- Sıdıka Avar, Türkçe bilmeyen “eğitimsiz” Kürt çocuklarına Türkçe öğretme, Türklük ideolojisiyle eğitme aşkıyla dolu, Türkçülük ideolojisinin yeminli bir kadrosudur.
NUBAR OZANYAN
M.Kemal’in “Sen misyoner Avar’sın” dediği ve “dağlara ışık taşıyan” efsane öğretmen olarak tanıtılan Sıdıka Avar, tıpkı Halide Edip Adıvar gibi beyaz soykırımın yeminli bir aracıdır. Dêrsim, Xarpet, Çewlîg bölgelerinde çoğunluğu kız çocukları olan yetim ve sahipsiz kalan Kürt, Kızılbaş ve Alevi çocuklarını toplayarak “modern çağdaş eğitim” adı altında Türkleştirmeye çalışan bir Türk misyoneridir. Tıpkı Halide Edip Adıvar gibi radikal İttihatçı bir Kemalist, fikri kirli, elleri kan lekeli bir kadrodur.
Cumhuriyet döneminin en ateşli öğretmenleri tarafından eğitmenliğiyle “hayran” olunan, şimdiye dek at sırtında köy köy dolaşarak “eğitimsiz” Dêrsim, Xarpet, Bingöl bölgelerindeki çocukları çağdaş modern eğitimine kazandıran, fedakar, yetenekli bir kadın olarak övülerek anlatılan ve örnek bir Atatürkçü olarak gösterilen Sıdıka Avar, Dêrsim Katliamı’nın en azılı celladı olan Korgeneral Abdullah Alpdoğan’a bağlı olarak çalışan bir beyaz soykırımcıdır. Tertemiz çocukların beyinlerini yıkayıp utanç verici manipülasyonla kirleten bir hafıza ve kimlik katilidir.
Halide Edip’in izinde “Homojen Türkiye” yaratma, Ermeni, Kürt, Arap çocukları Türkleştirme projesinin yolunda fedakarca yürüyen Sıdıka Avar, Türkçe bilmeyen “eğitimsiz” Kürt çocuklarına Türkçe öğretme, Türklük ideolojisiyle eğitme aşkıyla dolu, oldukça yetenekli, Türkçülük ideolojisinin yeminli bir kadrosudur.
Dêrsim Katliamı sürecinde evleri yıkılan, ocakları yakılan, kurşuna dizilen; sığındıkları dağlarda, mağaralarda, uçurumlarda kadın-çocuk demeden katledilen Dêrsimlilerin geride yetim ve sahipsiz kalan çocuklarını ise köy köy, ev ev at sırtında dolaşarak toplayan Sıdıka Avar, lanetli bir beyaz soykırımcıdır.
Katliam ve asimilasyon politikasında oldukça yetenekli ve deneyimli olan katliamcıların tarih ve akıl dışı gerekçeleri, “Horasan’dan gelen, Türk olduklarını beyan eden Dêrsimli erkeklerin civarla temasları nedeniyle Türkçeyi öğrenmelerine rağmen kadınların bir kelime bile Türkçe konuşamadıkları, bundan ötürü de çocuklarına Türkçe öğretemedikleri" şeklinde olur.
Dêrsim halkının “isyana” kalkışmalarının nedenini Türkçe bilmemelerine bağlayan muktedirler, yaşlı-genç demeden katledilen kadın ve erkek Dêrsimlilerin Türkçe bilmeyen çocuklarının “milli varlıklarına” kazandırılması, “Türk medeniyetine” kavuşturulması gerektiğini düşünerek oldukça ayrıntılı bir program ve planlamayla asker, sivil ve bürokrat kadrolarıyla birlikte koordineli olarak çalışırlar. Türklüğün yüce ideolojisi ve çıkarları için kanlı ellerini bu kez soykırımın beyaz lekeleriyle kirletirler.
Sıdıka Avar, “dağ çiçekleri” adını verdiği çocukları, yumuşak şefkatli kollarında Türk eğitim ocaklarında eğitirken, dönemin Bingöl Valisi Şahin Baş’ın tehdit dolu konuşmalarıyla “Hükümet çok kuvvetlidir. Hepinizi yok eder. Babalarınızın, dedelerinizin isyan ederek yaptığı hataları gördünüz, canlarıyla ödediler” diyerek çocukların ileride olası bir isyan girişiminde bulunmamaları yönünde ayar çeker.
Sıdıka Avar “dağ çiçekleri” dediği Dêrsim’in kayıp çocuklarını jandarmaların toplaması yerine bu işi kendisi üslenir. At sırtında güzel yüzlü bir kadın eliyle soykırımın pratiğe geçmesini daha akıllıca bulur. Sonradan sayısız Türk kadın yazarın anılarında övünerek anlatmaktan bitiremedikleri Sıdıka Hanım’ın “dağ çiçekleri” dedikleri çocuklar ise gece yataklarında kabus görerek korkudan inler, bağırıp çağırarak annelerini sayıklar.
“Daye” sesinin ne anlama geldiğini bilmeyen Sıdıka Avar tarafından uyandırılıp şefkatli Türk kadın kucağında “teselli edilirler”, oysa binlerce Dêrsimli çocuğun yangın yerine dönmüş topraklarında vahşet dolu katliamlara tanıklık etmiş çocuğun gözleri dumanlı, kalpleri ise yaralıdır. Duygu dünyaları paramparçadır. Yaşanan yangın dolu bu sarsıcı travmayı ne Sıdıka Avar’ın şefkatli kolları ne de Türkleştirme dolu eğitim seansları yatıştırıp teselli edebilir.
Vahşet dolu barbarlıkla gerçekleştirilen kanlı soykırımın başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için Dêrsim, Koçgirî, Palu, Kiğı coğrafyasının ayrıntılı demografik haritasına hakim olanlar, aynı tarzda geride sahipsiz bırakılan kundaktaki bebeklerden 15-16 yaşındaki çocuklara kadar uzanan kesimin Türklüğe kazandırılması projesini de oldukça kapsamlı, ayrıntılı ve koordineli bir şekilde ele aldılar. Etkin bir çalışma kadın elleriyle uygulandı.
Bu kapsamlı programın içinde faal olarak çalışan Sıdıka Avar yalnız değildir. Türk Genelkurmayı'nın korgenerali soykırımcı Abdullah Alpdoğan’a bağlı çalışır.
Xarpet (Elazığ) bu programın hareket ve planlama merkezidir. Diğer ayağı ise Erzingan’dır. Başında Enver Paşa'nın eniştesi Kazım Orbay bulunmaktadır.
0-6 yaş arası çocuklar, Türk subaylarına, bürokratlarına dağıtılır. Kapsamlı bir Türkleştirme programına uygun olarak çocukların geçmiş kayıtları silinir. Yeni kimlikle Türklüğe hizmet eden beyaz yaşama, “kazandırılır”.
Dêrsim’de ebeveynleri uçurum kenarlarında katledilen binlerce Kürt, Kızılbaş Alevinin esmer yetim çocukları, “çocuk esirgeme, Darülşafaka, parasız yatılı okullarında”, “Maye/Daye” seslenişleri arasında özlerinden koparılıp kayıplara, bilinmezliğe ve hiçliğe sürüklenir.
Ne Halide Edip Adıvar’ın anılarında bahsettiği gibi Ayn-Tura Yetimhanesi’nde “kahkaha” sesleri yükseliyordu ne de yatılı bölge okullarında anlatıldığı gibi fedakarlık ve sevginin timsali olarak tanıtılan efsane öğretmen Sıdıka Avar için “Benim kızımı da al Avar” hikayesi vardı. Her iki beyaz soykırımcı kadın ne iyi bir eğitmen ne de yetim çocukların iyi birer annesiydi. Dêrsim’in kayıp ve yetim çocukları, yaşadıklarını ve tanıklıklarını anlatarak, buza yazılı resmi tarihi parçalayacak ve tarihlerini mutlaka yeniden yazacaklar.