Kimsenin aklına bir gün Kürtlerin ve devrimcilerin bu kadar kaynaşacağı, birlikte partileşeceği ve Türkiye’nin kaderini değiştireceği ve kilit noktasına geleceği gelmedi. Bunun başlangıcı 7 Haziran seçimleri değildi, herkes Gezi Direnişi diye düşünse de bence Gezi Direnişi de değildi. Bunlara benzer çok örnek verebilirim ama bunlardan hiçbiri değildi. Bunun nedenini 2-3 olaya bağlamak yanlış bir analiz gibi geliyor bana.

Bugün gelinen noktayı 27 Mayıs darbesine, 68 Kuşağına, 78 Kuşağına, 12 Martlara, 12 Eylüllere, yaşadığımız bütün katliamlara ve barış mücadelemize, devrim için ortaya koyduklarımıza ve sonuçta hedefin tek olduğu olgusunu kabullenmemize bağlamamız gerekiyor. Elimizde bir çocuk vardı ve o çocuğu acemiliklerle büyüttük ama sonuçta o çocuk bizim acemiliklerimizden ciddi dersler çıkartarak bizi bugünlere getirdi. Şimdi elimizde bizim yaşımıza orantıyla büyük ama dünya ya da Türkiye tarihiyle orantıladığımızda oldun bir çocukla karşı karşıyayız. Belki de artık ergenliğinde, gençliğe girmek üzere ama ne istediğini bilen bir çocuk, herkesle ergenlik kavgası yapmayan, yapsa da haklı istekleri olan bir kalabalık çocuk olduk hep beraber.

Şimdi hem burjuvazi, hem oligarşi bu çocuğa karşı nasıl davranacağını bilemez durumda. Kırk yıl düşünsem sağ partilerin Kürtlerin ve devrimcilerin oylarına muhtaç olacağını ve bütün partilerin ya da adayların onlar üzerinden tartışarak seçim propagandası yapacağını, strateji belirleyeceği aklıma gelmezdi. Nereyi açsam yada okusam karşıma şu konuşma yada yazışmalar çıkıyor:

Siz HDP, dolayısıyla PKK’yle işbirliği yapıyorsunuz.

Bakın size Kürt kardeşlerim diyorum.

Bizim HDP’yle anlaşmamız yok, taban kendi arasında anlaşmış.

Bunun örneklerini çoğaltabilirim ama okuyup, dinlediğiniz için fazla yer kaplamaya gerek yok. Ne demek istediğimi daha net açıklayayım, 8 gün sonra yapılacak seçimlerde başka partilerin oyuna gereksinim duymadan Kürdistan’da belediye seçimlerini kazanacak tek parti HDP. Ancak batıda hangi parti belediye seçimini kazanırsa kazansın HDP’nin, yani bugüne kadar neredeyse nefret ettikleri Kürtlerin ve sosyalistlerin oylarıyla seçilecekler.

Sonuçta bu seçim sonrası çıkacak sonuç Türkiye’nin her anlamda geleceğini belirleyecek ve belki de değiştirecektir. Mesela İstanbul Beyoğlu’nda belediye başkan adayı Alper Taş seçilirse, Kürtlerin ve kendilerinin dışındaki devrimcilerin çok da öcü olmadıklarını görecekler. Faşizme karşı ortak cephenin belki de ilk kez semeresini göreceğiz.

Sevgili Sezai Temelli’nin büyük bir rahatlıkla söylediğinin altında yatan gerçek bence buydu, Diyarbakır ya da Van HDP adayları kazandığında biz HDP olarak oy oranımızı bileceğiz ama Ankara’da Mansur Yavaş kazandığında içinde hangi partiden ne kadar destek var hiç bilemeyeceğiz. Tabi Recep Tamam Erdoğan ile Devlet Bahçeli de Mansur Yavaş’a oy veren ne kadar AKP’li yada ülkücü olduğunu bilmeyecek. Burjuvazi ve oligarşi için üzücü bir haber ama Türkiye’nin geleceğini önümüzdeki 8 gün içinde Kürtler ve devrimciler belirleyecek…