
Türk devletinin soykırım saldırılarının 26 gündür aralıksız bir şekilde devam ettiği Şırnak’ta, şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Önceki akşam Cumhuriyet ile İsmetpaşa mahallelerinde tank, top gibi ağır silahlarla başlayan saldırılarda yer yer patlama sesi geldi. Çatışmaların şiddetlendiği Vakıfkent Mahallesi’nin SGK binası çevresinde ise yoğun patlamalar yaşandı. Bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi.
Özellikle, Dicle ve Bahçeli mahallelerine yakın konuşlandırılan tanklarla evler tek tek yıkılıp yakılıyor. İtfaiyenin müdahale etmesine izin verilmiyor.
Helikopter ve İnsansız Hava Aracı hareketliliği de devam etti.
40 korucu terk etti
Saldırılara dahil edilen Sêgirkê (Şenoba) ve Hilal beldelerinin korucularından bazıları dün asker ve polislerin kendilerini ön cepheye sürmelerinden dolayı silahlarını alarak Şırnak’tan ayrıldı. Saldırılar başlamadan önce devlet güçlerinin AKP’li Hilal Belde Belediye Başkanı Cafer Benek ile Şenoba Belde Belediye Başkanı Sabri Babat ve bölgedeki korucubaşlarıyla yapılan toplantılarda bölgedeki korucuların Şırnak’ın kırsal alanında nöbet tutmaları konusunda anlaşmışlardı.
Ancak bugün Şenoba ve Hilal korucularını kent merkezine sokmaya çalışan askeri yetkililer ile korucular arasında tartışma yaşandı. Tartışmanın büyümesi üzerine korucular, bağlı bulundukları Benek ile Babat ve korucubaşlarını arayarak durumu aktardı. Belediye başkanları ile korucubaşları da “Anlaşmamız böyle değildi. Kırsal alanda nöbet tutup destek verecektik” diyerek, korucuların geri gelmelerini istedi. Bunun üzerine yaklaşık 40 korucu silahlarını alarak Şenoba ve Hilal’e geri döndü.
Çatışma bilgileri
YPS Genel Koordinasyonu, Şırnak’taki çatışmalarla ilgili dünkü açıklamasında şunları paylaştı:
* 6 Nisan günü Cumhuriyet Mahallesi’nde YPS birimlerimizin yaptıkları atışlar sonrasında 3 PÖH elemanı öldürüldü.
* 6 Nisan günü Cumhuriyet Mahallesi’nde YPS birimlerimiz, Saray çetelerinin girdiği bir eve dönük yaptığı sabotaj eylemi sonrası 2 ambulans ölü ve yaralıları kaldırdı.
* Cumhuriyet Mahallesi’ndeki ziyaret tepesinde konumlanan 1 tank mahalleyi bombaladığı esnada ağır silahlarla vuruldu; tankta meydana gelen patlamalar sonrası içindeki personel öldü.
* 3 Nisan günü Andok Zana (Sekvan İlhan / Şırnak) şehit düştü.
‘20 günde bitiririz’ demişlerdi
Şırnak’ta, devletin 2015 yılının Eylül ayından başlattığı fiili abluka, 14 Mart’tan itibaren yerini sokağa çıkma yasağına bıraktı. Son teknoloji silahların kullanıldığı kenti aralıksız bombalayan devlet güçleri, öz savunma güçlerine karşı ilerleyemiyor.
Kentin 12 mahallesinden 7’sinde öz yönetim direnişinin başlatıldığı dönemde Şırnak Valisi Ali İhsan Su, “20 günde temizleyeceğiz” sözlerinin üzerinden 26 gün geçmesine rağmen direniş tüm kente yayılarak büyüdü. Saldırıların başladığı ilk günden itibaren 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı, Çakırsöğüt Jandarma Tugayı, Çevreyolu, özel harekatçıların merkezi Gümüştepe ve Siirt yolu üzerindeki Sîn û Ber bölgesine konuşlandırılan tank, top, obüs, füze ve havanlarla kent aralıksız bir şekilde bombardımana tutuluyor. Saldırıların başında “her eve bir top mermisi değecek” taktiğiyle hareket eden devlet güçleri, yaptıkları bombardımanda yüzlerce evi kullanılamaz hale getirdi.
İnanç merkezlerine saldırılıyor
Öz yönetim savunmasının yapıldığı Yeni, Bahçelievler, Dicle, Cumhuriyet, İsmetpaşa, Gazipaşa ve Yeşilyurt mahallelerine girmeye çalışan devlet güçleri, YPS ve YPS-Jin üyelerinin direnişi karşısında geri çekilerek bombardıman yapıyor. Özellikle Vakıfkent, Gündoğdu, Tekser ve Şehri-Nuh (Ömerköy) mahallelerini bombardımana tutan devlet güçleri, kentteki ibadet merkezlerini dahi bombalıyor. Kentte şimdiye kadar 7 cami, 3 Kur’an Kursu ve çok sayıda mescit bombalanarak kullanılamaz hale getirildi.
Geri adım attılar
Dağlık ve engebeli coğrafi yapıya sahip olan Şırnak kent merkezinde, Yeni Mahalle’den başlanarak sırasıyla Bahçelievler, Dicle, Cumhuriyet, İsmetpaşa, Gazipaşa ve Yeşilyurt mahallerine kadar hilal şeklinde uzanan direniş hattını kırmak için defalarca saldırıya geçen devlet güçleri, YPS ve YPS-Jin güçleri karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’nın bulunduğu Yeşilyurt Mahallesi’nden ilerleyemeyen devlet güçleri ancak tümeni korumakla yetiniyor.
Hakimiyet direnişçilerde
Direnişin 10’uncu gününden sonra YPS ve YPS-Jin üyelerince Vakıfkent, Gündoğdu ve Tekser mahallerinde devlet güçlerine düzenlenen eylem sonrası direniş kent geneline yayıldı. Kente hakim bir tepede bulunan Çakırsöğüt Jandarma Tugayı’na 4 gün arayla iki kez düzenlenen saldırı yine Şırnak Devlet Hastanesi ile Şırnak Emniyet Müdürlüğü’nün bulunduğu bölgede bir özel harekat polisinin başından vurulması kentin hakimiyetinin YPS/YPS-Jin güçlerinin elinde olduğunu gösteriyor.
Çakırsöğüt Jandarma Tugayı’nı ziyaret eden Şırnak Valisi Ali İhsan Su’nun konvoyuna düzenlenen silahlı saldırı ve Hükümet Konağı ile polis lojmanlarına düzenlenen eylemlerle devletin manevra gücü kırıldı.
Kayıpları gizleniyor
Çatışmalarda bugüne kadar 43 PÖH/JÖH öldürülürken resmi makamlarca sadece 5 kişinin ölümünün açıklanması cenazelerin gizlendiğini gösteriyor. Ayrıca YPS Genel Koordinasyonu’nun verdiği bilgilere göre, çatışmalarda DAİŞ üyeleri öldürüldü ve saldırılara katılan korucuların cenazesi Şırnak Belediyesi’ne ait mezbahanede tutuluyor. Abdullah Fidan isimli bir korucu ise Şırnak T Tipi Cezaevi’nin bulunduğu bölgede tartıştığı asker tarafından vuruldu.
Yalanlarla savaş
Genelkurmay Başkanlığı’nın önceki gün yaptığı açıklamada, “Şırnak’ta 156 terörist etkisiz hale getirildi” açıklamalarına sahadaki komutanlar bile dalga geçiyor. Operasyonlara katılan bir korucubaşı, bölgedeki operasyonları yönlendiren rütbeli bir askere, Genelkurmay Başkanlığı’nın operasyonlara ilişkin yaptığı açıklamaları sorması üzerine “Adamlar her yere yerleşmişler. Ne bileyim Genelkurmayı…” şeklinde tepki gösterdiğini aktardı.
YPS Genel Koordinasyonu’nun farklı tarihlerde yaptığı açıklamalarda ise 25 günlük direniş boyunca 11 savaşçısının şehit düştüğü duyurulmuştu. 4 kişinin cenazesi Şırnak Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı.
Her gün askeri sevkiyat
26. güne girilmesine rağmen askeri sevkiyatlar da sürüyor. Hemen hemen her gün askeri sevkiyatın yapıldığı kentin üzerinde İnsansız Hava Araçları (İHA) ve helikopter hareketliliği de eksik olmuyor. Cûdî ile Gabar dağları ve Besta’nın arasında bulunan Şırnak’ta İHA ve helikopterler aralıksız bir şekilde keşif yapıyor. Kentte günboyu ambulans hareketlilikleri gözlemlenirken; “dışarıya bilgi sızdırılıyor” gerekçesiyle Şırnaklı personeller işten çıkarıldı.
Son teknoloji silah ve teçhizat, on binlerce JÖH ve PÖH’ün yanı sıra Beytüşşebap, Uludere, Hilal, Şenoba, Balveren, Kumçatı, Kasrik ve çevre köylerden getirilen bini aşkın korucu ile operasyon yapılıyor.
Bizi yönetemezsiniz
Şırnak’ta, 10 Ağustos 2015 tarihinde Halk Meclisi, “Kentimizi ve kendimizi biz yöneteceğiz” diyerek özyönetim ilan etti. Yerinden yönetimi seçen kentte, devletin saldırı ve ablukaları halkın yaşam alanlarını kısıtlarken, buna karşı mahalle mahalle öz savunma birimleri oluşturuldu.
Birlik’in cenazesine hakaret
Ekim ayında Hacı Lokman Birlik’in katledilip cenazesinin zırhlı araç arkasında sürüklenmesinin ardından YPS/YPS-Jin kentte kuruluşunu ilan ederek, hendek ve barikatlarla halkın savunmasını güçlendirdi. 12 mahallesi bulunan kentin en büyük 7 mahallesinde özsavunma temelinde örgütlenmeye karşılık devlet güçleri 14 Mart’ta “sokağa çıkma yasağı” adı altında fiiliyatta sürdürdükleri ablukayı resmileştirerek saldırılarını yoğunlaştırdı.
Şırnak Belediye Eşbaşkanı Serhat Kadırhan, “Ablukanın başladığı günden itibaren devlet güçleri Şırnak’a yönelik amansız bir saldırı yürütüyor. Bütün teknik gücüyle saldırıyorlar, yaklaşık 15 gün kadar bu ağır bombardıman devam etti. O günden sonra başlayan çatışmalar tüm yoğunluğu ile devam ediyor. Devlet güçleri öz yönetim mahallelerine girmeye çalışıyor ve YPS güçlerinin direnişi ile geri adım atıyor, geri çekiliyor. Ardından tekrar bombardıman başlıyor” diye konuştu.
Yıkıp poz veriyorlar
“Şu ana kadar devlet güçlerinin Şırnak’ta herhangi bir ilerleyişi yok. Ancak yıkarak ilerlemeye çalışıyorlar” diyen Kadırhan, “Yıkımın çok büyük olduğunu belirtmem gerekir, hareket edebildikleri noktada önceden gözüne kestirdikleri yerleri, direk gidip yerinden tahrip ederek, yıkım yapıyorlar. Bunu da kendi sosyal medya hesaplarında önlerinde poz vererek yayınlıyorlar” dedi.
Çarşı merkezinde
Anadolu Ajansı’nın önceki gün servis ettiği bir görüntüye dikkat çeken Kadırhan, şöyle devam etti: “O evler çarşı merkezinde yer alan evler. Bu da gösteriyor ki önceden gözlerine kestirdikleri evleri, yıkmak istedikleri konutları bir şey yokken çok rahat yıkıyorlar. Bu bize şunu gösteriyor; devlet yetkilileri sürekli ‘biz titiz hareket ediyoruz’ diyorlar. Bu söylemi yine kendileri yalanlıyor. Tank ve top atışları yapılırken aslında hiçbir hedef gözetilmiyor. Canlı olup olmadığı gözetilmeden yakılıyor şehir.”
Kültürel soykırım ekleniyor
“Zaten Kürtlerin canını alıyorlardı, şimdi malına da göz diktiler” diyen Kadırhan, öz yönetim direnişinin olduğu yerlerde “kamulaştırma” adı altında halkın evine el konulmasına tepki gösterdi. Yıkım ve kamulaştırma ile sadece fiziki değil kültürel soykırımın da uygulanmak istendiğine vurgu yapan Kadırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çıplak kadın bedenlerini sergilemek vasıtasıyla değerlerine hararet edenler, yıkarak ‘kamulaştırma’ adı altında malına mülküne de el koyuyorlar. Kamulaştırma kararını burada değerlendirmek lazım. Devlet gerçekleştirdiği bu yıkımın bedelini ödemek zorunda. Burada birkaç ayak var. Birincisi, Kürtlerin kültürel yaşantısını yok edecek şehirler inşa etmek. İkincisi ise ileride ödeyecekleri tazminatlardan kurtulma çabası. ‘Nasıl olsa biz tazminat ödeyeceğiz, bu malları gasp edelim’ çabaları var.”
Gözü dönmüş bir saldırı var
Cumhurbaşkanı’nın “Şehirleri yıkın” sözlerini “Soykırım” olarak niteleyen Kadırhan, şunları söyledi: “En son Erdoğan, ‘Gerekirse şehirleri boşaltır uzaktan yıkarız’ demişti. Bu soykırım demektir. Karşısındakini; malını ve canını, namusunu, toprağını yok sayma topyekün saldırıya geçme halidir. Devlet düştüğü zor durumdan kaynaklı, gözü dönmüş şekilde hiçbir kural kaide tanımadan saldırıya geçmiş durumda. Her toplum şehrini kendi yaşam tarzına göre düzenlemek ister. Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, Gever’de de böyledir, Şırnak’ta da böyle. Kent insanların yaşam tarzına göre şekillenmiştir ve öyle devam eder. Devletin burada yapmak istediği bunu tümüyle o insanların elinden alma. Alınan sadece şehrin o insanın evi değil, o insanın yaşam tarzı, kültürü, yaşama bakışı, psikolojisidir. İnsanlar bu kamulaştırma kararlarını kabul etmeyecektir. Siz avlulu evde geniş aile ile yaşamaya alışmış bir toplumu apartman dairesine sıkıştıramazsınız.”
DİHA/ŞIRNAK