Bütün dünyanın gözleri önünde Kürt inkarı ve soykırım projesi uygulanıyor. 1920’lerden 40’lara kadar Kürtler üzerinde katliamlar, göç ve imha operasyonları sürdürüldü. Daha önce de Ermeniler, Rumlar, Asuriler, Yahudiler ve diğer azınlıklar devlet eliyle temizlenmişti. O zamanlar basın-yayın, teknik ve iletişim bugünkü kadar gelişkin değildi. Dünya halkları bu faciaları günlük izleyemiyordu. Ama günümüzde olup biten her şey dünya insanlığı tarafından anlık izleniyor. Erdoğan Hitler’i aratmayacak bir pervasızlıkla ırkçı ve soykırımcı zihniyetini dünyanın gözüne sokarak pratikleştiriyor. Öyle ki BM denen kurum ismine ve varlık nedenine aykırı bir biçimde Erdoğan tarafından kullanılıyor. Erdoğan Suriye haritasını eline alarak 450 km uzunluk ve 32 km derinlik içeren, esasında Kürtlerin yerleşik olduğu yerleri temizleyeceğini ve yerlerine Türkiye’de elinde rehin olarak tuttuğu Sünni, DAİŞ ve Nusra artıklarını içeren silahlı çetelerini, Arapları getirip yerleştireceğini söylüyor. Yani BM’de göstere göstere Kürtlere dönük etnik temizlik ve soykırım uygulayacağını tekrarlıyor. O salonda oturan ve milletleri temsil ettiğini söyleyenler için utanç verici bir sessizlik ve onay anlamına gelecek bir tutum sergilendi. Hitler bile böyle davranmamıştı. BM ve onu temsil edenler bu büyük utançla yaşayacaklar.
Sözde BM öncülüğünde Cenevre’de 150 kişilik bir Anayasa komitesi kurulmuş, komitenin esas çoğunluğunu Şam yönetimini temsil ediyor. Muhalefet dedikleri ise Türkiye’nin etrafında topladığı çeteler ve kitle desteği olmayan bazı kesimlerdir. Suriye’nin yüzde 30’unu yöneten, demokratik bir sistem kuran, güvenliğini ve halkların birliğini sağlamış Kuzey ve Doğu Suriye temsilcileri bu komiteden dışlanmışlar.
Suriye’nin yeniden yapılanması, toprak ve siyasal birliğinin sağlanması edebiyatının bolca yapıldığı yerde Suriye’nin yüzde 30’unu temsil edenler dışlanıyor. Yine dünyanın gözü önünde büyük siyasi oyunlar ve kumpasların döndüğü görülüyor. Rusya, Kürtler de dahil özerk bölgelerin katılacağını daha önce söylemişti, Soçi’ye götüreceği ve katılacakların listesini de özerk yönetimden istemişti. Ancak Türkiye’yle girdiği gizli-kapaklı pazarlıklar sonucu bu sözlerini yerine getirmedi ve Kürtleri de özerk yönetimi de tümüyle süreçten dışladı. Şimdi de Rusya’nın Ankara Büyükelçisinin de itiraf ettiği gibi “Cenevre’de PYD vb. olmayacak. Türkiye istemiyor, bitti”. Türkiye, Amerika, Rusya, İran, Avrupa dahil bütün dünyaya karşı varını, yoğunu ortaya koyarak Suriye’yi işgal etme, bölgede krizi derinleştirme pahasına Kürtlerin dışlanmasını herkese dayattı. Ortadoğu’da Kürtlerin bütün varlığını ve kazanımlarını her koşul altında hedefine koydu. Güney Kürdistan kazanımları da tehdit altında olmaya devam ediyor. ‘2003’te hata yaptık, Suriye’de aynı hatayı tekrarlamayacağız, Irak’taki hatayı de düzeltmek gerekir’, diyorlar.
Rojava Kürtleri tek başına soykırım, tasfiye tehlikesiyle karşı karşıya değildir. Erdoğan’ın deyişiyle Efrîn’den İran sınırına kadar bütün Kürtler soykırım tehdidi altındadır. Kuzey Kürdistan’da soykırım, asimilasyon, öldürme, tutuklama, iradesini yok sayma, hiçbir sınır tanımadan yürüyor. Öyle ki Türkiye’nin yasalarına göre seçilmiş belediye başkanları, milletvekilleri aşağılanıyor, kayyum adı altında belediyeler gasp ediliyor. Kürtlerin ve demokratların ağzını açmasına tahammül edemiyor. Bir Twitter yüzünden bile insanlar tutuklanıyor, tehdit altında tutuluyor.
1 Kasım Dünya Kobanê Günü olarak anılıyor. Dünya halkları Kobanê’yle dayanışma gösteriyor. Kobanê DAİŞ’in ağır saldırıları altında yıkılıyor ve yok edilmeye çalışılırken Kürtler insanlığın değerlerini bayrak edinerek destansı bir direniş sergilediler. DAİŞ’in yönünü Kobanê’ye veren ve Kürtleri boğmaya çalışan yine Erdoğan’dı. Hafızalarda çok tazedir “Kobanê düştü, düşüyor. Sıra Efrîn’dedir” diyordu. Ancak DAİŞ Erdoğan’ın arzularını gerçekleştiremedi. Kürtlerin direnişi, dünya insanlığının vicdanı, uluslararası koalisyonun müdahalesiyle DAİŞ çöktürüldü. Erdoğan DAİŞ’in bu çöküşünü kabullenemedi, artık sahneye kendisi çıktı. Yine Rusya’yla yaptığı gizli ve derin ittifaklarla Kürtleri Efrîn’de temizledi, şimdi de işgalı Rojava’ya yayıyor, Kürtleri temizlemeyi sürdürüyor.
Hitler sağlığında Erdoğan kadar teşhir olmamış, insanlık dışı yüzü bu kadar deşifre olmamıştı. Erdoğan zorbalık, işgal ve katliamlarda ısrarını sürdürüyor. Dünya ve insanlık vicdanının inadına soykırımı yaygınlaştırıyor. Buna karşı 2 Kasım Dünya Rojava Günü olarak ilan edildi. Erdoğan dünyada ne kadar teşhir olduğunu, insanlığa karşı vicdanlarda mahkum olduğunu görüyor. Bu insanlığın ve Kürt halkının büyük kazanımlarından birisidir. Çıkarlar, zorbalıklar ve yıkımlar insanlığın özgürlük ve eşitlik iddialarını ortadan kaldıramaz. İnsanlık intihar edemez, kendisi olmaktan vazgeçemez.
Kuzey ve Doğu Suriye halkları ağır bedeller ödüyor, imhayla yüz yüze yaşıyorlar ama insanlığın değerlerini de yükseltiyorlar. Kobanê ve Rojava insanlığı temsil ediyor, vicdanları harekete geçiriyor. Dünya insanlığı, demokrasi güçleri Kürt soykırımına karşı daha güçlü bir ses vermeli ve dayanışma büyütülmelidir.