
Kürt tutsaklar 50 gündür dönüşümsüz açlık grevinde. Gün gün ölüme yaklaşıyorlar. Bu düzeyde sayıyla bu kadar uzun süreli açlık grevleri az yapılmıştır. Bu kadar uzun süreli ve çok sayıda tutsağın açlık grevinde olması siyasi karakterinin kapsamıyla ilgilidir. Nitekim dışarıda da bu açlık grevine büyük bir destek vardır. Avrupa’daki açlık greviyse destek olarak değil, bu direnişin bir parçası olarak sürüyor.
Özgürlük Mücadelesinde ilk büyük zindan direnişi Amed zindan direnişidir. Hayrilerin, Kemallerin şahsında bu direniş 12 Eylül’e yenilginin başlangıcını yaşattığı gibi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin gelişmesine büyük bir ivme kazandırmıştır. İkinci zindan direnişi 14 yıldır İmralı’da sürmektedir. Tek kişilik cezaevindeki irade kırma sistemine karşı bir irade savaşı yürütülmüş ve bu savaşı kazanan Kürt Halk Önderi olmuştur. Ağırlaştırılmış tecridin bugün daha da ağırlaştırılması bu direniş nedeniyledir. Üçüncü zindan direnişi de binlerce demokratik siyasetçinin zindanlara atılmasıyla başlamıştır. Türk devleti zindanlara atıp irade kırma, geri adım attırma ve demokratik siyasi alanda bölünme yaratmak isterken karşısında direnen demokratik siyaseti görmüştür. Uzun süreli açlık greviyle yeni bir boyut kazanan bu üçüncü zindan direnişi de Özgürlük Mücadelesine yeni değerler katmaktadır.
Uzun süreli açlık grevleri Kürt Halk Önderi üzerindeki tecridin kaldırılmasını, özgürlüğünün sağlanmasını, demokratik siyasetçilerin bırakılmasını ve bu temelde Kürt sorununun çözülmesini istenmektedir. Bu direniş Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü tasfiye politikasına karşı da en etkili cevaplardan biri olmuştur. Kürt Özgürlük Hareketi’nin dinamiklerinin ne kadar fazla ve dirençli olduğu da ortaya konulmuştur. Sadece bu açlık grevleri ve etrafında gelişen mücadele Kürt Özgürlük Hareketi’nin toplumsal gücünü ortaya koymaktadır. Bu direniş bile başlı başına KCK adı altında yapılan demokratik siyaseti bitirme ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin toplumsal tabanını sindirme politikasının sonuç vermeyeceğini gözler önüne sermiştir.
Türk devleti istediği kadar İmralı’yla, PKK’yle görüşmeyiz desin, Kürt halkının tutumu bellidir. BDP üzerinde baskı kurup AKP’nin politikalarına çekme stratejisi de çökmüştür. Zindandaki direniş ortadayken hangi baskı BDP içinde böyle bir eğilim ortaya çıkarabilir? Bırakalım BDP içinde çatlak ses çıkarılması BDP’nin dışında alternatif bir güç yaratmak bile mümkün değildir. Türk devletinin psikolojik savaşı artık Kürtlere işlemiyor.
Türk devleti, Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi hakkında karalama kampanyası yürütüyor. Bu konuda kimi Kürtleri kullanıyor. Ama halk daha fazla bu önderliğe ve bu harekete bağlanıyor. BDP üzerinde görülmedik baskı uyguluyor, ancak bu BDP’nin toplumdaki etkisini daha da arttırıyor.
BDP artık giderek kökleşen bir demokratik parti haline gelmiştir. 1990’lı yıllarda serhıldanların ortaya çıkardığı bu gelenek, baskılar ve buna karşı direniş ortamında bir kimlik ve karakter kazanmıştır. Bu nedenle baskılar sonuç vermiyor. Üçüncü zindan direnişi Kürt demokratik hareketinin direnişçi karakterini ortaya koyuyor. Bu da Kürt Halk Önderi, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt demokratik hareketinin ayrıştırılmayacağını kanıtlıyor. Kürt demokratik hareketi 40 yıllık Özgürlük Mücadelesinin genlerini ve karakterini içselleştirmiştir. Bu açıdan “terörle mücadele, uzantısıyla müzakere” safsatasının hiçbir siyasi ve pratik değeri olamaz. BDP haklı olarak “zindan da mı müzakere yapacaksınız” demiştir. Çünkü şu anda BDP’yi esas olarak temsil eden zindandaki siyasi tutsaklardır. BDP’nin asıl gövdesi içeridedir. Bu gövde de gün gün ölüme giden açlık greviyle siyasi tutumunu ortaya koymuştur. Bir demokratik hareketin binlerce siyasi tutuklusu olacak, yüzlerce yöneticisi ve üyesi katledilecek, 20 yıldan fazladır başına getirilmedik şey kalmayacak, ama alternatif bir hareket ortaya çıkarılacak! Bu mümkün müdür? Kürt halkının bakışları bile devlet istedi diye bu harekete saldıran ve hareketin önünü kesmek isteyenleri bir anda etkisiz kılar. Zaten AKP ağzıyla konuşanlar bu nedenle toplum tarafından dışlanıyorlar.
Zindandaki açlık grevleri, Avrupa’daki açlık grevi Kürt halkının duruşu ve vicdanıdır. Kürt halkının bundan farklı bir duruşu olduğunu sanmak gerçeklere gözleri kapamaktır. Kürtler içinde farklı siyasi düşüncede olanlar olabilir, ama bunlar marjinaldirler. Özgürlük ve demokrasi isteği olan Kürtlerin yüzde 90’ını Kürt Özgürlük Hareketi temsil etmektedir. Dolayısıyla açlık grevleri tüm Kürt halkının duygularını ve taleplerini yansıtmaktadır. Açlık grevleri Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezip tasfiye ederek Kürt halkının iradesini kırma politikasına karşı Kürt halkının tutumunu ortaya koymuştur.
Türk devleti ya da uluslararası alanda yeterince yankı bulmasa da açlık grevleri 2012 yılındaki özgürlük mücadelesinin gelişmesinde ve Türk devletinin politikalarının boşa çıkarılmasında çok önemli bir rol oynamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldırıların yoğunlaştığı ortamda halkın bir bütün olarak Kürt Özgürlük Hareketi etrafında kenetlenilmesine bu açlık grevleri öncülük yapmıştır. Newroz’da halkın ayağa kalkması ve Türk devletinin politikalarının yerle bir edilmesinde de açlık grevlerinin tutumu, duruşu ve harekete geçirici etkisi büyük olmuştur. Kürt Halk Önderinin direnişiyle bu direniş buluşunca İmralı üzerindeki tecrit AKP hükümetini vuran bir uygulamaya dönüşmüştür.
Her yıl Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin yükselmesine belirli olaylar ve direnişler yön vermiştir. Herhalde 2012 yılı mücadelesinin başarıyla geliştirilmesine de bu açlık grevleri, Cudi’deki imha operasyonunu boşa çıkaran direniş ve 15 kadın gerillanın yenilmez özgürlük tutkuları yön vermiştir denilecektir.