Türkiye'de devrimci, demokrat, sol güçlerin son 50 yıldır büyük bir mücadele verdikleri bilinmektedir. Onlarca yıldır sağ, milliyetçi ve Türk-İslam senteziyle yoğrulmuş devlet, iktidar ve toplum karşıtı güçler, halkların vermiş oldukları mücadeleleri bastırıp yok etmek için her şeyi yapıp adeta ülkeyi kan gölüne çevirdiler. Milliyetçi ve tekçi devlet aygıtının kendisini en çok harakete geçirip toplumu sindirmek için kıyım, katliam yaptığı topraklar şüphesiz Kürdistan olmuştur. Bu katliam ve bastırma politikaları günümüze kadar da devam etmektedir. 19. yüzyılın ilk çeyreği ve ortalarında genellikle dünyada, özelde de Türkiye'de 1960'lı yıllar sınıfsal, toplumsal mücadelenin filizlendiği, 1970'li yıllar mücadelelerin zirveye tırmandığı, geliştiği yıllar olmuş, devrimci mücadele günümüze kadar da kesintisiz devam etmiştir.
Türkiye'de devrimci politikada ilk güçlü radikal çıkışlar 1968'lerde gelişip adeta devlete, sağ muhafazakar iktidar ve zihniyete meydan okunmuştur. Bu radikal devrimci çıkış, mevcut iktidara, devlete korku salmış tedirgin etmiştir. Devlet ve hükümet güçlerinin devrimci gençliğin radikal çıkışını kendi sistemleri için bir tehlike olarak görmeleri nedeniyle askeri faşist darbe yaparak birçok devrimciyi katletti, zindanlara doldurdu. Ülke adeta bir açık cezaevine çevrildi. Bu baskı ve katliamlara rağmen devrimci mücadele hiç durmamış, daha çok gelişerek devam etmiştir. 1968'li yıllar aynı zamanda Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin siyasi olarak filizlendiği, 70'lerin sonlarına doğru da büyüdüğü ve kitleselleşmeye başladığı yıllar oldu. Ancak Türkiye'de gelişen devrimci gençlik hareketlerinin güçlü bir kitleselleşme yakalayamaması ve birçok kadrosunu şehit vermesi, özellikle de lider kadrolarında kayıpların olması, zaten o dönemlerde yeterince nicel bir büyümeyi gerçekleştirememiş mevcut örgütlenmeyi sınırladı.
O koşullar içerisinde henüz sempatizan konumunda olan ve bazı çalışmalarından dolayı cezaevine giren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, nasıl bir örgütlülüğün geliştirilmesi gerektiğini düşünmüş ve ''ben öyle bir örgütlülük yaratmalıyım ki ben olmasam bile yoluna devam edebilsin'' tespitini yapmıştır. Adeta sıfırdan başlayıp bir dünya mücadelesi yaratması buna denir.
Kürt halkı aslında her zaman bir mücadele hazırdı ve bunun zemini vardı. Ancak güçlü bir ulusal ve toplumsal önderlik ve örgütlülüğün olmaması en büyük engeldi. Kürtlerin 1970'li yıllarda başlayan ulusal ve toplumsal mücadeleleri 12 Eylül faşist darbesiyle karşılaşmasına rağmen, darbeye karşı büyük bir direniş sergiledi. Özellikle Diyarbakır Cezaevi'nde çok büyük direnişler, bedellerle bu darbenin amaçları boşa çıkarılmıştır. Cezaevlerinde verilen büyük direniş, dışarıda gelişen partileşme ve örgütlülük, yıllarca süren direnişle Kürtlerin ulusal, toplumsal mücadelesi devasa boyutlara ulaşarak, siyasi dengeleri değiştirdi. Bununla da kalmadı, Kürt Halk Önderi'nin çabalarıyla Kürt halkının ve yüzlerce yıl beraber yaşadığı diğer kardeş halklarla aynı çatı altında, eşit koşullarda beraber yaşama projesi geliştirildi.
PKK, Kürt halkının olduğu kadar, diğer tüm halkların da partisidir. 1968 devrimci ruhu özgürlük hareketinin geliştirdiği mücadeleyle devam ediyor, zafere yaklaşıyor. Bu nedenle mevcut sistemden zarar gören her kesim, özgürlük hareketinin 40 yıldır büyük bedeller, emekler vererek geliştirdiği mücadeleyi kendi mücadelesi olarak görerek, sahiplenmeli. 1968'lerdeki devrimci gençliğinin ideolojik ve siyasi amaçları, özlemleri özgürlük hareketinin büyük mücadelesiyle gerçekleşip başarıya ulaşacaktır. Bu başarının arefesindeyiz. Her yönüyle çürümenin baş gösterdiği, kendi halkı ve halklarıyla sürekli kavgalı olan bir devlet sisteminin daha uzun süre ayakta kalma şansı yok. Siyasi olarak da çürüyen, miadını doldurmaya başlayan iktidarlar yeni güvenlik yasaları çıkarıp, kendi güvenlik güçlerine sınırsız yetkiler vererek, ömrünü uzatmak ister. AKP Hükümeti'nin bugün yaptığı da budur. Bu tür yöntemlerle toplumsal mücadeleyi bastırabileceklerini, iktidarlarını koruyabileceklerini düşünüyorlar. Ama artık yolun sonuna geliniyor. Geleneksel devlet aygıtı ve AKP Hükümeti devrimci güçler ve özgürlük hareketinin mücadelesi karşısında zorlanıyor, sonunun yaklaştığını görüyor. Bundan dolayı 2015 yılı Türkiye'de Kürt sorununun çözümünün, demokratikleşmenin geliştiği ve halkların eşit özgür koşullarda birlikte yaşayacağı bir dönemin başlangıcı olacaktır.
kemal_sobe@live.co.uk