Dünyanın her yerinde aynı formatta farklı dillerde gösterilen popüler bir yarışma var. 2011 yılından beri Türkiye televizyonlarında her akşam, geniş bir izleyici kitlesine ulaşıyor. Yarışmanın her sene yayınlanan videoları, ülkenin 9 sene içindeki politik dönüşümlerini kolaylıkla izlemenizi sağlayabilir. İyi bir TV izleyicisi olmadığım için, sosyal medya yankılarında yakaladığım bir video, ülkenin halinin özeti şimdi. Yarışmacılardan biri, annesinin tek kelime Türkçe bilmediğini, hep Türkçe söylediği için şarkılarını anlamadığı oğluna gönül koyduğunu açıkladıktan sonra, bebekken kulağına fısıldanan ninniyi söylemek için izin alıyor, sadece 20 saniye diyerek. Anadilindeki ninniyi söylemek için izin aldığı sırada, yarışmacının arkasındaki kişinin “aman uyumayalım” diyerek müdahil olmaya çalıştığı kötü esprisini dikkate almazsak, ninniden daha uzun olan izin kısmının utancı, yıllarca susularak taşınan katliamlara o kadar benzer ki.

Ana dilde eğitim talebinin tartışılabilir bir politik söylem olduğu günlerin üstünden çok zaman geçmedi. Aynı popüler yarışmada ülke halklarına ait pek çok dilden türkünün ve şarkının yarıştığı günler de çok uzak değil. Bundan birkaç sene önce kolayca en popüler mekanlarda gösterilen filmlerdeki Kürtçe ninniler, bugün ağzından çıkan iki kelimeden birinin nefret suçu olduğunun farkında olmayan kişilerin gözlerini yaşartıyor ve şefkat duygularını kabartıyordu. Birkaç sene içinde ülkenin kendi insanlarını maruz bıraktığı acılar öyle çoğaldı ki yeniden. Bitmek bilmeyen bir kısır döngü gibi; düşük yoğunluklu demokrasi, şiddet sarmalı, sandıklara yansıyan politik talepler, demokrasi ve barış sözünün yükselmesi ve yeniden nefret söylemleri, bombalar, şiddet ve otoriterleşme…

Demokrasi ve barıştan uzaklaştıkça, kadın cinayetlerinden yabancı düşmanlığına, ırkçılıktan yoksul düşmanlığına kadar geniş yelpazede şiddet sarmalının arttığını görüyoruz. İş cinayetinde ölüyor gencecik insanlar, hatta çocuklar; kadınlar evlerinde öldürülüyor kolayca, bin türlü bahaneyle. Katiller, kravat taktıkları için hakimlerin karşısında iyi hal indirimi alabiliyor. Her türlü ekonomik ve sosyal sorunun nedeni kimin kimle savaştığı belli olmayan Suriye’den kaçmak zorunda kalan -statü bile alamamış- mültecilere yıkılıveriyor. Mecliste vekilleri olan partinin, en geniş kitleye ulaşan televizyon kanallarında görünmez hale gelmesi, “suçlu” muamelesine maruz bırakılması, yerel halkın oylarıyla seçilmiş temsilcilerinin abuk subuk suçlamalarla hapse atılması ve beraat etmelerine rağmen bırakılmamaları ve kayyum adı verilen idari yerel darbeleri de görünmez kılma çabası değil mi?

20 saniyelik ninninin kendinden uzun izninin utancı, tüm bunları bir çırpıda anlatıyor işte. Bir çırpıda bir hükümet temsilcilerinin imzasının olduğu bir belgeyle binlerce insanın sosyal ölüme mahkum edilmesini; bir çırpıda sosyal medya hesabında hendek kelimesini kullandığı için aylarca hapis yatanları; bodrumda yakılan insanlar, akrep denilen araçla ezilen çocuklar yokmuşçasına hayatlarına devam edenleri; ülkeler arasındaki doğal sınırları, insanları ölüme mahkum etmişçesine kullanan sınır politikalarını savunan ve ırkçılıklarının farkında bile almayanları; ellerindeki benzinlerle ölüm haykıran katliam faillerinin avukatlarının milletvekili olarak ödüllendirilmesini… Yarışmacının annesinin gönlünü alması için, 20 saniye yetecek mi bilmek mümkün değil, ama artık 20 saniye kelimelerinin yeni bir anlamı var. Her dönem kendi acılarını ifade edecek kavramları buluyor.

Agamben’in 1993 tarihli bir yazısında siyasal bir kurtuluşu birilerinin yabancı, göçmen veya mülteci olmaya mahkum eden vatandaşlık imtiyazlarının reddine ve en eski anlamıyla hep azınlık olarak kalacak halklardan oluşan bir birliğe referans vererek kuruyor: “Bugün insanın siyasal anlamda kurtuluşu, ancak ve ancak, ülke sahalarının böyle delinip topolojik olarak deforme edildiği ve her vatandaşın kendi mülteciliğini teslim etmeyi öğrendiği bir dünya dahilinde tasavvur edilebilir.”* diyerek. 20 saniyede yüzümüze vurulan, bir ninninin terennümünün** altında sorgulamamız gereken bizim hakikatimiz..

* https://isyananarsi.blogspot.com/2012/02/biz-multeciler.html

** Terennüm, mırıldanır gibi, güzel ve alçak sesle şarkı söylemek, demek.