Davutoğlu meydan okurda, Bahçeli cevap vermez miydi? Kimin daha egemen erkek olduğunun ispatlanması gerekiyordu. Türk devlet geleneği egemenlik ve inkar gerçeği üzerine kurulduğu için hükümet ve MHP arasında bu yarış kaçınılmazdı.
Meydan okuma bir erkeklik geleneğidir. Egemenlik olgusunun da vazgeçilmezidir. Egemenlik ise bu erkeklik ve inkar üzerinden gelişmiştir. İnkar, egemenliği korumanın ve pekiştirmenin temel argümanıdır ve mutlaka içinde baskı, şiddet ve katliamı barındırır.
Lafı uzatmayayım; Bahçeli Dêrsim'e giderek ne kadar 'cesur bir erkek' olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Ee faşist zihniyetin başka türlü davranması beklenmemeli.
Bununla da sınırlı kalmayan Bahçeli, Dêrsim Soykırımını 'bölücü terör' eylemi olarak niteledi. "1937-38 isyanı 'terörist', 1978 PKK isyanı da 'terörist'. Üstelik 'teröristin' dini, milliyeti, nesebi önemli değildir, katli de vaciptir."
Bu inkar ve katliam geleneğinin Türkiye'nin geçmişini kararttığı gibi geleceğini de kararttığını, doğru bir yüzleşme olmadığı sürece Türkiye'nin 'terörist'lerinin azalmadığını/azalmayacağını söylemeye gerek yok!
Tarihin her sayfası bu realiteyi anlatır. Devlet zihniyetinde bölücülük, ayrımcılık, eşitsizlik olduğu sürece, her coğrafya bu gerçekliğe şahitlik etmiştir.
Türk yetkililer Türkiye kamuoyunun gündemini böyle belirleye dursun; bu 'teröristler' Kürdistan ve Ortadoğu'nun geleceğini şekillendirmektedir. Üstelik bölerek değil birleştirerek, egemenlik ve teklik üzerine değil demokrasi ve çoğulculuk üzerine, erkeklik üzerine değil, kadın özgürlüğüne dayanan bir sistemle bölgenin geleceğini şekillendirmekteler.
İşin can alıcı kısmı, bu gelişmeler 1937-38 soykırımını kendisine miras almış, devletin bölücü, inkarcı, milliyetçi zihniyetine karşı 1978'de başlayan ve gün geçtikçe bölgede daha etkili olan dönemin 'teröristleri' öncülüğünde gelişiyor.
1937-38 soykırımının sebepleri ortadan kaldırılmazken, Kürtlere sadece isyan ve direniş kapısı bırakan bu faşist zihniyet erkeklik yarışını halen Kürdistan üzerinden yapmaya devam etmektedir. Çünkü orası bir sömürge alanıdır. Erkekliğin kendini kurumlaştıracağı ve sınayacağı bir coğrafyadır. Tıpkı erkeğin kadın bedeni üzerinden kendini kurumlaştırması gibi...
Sorun sadece Dêrsim değildir. Türkiye'de AKP bütün partileri Kürdistan'a davet etmektedir. Egemenliğin bir yanını meydan okuma oluştursa da, diğer yanında 'paylaşım' duruyor. Kürdistan kentlerine giden partilere de böylece bir yol açılmış oluyor.
AKP kendine bağladığı Kürtlerin dışında kalanlar, diğer partiler eliyle egemen zihniyete bağlamaya çalışmaktadır. Tabela partileri konuma gelmiş partilerin yeniden varlık kazanması için yollar aramaktadır. Bunun en iyi yolu ise erkeklik ve cesaret sınamasıdır.
Nitekim MHP ve CHP kendini bu yolda sınamış, ancak yine de tabela partileri olmaktan kurtulamamıştır. HDP'nin Kürdistan'daki tabanına göz dikmiş bir devlet geleneğini görmekteyiz. Zaten Türkiye kentlerinde de HDP'nin örgütlenmesini engellemek için özel bir politika uygulanmaktadır.
Sözün özü bu erkeklik yarışı danışıklı sürdürülmekte, hem toplumdaki erkek egemen algı pekiştirilmekte, hem de kuzey Kürdistan'da tabela partisi olmaktan çıkma arayışı var.
Bu zihniyetin kendini ispatlayacağı yer olarak Dêrsim'in seçilmesi ve buraya MHP'nin davet edilmesi bu realiteyi daha çarpıcı kılmaktadır.