Dünyanın önemli bir bölümünde Covid-19 (Koronavirüs) gündemiyle canhıraş bir savaş yaşanıyor. Çin, İran, İspanya, İtalya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede insan kayıpları oldukça yüksek. Oldukça yüksek diyorum, çünkü kimi senaryolara göre bilinçli belirlenmiş merkezlerde kapitalizmin belirlediği sınırlar, sınıflar, toplumsal kesimlerden kayıplar yaşanıyor. Bazı tanınmış isimlerin hastalığa yakalandığı, karantinaya alındığı, risk oluşturduğu haberleri salgının her yerde olduğu gerçeğini oluşturmak istendiğine dair bir veri oluşturmak istendiği içindir. Tabii bunların dışında da birçok senaryo var. Herkes işin görünen, görünmeyen yönleri üzerinden bir tartışma yürütüyor. Henüz işin gerçeği anlaşılabilmiş değil. Tek bildiğimiz kapitalist modernitenin birinci ve ikinci doğaya karşı zulmü her koşulda devam ediyor. Endüstriyalist politikalar yaşamın hiçbir şeyine doğru cevap veremiyor. Can çekişen politikalar, ütopyalar yıkılıyor.

Küresel kapitalist politikalar insanlığı çaresiz, umutsuz, keyifsiz, yaşamsız bırakmanın derdinde. Küçük küçük basın-yayın organları dışında iktidarların çığırtkanları olan yayınlarda, ya kör eden ya da gerçeğin vahşetinden korkutan bir yayıncılık yapılıyor. Yaşadığımız her an 1990’lardan 2000’lere uzanan gerilim-korku, bilim kurgu filmlerini anımsatan karelerle dolu. İnsanlık salt yaşamını devam ettirebilmek için filmlerdeymiş gibi davranmaya, konuşmaya, ilişkilenmeye çalışıyor. Tüketim alışkanlıklarının üretimden kopardığı bu topluluk hali giderek daha tekilleşmeyi, kapitalizmin içinden geçtiği fanuslarla ilişkilenmeyi amaçlıyor. Herkesin dilinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak söylemi dolaşıp duruyor. Bakkaldan yaptığımız alışverişlerimiz, günlük aldığımız gazetemiz-dergimiz, giysilerimiz, çamaşır makinesine attığımız elbiselerimizin sıcaklık derecesi, tuvalet alışkanlıklarımız, banyomuz, yediğimiz yiyecekler, kadın-erkek-yaşlı-genç-çocukların birbirleriyle  konuşma biçimi, kitaplardan okuduğumuzda pek de anlam veremediğimiz şu bir buçuk metre yakına gelindiğinde sınır ihlali yapmış gibi “pardon” denilmesi, bunların hepsi sadece Ortadoğu’da değil dünyanın her birçok yerinde karşılığını bulmuyordu.

2019 Aralık ayından beri bir illet gibi dünyanın yakasına yapıştırılan Covid-19, artık yaşam alışkanlıklarımızı değiştirirken kapitalist modernitenin de krizli bir yapı olduğunu daha da görünür kıldı. Şimdiye kadar yüzbinlerce insan bu sistemin yaşanılmaz bir sistem olduğunu dile getirirken geriye kalan milyarlar, bu sistemle pek sorunlu görünmüyordu. Ancak kapitalist sistem bu virüsü bilerek ve isteyerek üretmiş olsa bile toplumsal muhalefete yürütenler için çok büyük bir fırsatı oluşturduklarını görmezden gelemeyiz. Çünkü artık kapitalizm yeni hayaller yaratamayacak durumda. Konformist taleplerin hiçbirine yanıt verecek, toplumu şehirlere çekebilecek durumda hiç değil.

Kapitalist modernite tarih derinliklerinde ürettiği jerontokratik politikayı şimdi tersine çevirdi. Yaşlılardan nefret edilircesine sağlık tirajı uygulanıyor, aşağılanıp, küçümseniyor, dövülüyor, tartaklanıyor. Yaşlılar, sosyal yaşamdan tecrit ediliyor. İktidar kendi yarattığı en önemli güç odağına da yönelmiş oluyor. Tecrübeyi kendi denetimi altına aldıktan sonra yaşın pek bir önemi kalmıyor. İhtiyacı oranında kullanmış ve yok olmasının da hiçbir anlamı kalmıyor. Gerçekte kapitalizm tüm değer yargılarından kopuşu sağlayarak yeni bir tanıma ihtiyaç duyuyor. Tam da burada şimdiye kadar kapitalizmle kıyasıya mücadele yürüten örgütlere iş düşmüş oluyor. Nasıl ki 20. yüzyılın çelişkileri, sorunları, krizleri, 19. yüzyılın çözüm yöntemleri ile çözülmediyse 21. yüzyılın sorunları, krizleri, çelişkileri ve savaşları da 20. yüzyılın çözümsüz yöntemleriyle çözülecek gibi değil. Madem tüm yaşam alışkanlıklarımız, tarzımız değişiyor, o zaman ölesiye başlayan 2020 yılına, yaşayası çözümler üretmeliyiz.