2014 seçim yılı, hem de süper seçim yılı. 2014 baharında yerel seçimler, yazında ise Devlet başkanlığı seçimleri yapılacak. Buna parlamento seçimlerinin dahil edilip edilmeyeceğini ise şimdilik bilmiyoruz.

Erdoğan kafasındaki ve kamuoyuna da deklere ettiği 2023 hedefine varmak, AKP’yi ve tabii bu arada kendisini de bir on yıl daha tahta tutmak için 2013 yılının taşıdığı önemi çok iyi biliyor. Bunun için de 2013 yılının kazasız, belasız ve az hasarla atlatılması gerekiyor. Eski anayasanın özü ve ruhu korunarak üzerinde yapılacak “yeni” kozmetik rütuşlarla 2023’e ulaşmayı hedefliyor. Bu amaca ulaşabilmek içinse 2007, 2009 ve 2011 seçimlerinde olduğu gibi Kürt sorunundan kaynaklı cenaze naklinin durması ve bir çatışmasızlık ortamına ihtiyaç var.
Erdoğan’ın önceki benzer atraksiyonlarına baktığımızda yeni Barış veya İmralı sürecinin de bu ihtiyaçtan kaynaklandığı varsayımı yabana atılmamalıdır. Erdoğan işine geldiğinde barıştan, uzlaşmadan bahsedecek, işine gelmediği zamansa yeniden yağlı urganlarla seçim meydanlarında boy verecektir.
Bunun seyrini tayin edecek olansa AKP ile Cemaat ilişkileridir. AKP Cemaatin gücünü yabana atarak, onu yok sayarak, küçümseyerek 2023 hedefine varamayacağını biliyor. Cemaat tarafından kontrol altında tutulan milyonlarca blok oyun seyri 2014 hesaplarının tutup tutmamasında belirleyici olacaktır. Cemaat bu kadar palazlandıktan, meşru konuma kavuşup devlet mekanizmasının kilit noktalarını eline geçirdikten sonra AKP’ye ve Erdoğan’a muhtaç değildir. Tersi sözkonusudur. Muhtaç olan AKP’dir.
Cemaat nasıl dün her renkten parti ile fört edip ilişki geliştirmişse bu gücünü yarınki pazarlıkta da koz olarak kullanmasını bilecektir. Cemaat ve Kürt hareketi arasında sıkışan bir Erdoğan ve AKP’nin bu pazarlıklar sonucu yeni süreci by-pas ederek Cemaat limanına yanaşma ihtimali yüksektir.
Akılda tutulması gereken başka bir nokta da ABD’nin Suriye, Irak ve İran politikalarıdır. Suriye konusunda son bir yıldır farklı politik tutum sergileyen ABD, Erdoğan’ın oldu-bittilerine seyirci kalmayacağına El Nusra Cephesini terörist örgütler listesine alarak yanıt verdi. Ve son aylarda ise Rusya ile birlikte Şam’ı dışlamayan yumuşak bir geçiş arayışına girdi.
Irak konusunda ise Amerika ve Türkiye’nin politikaları uyum içinde değil. ABD Bağdat’la ilişkilere önem verirken, Türkiye sünni kodlardan hareketle Irak yönetimi ile ipleri gerdi. Sünni ekseni güçlendirmek için Hewlêr’e yanaştı. Kürt-Şii ayrışmasının artması için elinden geleni yaptı.
ABD’nin Fas’tan Afganistan ve Pakistan’a kadar oluşan islamcı Sünni ekseni dengeleme gibi bir tutum içine girme, ekonomik ve askeri ambargoya rağmen İran’la ilişkileri normalleştirmeye çalışma ihtiyacı duyabileceği yabana atılmamalıdır. İran rejiminin sivriliklerini törpüleyerek Sünni ekseni dengelemesi ABD’nin işine gelir. Lübnan, Suriye, Irak ve İran diye tanımlayabileceğimiz Şii eksen bugün güçsüz görünse de Ortadoğu’da birçok ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyebilecek potansiyele sahip.
Erdoğan ve ekibinin, yandaş yeşil basının İsrail’e bakış açıları, her vesile ile İsrail’e düşmanlığı körüklemeleri, siyonizmi faşizmle eş değer görüp insanlık suçu kapsamında değerlendirmeleri, diplomatik nezaket bir yana itilerek ABD Elçisine yönelik saldırgan ve hakaretamiz üslüp ise işin diğer bir yanı.
Erdoğan bir yandan İmralı süreci ile PKK’nin ateşkes yapmasını, hatta ondan geri çekilmesini isterken, diğer yandan da PKK’nin uzantısı saydığı PYD ve Kürt Yüksek Konseyi’ne yönelik olarak “Suriye’nin kuzeyinde Irak’takine benzer bir oluşuma izin vermeyiz. Otonomi, federasyon olmaz. Bu bize farklı haklar verir” diyerek sınırları dışındaki bir gelişmeye salt Kürtler sözkonusu olduğu için savaş ilan etmesi, niyetini ele veriyor.
Bunlar biraraya getirildiğinde İmralı sürecinin kırılgan ve oldukça hassas bir zemin üzerinde seyir ettiği görülecektir. Kuzey’de olası bir ateşkesin ardından İran’ın PJAK ve Kandil’e saldırması ise şaşırtıcı olmayacaktır.
Buna rağmen ama, Kürtlerin de Irak ve Suriye’de önlerini görebilmeleri için bir yıllık bir zamana ihtiyaçları var. Hewlêr ile Bağdat arasındaki ilişkileri onarmada İran aktif bir biçimde Güney Kürt hareketine güvenceler de vererek devreye girebilir. Bunun ipuçları kısmi olarak belirmeye başladı. Hewlêr ile Bağdat heyetleri görüşme masasındalar.
Ayrıca Kürdistan’ın Rojava’sının da elde ettiği konumu pekiştirmesi, uluslararası planda kabul görmesi için zamana ihtiyacı var. Türkiye’nin saydığımız uluslararası güçlerce dengelenme olasılığı, orada elde edilen kazanımların pekişmesini sağlayabilir.
Toparlarsak: 1. AKP Cemaat ilişkilerinde son söz henüz söylenmedi, Cemaat’in yeniden konumlanması, farklı gelişmelere kapı aralayabilir. 2. İran, Suriye ve Irak’ın Sünni eksenin Akıncısı AKP ile hesabı henüz bitmedi. 3. ABD ile Türkiye’nin Ortadoğu politikalarında frekanslar hemahengli değil. 4. Güney Kürdistan’ın yanı sıra Batı Kürdistan’ın da ayakları üzerinde durması için hem birliğe, frekans ayarına, hem de bir yıllık bir zamana ihtiyaç var. 5. Görüşmeler olsun, karşılıklı çatışmasızlık ortamı sağlansın, ama zaman faktörü ve AKP’nin dünkü pratiği ile asıl amacı akıldan çıkarılmasın.

msahin1@web.de