu temelde bölünmüştür. Bu durum emekle sermaye arasındaki mücadelenin “laik ve dinci milliyetçilik” tarafından örtüldüğünü ve zayıflatıldığını, sömürünün mutlak yoksulluğa bu nedenle tırmandığını gösterir. Bu yapay kavga, burjuvaziyi ise iç pazarda rekabeti ekonomik araçlarla sürdürmekte engellerle karşı karşıya bıraktı ve rekabetten verimliliği arttırarak, yeni teknolojilerle üstün çıkmak yerine sermaye paylaşımını siyasi ve hatta mafyatik yöntemlerle gerçekleştirme yoluna itti. Tek yanlı bağımlılık ve gerilik bu olguyla yakından bağlıdır.

* İkincisi Kürt ulusu ve Türk ulusudur. Bunların partilerine bakmak “laik ve dinci milliyetçiliğin” nasıl “bölücü” bir rol oynadığını bize gösterir. Sosyalistlerin tarihte yüzde 3'ü geçmeyen oylarını saymazsak Türkiye siyasi hayatı, PKK’nin ortaya çıkmasına kadar “iki partili” bir hayat olmuştur. CHP, “laik milliyetçiliğin”; DP ve sonuncusu AKP olan devamcıları ise “dinci milliyetçiliğin” partileridir. Bu iki parti, uzun bir süre Kürt ulusunu “Alevi ve Şafi” bölünmesine uğratmıştır. Türk ulusu da  karikatürize edersek "Atatürçülük ve Abdülhamitçilik" temelinde bölünmüştür. Aynı zamanda Kürt ulusunun uluslaşma süreci de “laik ve dinci milliyetçiliğin” bölücü etkileri altında gecikmiştir. Alevi Kürtler, laiklikle baştan çıkarılmış, asimile sürecine itilmiştir. Şafi Kürtler ise "dincilikle" ümmetçiliğe meyledilmiştir. Uluslaşma, PKK'nin mücadelesiyle gerçekleşmiştir.

Türk uluslaşmasının çarpıklığı

İlk bakışta “bir tek Türk ulusu” varmış gibi görünse de Türk uluslaşma süreci de bu laik ve dinci milliyetçiliğin etkileri altında çarpıklaşmıştır. Bu konuda bir parantez açayım: 'Türk istiklal mücadelesi', Türk burjuvazisinin öncülüğünde değil, asker-sivil bürokrasinin öncülüğünde gerçekleşti. Ortada öncülük edecek bir Türk milli burjuvazisi de modern anlamda bir “Türk ulusu” da yoktu. 'İstiklal savaşı'nın gerçek “ulusal” güçleri, Çerkesler ve Kürtlerdi. Bunlara Osmanlı zamanında suç işleyip dağlara çıkan eşkiyalar katılmıştı.

Yukarıdan aşağıya uluş inşası

'İstiklal savaşı'nın Türkleştirilmesine ilk adım olarak Karadeniz’in Pontus Rumlarından "temizlenmesi", ardından Çerkes Ethem kuvvetlerinin dağıtılmasıyla başlanmış, Cumhuriyet kurulduktan sonra da 1921 Anayasası temelinde Türk-Kürt tarihi ittifakına 1924 Anayasası temelinde son verilmesiyle devam edilmiştir. Bu “temizlik”ten sonra Kemalist-Bonapartist iktidar, kurdukları devlet gücüyle yukarıdan aşağıya doğru “modern, laik, Batıcı Türk ulusunu” inşa etmeye başlamıştır.

Tek parti iktidarı sona erdiğinde bu modern Türk ulusu, ülkedeki Türk etnisitesinin yüzde 20-25’lik kesiminden oluşmuştu. Nüfusun Kürtler dışındaki yüzde 50’lik kesimi henüz ağır bir cehalet ve örgütsüzlük içinde, modern anlamda ulus düzeyine yükselmemişti. Metropol kentler dışında kalan Anadolu’da ticari iç pazar yok denecek ölçüde dardı.

Demokrat Parti, hızla kapitalist iç pazarı geliştirdi ve yüzde 50'lik Türk etnisitesini, “dinci milliyetçi” ideolojiyle “muhafazakar Türk ulusu” düzeyine yükseltti.

İşte bu “ikili uluslaşma”, laik milliyetçiliğin ve dinci milliyetçiliğin toplumsal gücü oldu. CHP’nin yüzde 25’lik oy potansiyelinin ve AKP’nin yüzde 50’lik oy potansiyelinin sırrı bu “ikili uluslaşma süreci”dir.  

Parantezi kapayalım.

Artık zamanını dolduruyor

Günümüzde bu ikili Türk uluslaşma sürecinin birbirinden izole iki Türk toplumu yaratmış olması, kapitalist modernitenin etkisi altında ve devasa göçler nedeniyle köklü bir değişime uğramıştır. İki Türk toplumu fiilen birbiriyle “entegre” olma sürecine girmiştir. Bu nesnel duruma rağmen, “laik milliyetçilik” ve “dinci milliyetçilik” Türk ulusu açısından bugün de bölücü bir rol oynamaktadır, ancak artık zamanını doldurmanın eşiğindedir. Bunun politik sonucu CHP’nin ve AKP’nin tarihi misyonlarını doldurmuş olmasıdır. 

Şimdi iki nitelikçe yeni süreci yaşıyoruz;

* Bir yandan YENİ Parti “laik milliyetçilik"ten kurtulduğu ölçüde, bölünmüş Türk ulusunun iki farklı toplumunu birbiriyle entegre etme potansiyeli taşıyor;

* Başkan Öcalan’ın önderliğindeki Kürt Özgürlük Hareketi de son 50 yılda modern ulus düzeyine yükselen ve birliğini büyük ölçüde kurmakta olan Kürt ulusu ile Türk ulusunun demokratik entegrasyonunu gerçekleştirmeye yöneliyor.

Demokratik moderniteye yürüyüş

Bu ikili entegrasyon gerçekleştiği ölçüde “laik milliyetçiliğin ve dinci milliyetçiliğin” sonu da gelecektir. Bunların üstünü örttüğü halkın temel sorunları, olanca renkleriyle açığa çıkacak, toplum “demokratik modernite"ye doğru yürüyecektir.

Açığa çıkacak olan sorunlar çok renklidir: Yerelin (ya da komünün) merkezi devlete karşı mücadelesi, emeğin sermayeye karşı mücadelesi, kadının erkek egemene (ya da “kastik katile”) karşı mücadelesi, barışçının militarizme ve savaşa karşı mücadelesi, tüm insanların ekoloji yıkıcılarına karşı mücadelesi, üstlerindeki bölücü ve çarpıklaştırıcı “laik ve dinci milliyetçiliğin” betonunu kırarak gün yüzüne çıkacaktır. Hukuk sistemi laik olacak, din ise devletin hegemonyasından kurtularak yaşadığımız ahlaki krizin çok önemli “ilaçlarından” biri haline gelecek; toplum, demokratik ve ahlaki-politik toplum düzeyine yükselecektir.

Kürt halkı, yeni yüzyılda, Kürt Özgürlük Hareketi'nin 27 Şubat Çağrısı temelinde hazırlanma, sorunlarını çözme yolundadır. PKK, “kendi tarihini reddetmeden, ona öz eleştirel yaklaşarak”yeni bir değişim ve dönüşüm sürecindedir. DEM Parti de onunla iç içe olan gerçek TKP’li komünistler de, böyle bir değişim ve dönüşüme hazırlanıyor.

YENİ Parti'nin tercihi

YENİ Parti’nin önünde ilham verici böyle bir yenilenme örneği vardır. Eğer Yeni Parti de “laik milliyetçi” CHP’den kopmanın yarattığı imkanla, elbette “kendi tarihini ve kurucu önderi Atatürk’ü, Cumhuriyetin kazanımlarını reddetmeden, ona özeleştirel yaklaşarak” yeni bir değişim ve dönüşüm sürecine adım atabilirse ve önüne koyduğu “iktidar” hedefine DEM Parti, diğer sol güçler ve özgürlükçü Müslümanlarla ittifak halinde ulaşırsa “dinci milliyetçi” AKP’nin de CHP gibi tarihi misyonunu doldurmasına yol açacak; Türk ulusu ve Kürt ulusu, tüm ezilen halklar ve sınıflar, Demokratik Cumhuriyet hedefine ulaşacaktır.

YENİ Parti’nin böyle bir değişim ve dönüşüm sürecine girip giremeyeceği, birkaç gün sonra TBMM’ye gelecek olan 'çerçeve yasa'nın oylamasında ilk sınavdan başarıyla geçtiği geçmeyeceği ile ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin, Türk halkının, Kürt halkının ve bölge halklarının da kaderi 'çerçeve yasa'yla demokrasinin “kapısını aralamaya”, demokrasinin (ne kadar elverişsiz olursa olsun) başlangıç ya da “start” noktasından birlikte yürümeye bağlıdır.

O halde Özgür Özel’in parolasıyla söyleyeyim: “Yürüyelim arkadaşlar!”