Anne Rahime Çelik, oğlundan kalan kanlı ve yırtık elbiseleri saklarken, dönemin Bismil Tabur Komutanı Yüzbaşı İzzet Cural'ın yargılanmasını istiyor.

Amed'in Bismil İlçesi'ne bağlı Ağırlı (Bîrikê) köyü yakınlarında 23 Kasım 1993 tarihinde çıkan çatışma sonucunda bir askerin yaşamını yitirmesinin ardından köye baskın yapan Bismil Komando Tabur Komutanlığı'na bağlı askerler, köye saklanan bir PKK'li ile Mahmut Çakmak ve Şeyhmus Çelik isimli yurttaşları köylülerin gözleri önünde infaz etti. Evinden alınarak herkesin gözü önünde dönemin Bismil Tabur Komutanı İzzet Cural tarafından katledilen 7 çocuk babası Mahmut Çakmak, askerlerin tuttuğu tutanaklara "örgüt üyesi" olarak geçerken, ailenin girişimleri de sonuçsuz kaldı. Aynı şekilde ablasının evinden zorla alınarak katledilen Şehmus Çelik için de 12 yıldır sürdürülen hukuk mücadelesi "örgüt üyesi" iddiasıyla sonuçsuz kaldı.
Şehmus Çelik'in ablası Koçeri Kurt, o gün yaşanan vahşeti anlattı. Olayın yaşandığı gece çift sürmek için kardeşinin traktörüyle yardıma geldiğini belirten Kurt, "Gece kardeşim çift sürdükten sonra yemek için eve geldi. Çok geçmeden kapımızın büyük bir şiddetle çalınması üzerine gidip kapıyı açtık. Bir anda onlarca asker içeri girip arama yaptı. Askerler büyük bir kin ve hırsla içeri girdi. İlk aramadan sonra askerler evden dışarı çıktı. Aradan yarım saat geçmeden tekrar eve girdiler" dedi.

'Yırtılan kıyafetler kaldı'

Onlarca asker evin her tarafını silahlarla taradığını; adeta çatışma süsü verdiğini belirten Kurt, şunları aktardı: "Almalarını engellemek için belinden sarılıp kardeşimi sımsıkı tutum. Onu götürmeyin, kardeşim damattır. Benim misafirimdir. Onun bu hafta düğününü yapacağız. Bizim suçumuz ne? Neden onu alıyorsunuz? Onu bırakın, onun yerine oğlumu alın diye ısrar ettim. Askerler de 'Biz onu götürüp, ifadesini alıp bırakacağız' dediler. Askerler bir yandan kardeşimi elimden çekip götürmeye çalışırken bir yandan da kafama silah dipçikleriyle vuruyorlardı. Her tarafım kan içinde kaldı. Tüm yapılanlara rağmen kardeşimi askerlere bırakmadım. Çekiştirmelerden kardeşimin üstündeki tüm kıyafetler yırtılıp ellerimde kaldı. Bana attıkları dayak ve işkence sonucu kendimden geçip bayılmışım. Uyandığımda kardeşimi götürmüşlerdi. Sadece ondan geriye ellerimde parçalanmış kıyafetleri kalmıştı. Kapıya yöneldim. Kapımızı askerler dışarıdan kilitlemişti. Dışarı çıkamıyorduk. Pencerelerden çıkmak istedim çıkamadım. Sabaha kadar çocuklarımla ağlayarak, korku içinde bekledik.  

Avluda öldürmüşlerdi

Sabahın ilk ışıklarıyla askerler gelip bizi dışarı çıkardılar. Ben dışarı çıkarken bağırarak kardeşimi sordum ve köyün içine doğru koştum. Köyden bir kadın beni çağırarak, kardeşimi yan evin avlusunda öldürdüklerini söyledi. Evin avlusuna gittiğimde kardeşimin sırtı evin duvarına dayayıp, göğsüne üç kurşun sıkılmıştı. Vücudunu delen kurşunlar duvarı da delmişti. Parmağı kesilmişti. Ayağında bağlı bir tel duruyordu. Kardeşimi o halde görünce adeta dünyam yıkıldı. Kardeşimin köye yakın yaşanan çatışmadan haberi bile yoktu. Kendi traktörüyle bizim topraklarımızı sürmeye gelmişti."

'Oğlumu İzzet Cural öldürdü'

Anne Rahime Çelik ise, "Benim oğlum kızımın tarlasını sürmek için Ağırlı (Bîrikê) köyüne gitmişti. Bize ait iki traktörde onların çiftini sürüyordu. Hem oğlumu orda öldürüp katlettiler hem de iki traktörümüzü yaktılar. Benim oğlumu dönemin Bismil Tabur Komutanı Yüzbaşı İzzet Cural katletti. Ömrümün sonuna kadar davacıyız. Oğlumu hunharca katletti. Ondan geriye kalan kıyafetlerini yattığım yastığımın altında saklıyorum. Oğluma yapılan vahşeti hiçbir zaman unutmayacağız" dedi.

'Biz de bunu öldürelim'

Çelik'in yeğeni Sultan Kurt ise "Askerler dayımı alıp götürdükten sonra askerlerden biri kendi telsizini bizim evin buzdolabının üstüne bıraktı. Gece boyunca telsizlerde konuşulanları duyuyorduk" diyerek, devam etti: "Telsiz anonsunda askerlerin, 'Biz ablasının evinde birini yakalayıp zorla getirdik. Yaptığımız tüm uygulama ve işkencelere rağmen bir şey söylemiyor. Suçsuz olduğunu söylüyor. Şêira köyünden olduğunu ve Heci Hayder Çelik'in oğlu olduğunu söylüyor. Biz köy muhtarı getirip gösterdik, ama köy muhtarı tanımadığını söylüyor. Çıkan çatışmada astsubayımız öldürüldü. Biz de karşılığında bunu öldürelim' konuşmaları devamlı geçiyordu. Telsizden bir diğer detay da askerlerden biri komutanına, 'Ben telsizimi eve sakladım. Aile ne konuşuyor. Ne tür diyaloglar geçiyor. Dinlemek için bıraktım' diye de telsizden konuşmalar geçiyordu."

20 yıldır feryat ediyor
Çelik'in katledilirken üzerinde bulunan ve kana bulanan kıyafetleri yanında saklayan Çelik'in ablası Xece Çelik, ağabeyinden kalan kıyafetleri çıkarırken, o gün yaşadığı acıyı tekrar yaşayarak feryat etti. Kan ve çamur içindeki kıyafetleri gören abla sinir krizi geçirirken, kurşun izlerinin bulunduğu ve adeta kana bulanmış, parçalanmış kıyafetleri 20 yıl önce Çelik'e yapılan işkence ve vahşetin izlerini taşıyor.

Anayasa Mahkemesi'ne başvuru
12 yıldır Şehmus Çelik'in faillerinin yargılanması için hukuk mücadelesini verdiklerini belirten Avukat Fethi Gümüş, valilik, İdare Mahkemesi ve Danıştay'a taşıdığı davanın Çelik'in "örgüt üyesi" olduğu iddiasıyla reddedildiğini kaydetti. Gümüş, en son Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunduğunu söyledi.



YILMAZ ERKEK/DİHA/AMED