Geçen hafta ki yazımda ‘BDP vekiller tutuklanacak mı’ sorusu sorup, Devletin ve iktidarın izlediği politikanın psikolojik savaş aspektinden haraketle, analiz yapıp, bugünkü şartların nüans farklarını koruyarak 1994’de ki gibi bir durumun tekrarı olasılığının yüksek olduğunu yazmıştım.

Bazı yorum ve eleştirilerden ve BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın söylediği “1994’teki gibi olmayacak” taspitinden hareketle geçen haftaki konuya devam etmek istiyorum.
Politika, bir bilim dalıdır ve sonuçta rakamlar konuşur. Kendinizi, Sultan’ın danışmanlarının yerine koyun ve düşünün. Bu danışmanların bir de ırkçı bir düşünce yapısına sahip olduklarını düşünürseniz, aşağıdaki gibi bir hesap yapıldığını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Devletin, Kürt sorunun çözümünde demokratik normlar ile hareket etmesi için, bugün ile 1994 arasında ne farklar var?
Bazı tespitleri açıkça koymak lazım. Kürt sorunun çözümünde demokrasiyi temel alan bir çözüm için, bırakın demokratik bir yönetimi, demokrasiyi içselleştirmek gerekir. Ne TC’nin bugünkü yapısı demokrasi ile özdeşleşir, ne de onun yöneticileri, demokrasiyi içselleştirmişlerdir.
İkinci husus, devletin çözüm projesi. Görünüre yansıyan tarafları memnun edecek bir çözüm projesinin olmadığıdır. Ancak iç ve dış dinamikler çözümü zorluyor. Bu durumda temel strateji “çözümsüzlükte uzatmaları“ oynamak gibi bir izlenim veriyor. Ya da TC’nin gizli çözüm ajendasını gerçekleştirebilmek için uzatmaları oynamak. Kısacası ortada amaç, izlenen yol ve yöntem de 1994 ile büyük farklılıklar gösterecek bir yapı yok.
Gelelim Kürt tarafına. Mümkün olduğu kadar 2012, bunu siz 2013 olarak okuyun, ile 1994 arasında Kürt Özgürlük hareketi açısından ne farklar var. Ya da hangi benzerlikler var. 1994’de PKK’nin yaklaşık 10.000 gerillası vardı. Bugun de söylenen gerilla sayısının yaklaşık 10.000 olduğu.  
90’li yıllarda ki kitle desteğini şöyle ölçebiliriz. O yıllarda Avrupa’da yapılan festivallere katilim genellikle yüz bin civarında idi. Bu sayı 2000’li yılların başında bir iniş gösterdi. En son Almanya’nın Mannheim kentinde yapılan mitinge yüzbin civarında bir kitlenin katıldığı tespitini veri kabul edersek, 1994’teki kitle desteğini (inişli /çıkışlı) koruduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki Kürdistan’daki kitle desteği önemlidir. Newroz’daki kitlesel katılım veri alınabilir. O yıllarda da panzerlerin gölgesinde de kitlesel newrozlar kutlandı. Cizre’de ki Newrozu bir veri olarak alabiliriz. Kitle desteginde çok büyük farklarin olduğunu düşünmüyorum. Olsa bile bu niteliksel bir değişim değildir.
Bugün BDP’nin 36 vekilinin olması tabii ki büyük bir fark, ancak seçmen sayısı 1994’ten bu yana ortalama yüzde 6 civarında oldu. Burda da büyük bir niteliksel fark yoktur.
En büyük fark bugün 100’e yakın belediye de Kürtler yönetimde idi. Belediyelerin toplumu yönetmede ki erk gücünün önemini iyi bilen AKP, öncellikle Kürt belediyelerini çalışamaz hale getirdi. En son Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’ın da gözaltına alınması ile hemen hemen bütün belediyelerde, başkanlar ve meclis üyeleri gözaltına alındı. Belediyeler fiilen Kürtler’in elinden zorla alındı.
90’lı yıllarda 17 bin faaili belli cinayet işlendi, beş bin köy boşaltıldı. Buna karşı örgütlü ya da örgütsüz kendiliğinden gelişen bir direniş olmadı. Şimdiler de 8000 Kürt polikacısı hapse atıldı, BDP fiilen kapatıldı. Nedenini izah edemediğim bir biçimde, BDP bu duruma karşı sistemli ve örgütlü bir direniş göstermedi ya da gösteremedi.
Önemli farklardan birisi, şimdiler de Kürt halkı de BDP’li kadın vekillerin sayesinde, gerilla cenazelerine kitlesel sahip çıkıyor. Hatta dağlardan gidip cenzelerini alıp geliyorlar. Bu önemi büyük, niteliksel bir dönüşümdür. Tabii ki korkunun korkusuzluğa dönüşmesinin en önemli işaretidir. Devleti de zorlayan ve korkutan en önemli etkendir.
90’li yıllarda da Devlet ve PKK görüşüyordu. Şimdiler de de çeşitli mekanlarda ve çeşitli düzeylerde görüşmeler oluyor. Hatta 1994’ler de PKK kararlarında daha özgürdü. Çünkü şimdiler de PKK lideri TC’de tutuklu ve şuanda da ağır izolasyon içinde. PKK ile olan komünikasyonu süreklilik arz etmiyor. Doğal olarak, PKK bu nedenle daha titiz ve daha tutuklu bir politika yürütüyor olması, genel olarak 94 ile kıyaslandığında olumsuz ve dezavantajlı bir durumdur.
Şimdi siz bir danışman olsanız ve elinizdeki bu veriler ile Sultan’ı ikna etmek hiç de zor olmaz. Sadece 1994’ten bu yana zaman dilimindeki, gelişmeler veri alınırsa, bazı vekillerin tutuklanıp hapse atılması, Kürt tarafında niteliksel bir değişime yol açma ihtimalinin çok düşük olduğuna dair ikna edebilirsiniz.
Tabii ki her niteliksel dönüşümdeki son damlanın ne olacağına kimse önceden karar veremez. Toplumların direniş tarihinde son damlanın ne olacağını kimse önceden kesin bir biçimde belirleyemez, sadece tahminler de bulunmak mümkün. Bu her zaman bir sürprizdir.
Tabii ki Sultan’ı iknanın yanında, Kürtleri talim ve terbiye de ederek, hem psikolojik savaşın gereklerini yerine getirirsiniz, hem de ırkçı Nasyonal Narsist egolarınızı tatmın edersiniz. Bu egonun tatmının çok basit ve önemsiz olduğunu sanmayın. Hele bu başbakan bırakın kendi egosu, ecdadının egosunu bile impulsif korumaya çalışan birisi olursa, alınacak kararlarda Sultan’ın egosunun önemi es geçilmemeli. Kürtleri terbiye ederken de uygulanan Baba teorisi de başka bir yazı konusu. Bugünler de çok aktüel.
Kısaca durum Kürtler ve devlet açısından 1994 tekinden çok farklı değil, tam tersine Öcalan’ın tutuklu olmasından dolayi Kürtler aleyhinedir. Yukarıda sıralamaya çalıştığım olumlu ve olumsuz nedenler ve yer darlığı nedeni ile sayamadığım birçok nedenden dolayı vekillerin 1994’teki gibi tutuklanacaklarını düşünuyorum. Tutuklanma resimlerinin de tipki belediye başkanları tutuklandığında özel olarak servis edilmiş resimler gibi servis edileceğinin izlenimi var. Baba teorisine uygun olarak her şey işleyecek.
Şimdi asıl önemli olan, TC uygulamalarını tekrar ederken, Kürt tarafı da karşı reflexlerini tekrar mı edecek... O zaman değişen bir şey olmayacak. BDP’li vekiller tutuklanacak.
Bu durumu ve tekrarı bir tek Kürt Özgürlük hareketinin tavrı ve direniş projesi değiştirebilir.  Burda sorun aslında vekillerin tutuklanıp tutuklanmaması da değil, TC ve Kürtler ilişkisinde sürekli tekrarlayan helezonik sirkeli Kürt tarafı kırabilecek mi... Kırmak isteyeck mi... Kırmak için de bir projesi var mı... Sinyaller var, ancak zaman gösterecek…