İpini, sapını koparıp, orta yere fırlayan ne idüğü belirsiz koşan türedilerin kışkırtmasıyla, o güzelim iklim, ırkçılığın fokurdadığı utanç topraklarına dönüştü. Irkçılık yer yüzü utancı, insanlığa karşı işlenmiş suç, ama TC’de kazanç yolu, suç işleme özgürlüğüdür.

Bu açıdan, yer yüzündeki bütün ırkçı rejimler dost ve müteffiktir. Sudanlı katil Beşir’in rejimi, daimi olarak Pakistan, yeni hallerde El Kaide, IŞİD bu yüzden kardeştir. Toz bulutları aralanınca, yanı başındaki Suriye’ye, katran karası “demokrasilerini” taşımak için, daha iyi anlaşılmaktadır.  

Çünkü, Suriye çağın özgürlük bahçelerinden değil, ama ırkçı da değildi. Rejimi, TC gibi insaları, Faşist “tek millet, tek din, tek dil” sloganıyla korkutup hizaya sokmuyordu. Bir bölüm Kürt kimliksiz ama, Ermeniler Ermeni, Kürt Selahaddin Eyyübi’nin torunu, kendi kimliğiyle Bakan, Süryaniler yaşama biçimleri, mabetleriyle kendileriydi. Aleviler, av olarak kışkırtılmış kalabalıkların önüne atılmıyor, ilk Hıristiyanların kültürü, dili de korunuyordu. 

Saddam Hüseyin Irak’ı bile, Kürdistan’ın özerkliği ve Êzîdî mabedine saygı ile, Türk rejiminin yanında “insani” kalıyor, ancak “Enfal”i (vaaddedilmiş ganimet) hücumu ile TC Faşizmiyle bütünleşiyordu.  

TC günümüzde, Kürdistan’ı Saddam’ın Enfal hücumları öncesindeki yasak mınıka ilan edip, baskına geçerek cinayetler işliyor, toplu tutuklamalar, işkenceler yapıyor, evler, iş yererlerini tahrip ediyor, hırsızlıklar ve talan, cinayetler gibi faili meçhul kalıyor…

Öbür yanda IŞİD’ın “Allahu ekber” naralarıyla insan kesen, katliam yapan, kadınlara tecavüz eden hayaleti, Kürdistan üstünde dolaştırılıyordu. Türk güçleri, esir aldıkları Kürdistan’ın kızı Kevser’i kemiklerini tek tek kırarak katledip, çıplak ederken, nasıl ve ne uluduklarını kendilerine saklıyor, ama Silvan’daki  IŞİD’leşmeyi Türk halkıyla paylaşıyordu. Silvan’da IŞİD’in “Allahu ekber” sloganıyla, Kürtlere “Türk-İslam gücünü gösterme”yi sembolize ederek havaya tüfek sıkıyor, direğe bayrak çekiyorlardı. 

İşin aslına bakarsanız, IŞİD’leşme hep vardı ve 1990’larda Kürdistan çapında yaygındı. “Faili meçhul” adıyla katliamlar, köyleri, dağları, ormanları, Kürdistan’ın yangına verilmesi, işkenceler, tecavüz olayları, toplu sürgünler IŞİD’çilikti. Ama  Türk medyasında yer almıyor, zorunlu hallerde ise “PKK yaptı“ gösterilip üstü kapatılıyordu.

Öbür yanda, insanlığın utancından “zafer” naraları çıkarıp, tıpkı bugünkü gibi “çok PKK’lı öldürdük” diye övünüyorlardı.  

Medya patronları, hizmetlerine karşılık parayla ödüllendiriliyor, Cağaloğlu’nun küf kokan mekanlarına sıkışan gazeteler, “Plaza” denilen şatovari yapılara taşınıyor, patronlar unvanlarına banker etiketini de iliştirip, özelleştirme adıyla tesislere konuyorlardı.

Daha sonra dalkavukluğun belgeleri hapislikle alınlarına vurulunca, kimileri geri çekildi. Hürriyet gazetesi ve bağlı olduğu holding, onca şamara rağmen Recep Tayyip’e biat etmemede direndi. Ancak bir yere kadardı…

Sonrasını okuyalım:

Hürriyet gazetesinin eski yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, dün PKK’nin silahlı mücadelesinin, 31 yılı nedeniyle yazdığı “Türkiye Türklerindir” başlıklı yazıda, şöyle diyordu:

“28 yıldır, logosunun kenarında ’Türkiye Türklerindir‚ yazan bir gazetede çalıştığım için iftihar ediyorum.”

Özkök, Türk ırkçılığını sembolize eden narayla iftihar ediyor, ama kendisi, ırki açıdan Türk müydü?  

Bu soruya cevaben bir parantezle, yeni bir soru sormak gerekiyorsa eğer, Türk ırkçıları arasında kök, köken, soy olarak Türk var mıydı?

Bu sorunun cevabı da Osmanlıda gizlidir. O da şöyle: Türk tarihi, 1889 yılında kurulan İttihat ve Terakki cemiyetiyle başlar. Ancak, hiç bir öncüsü Türk değildi.

Hitler’e de örnek ve esin kaynağı olan bu örgütün, iki kuramcısından biri Munis Tekinalp takma adlı Moiz Kohen Yahudi, Ziya Gökalp’i de Kürttü.

Günümüzün baş ırkçısı ise Gürcü, fikir servisçisi de Çerkez…

Demek istiyorum ki, Balkanlardan (küçük bir kısmı da Kafkasyadan) göçmen fukaraların ruhunu Türk ırkçılığıyla zehirleyenlerin hiç biri, Türk değildir. Dönme, dönekti en hızlıları.

Şimdilerde, başkasının malı (Simavi ailesinden kalma) “Türkiye Türklerindir” logosu ile kendini pazarlayan Özkök’ün babası bir Bulgar göçmendir. Müslüman Bulgarlara denilen isimle Pomak...

Kürtlere öz yurtlarını da fazla gören, onu Türk malı yapan Pomak Ertuğrul’un öz dedesinin mezarı Bulgaristan’dadır. “Türk” Özkök, zamanla yönettiği gazetenin, efendiye “biatını” şöyle ilan ediyordu:

“Bu gazete, 31 yıldır (Kürtlere karşı demek istiyor) devletin yanında, onunla omuz omuzadır. Devletin bekası söz konusu olduğunda, rahmetli Turgut Özal, terörle mücadelede ne istediyse, bu gazete o göreve koştu. Tansu Çiller destek istediği zaman verdi. Rahmetli Ecevit, o desteği istediği zaman, hiç tereddüt etmedi, Erdoğan’a desteği de vatan görevi.”

“Vatan” AKP’nin köşeye sıkıştırdığı ve kurtarılmayı bekleyen patronun kızı, ödenen fidye de hizmet servisi miydi?

Bilinmez, bilinmez sonra 1990 dönüşle işlenen cinayetler, Kürdistan yangını, ölülere tecavüz, insanlığın bir kere daha çarmıha gerilmesiyle ölüye basarak fotoğraf çektirmeler Hürriyet’te haber değildi…