Ama hiç biriniz bizden bahsetmedi.
Bizler Gazze sokaklarında vurulan çocuklarız.
Kimimiz Gazze sahilinde top oynarken vuruldu.
Boko Haram denen katiller sürüsü, Nijerya’da bir gecede binlercemizi kurşuna dizdi.
Bizler, o katiller yüzünden evlerinden, oyuncaklarından olup Lübnan’a sürülen; orada soğuktan donan çocuklarız. Bazılarımız Suriye’de kaldı ve orada soğuktan öldü.
Kimimiz Kobanê’den Pirsus’a gelirken yollarda hastalanıp öldü.
Kimimizin cesetleri Şengal dağlarındaki taşlar üstünde; bazılarımızı toplu mezarlara gömdüler. Adına DAİŞ denen hilkat garibeleri annelerimizden, babalarımızdan sonra bizi paramparça etti. Nenelerimizin kucağında kaçabildik ama susuzluktan öldü bazılarımız.
Ben, Cizir-a Botan’danım! Dün arkadaşlarımla Cizre sokaklarında top oynarken zafer işareti yaptım; bunu gören polisler, mermilerini silahlarına sürüp bana sıktılar. Oracıkta düştüm.
12 yaşındaydım; her şeyim 12 yaşında kaldı!
Burada beni ilkin Ümit karşıladı; benden 3 gün önce vurdular O’nu da. Sonra Ceylan, Uğur, Enes ve binlercesi geldi; boynuma sarıldı.
"Canın çok yandı mı?" diye sordular. Annelerimizin ağıtları da aynı böyleydi; morgun önünde beklerken "cane te pır heşiya?" diye çığlık atıyorlardı.
Beni karşılayan arkadaşlarım, katillerimi tanıdıklarını söylediler.
Katiller, işte o gün Paris’deki yürüyüşte en ön saflardaydılar.
Cizre’ye Emniyet Müdürü olarak gönderdikleri şahıs, daha birkaç gün önce Hrant Amca’nın öldürülmesinde sorumluluğu olduğu için tutuklamaya sevk edilmişti; ama tutuklamadılar.
O da her gün polislerini salıyor üzerimize; son bir haftada 6 kişi vurulduk.
Peki, bizim katillerimizi ve onları kollayanları neden en ön safta tuttunuz? Bizim için bir kelime söylemek neden aklınıza gelmedi? Bizim ölümlerimiz çok mu normal? Yoksul ve mazlum halkların evlatları olduğumuz için mi suskun kaldınız ölümlerimize?
Şimdi açmanız gereken kocaman bir kara kutu var. Bu "kara kutu", düşen bir uçağın enkazına ait değil. Çocukken vurulan bizlere ait. Yüreklerimize ait bu kara kutular. Ne zaman ki o kara kutular açılacak; katillerin yüzleri, isimleri, adresleri ortalığa saçılacak. Kaçacak delik arayacaklar!
Ey bilumum dünya devletlerinin "liderleri"!
Bu iki yüzlülük, bu riyakarlık, bu görmezden gelmeler neden?
Bu hep böyle mi devam edecek sanıyorsunuz?
Günün birinde yeryüzündeki tüm adaletsizliklerde payınız olduğu için hesap vereceksiniz!
Evet…
Şimdi ayrılmak vakti, ablalarım ağabeylerim!
Kendi çocuklarına oyuncaklar, pahalı ayakkabılar, çikolatalı pastalar reva görenler; bizim payımıza ölümün katı ve soğuk yüzünü düşürdüler.
Şimdi hoşça kal demek vakti. Yarın Rojbîn ablanın (Leyla Fidan) doğum günü var; O’na armağan olarak en sevdiği şarkıları söyleyeceğiz…
Rojbuna te Pîroz be Rojbîn…
Gözlerinden öperim…