
Özgürlük Kuşağı Rojava 7. BÖLÜM
Rojava Devrimi’ni başlatan kent olan Kobanê, 15 Eylül 2014’te insanlık düşmanı DAİŞ çetelerinin ve destekçilerinin başlatmış olduğu kapsamlı saldırıya karşı 21. yüzyılın en büyük direnişini gösterdi. 134 gün süren savaşın sonrasında Kobanê özgürleşirken tarihte eşine az rastlanır kahramanlıklar sergileyen YPG/YPJ savaşçıları da insanlık onurunu savundu. YPJ Komutanı Aryen Efrîn, direniş döneminde kimi zorlukların olduğunu ancak YPJ iradesiyle bu saldırıların boşa çıkarıldığını söyledi. Efrîn, “YPJ güçleri, ‘Canımızı bile veririz ama bu topraklara giremeyeceksiniz’ dediler. Düşman tanklarının önüne geçip kendilerini patlattılar” diyerek o günlerde verilen direnişi çarpıcı yönleriyle özetledi.
Rojava kantonlarında Demokratik Özerk Yönetimler’in ilanından sonra uluslararası ve bölgesel güçlerin El Kaide bağlantılı çetelerin eliyle başlattığı saldırıların fitili ateşlenmiş oldu. Yıl 2014 olduğunda, devrimi başlatan kent olan Kobanê, Suriye iç savaşının başladığı günden beri en büyük saldırıların yaşandığı ve buna karşı en büyük direnişin sergilendiği kent olarak dünya insanlığının hafızasına kazındı. Kobanê’ye dönük saldırılar Temmuz ayında başladı. Vahşet çetesi DAİŞ, Musul’u ele geçirdikten sonra elde ettiği ağır silahlarla yönünü Kobanê’ye çevirdi. Ancak büyük bir direnişle karşılaşan çetelerin bu ilk saldırı dalgası YPG/YPJ savaşçıları ve Kobanê halkı tarafından Güney cephesinde Girê Sêvê, batıda Zor Mixar ve doğuda da Evdiko ile Kopirlik köylerinde verilen büyük direnişlerle kırıldı. Saldırıların kırılmasında Kuzey Kürdistan halkının sınır hattında başlattığı nöbet eylemlerinin de etkisi büyük oldu. Kobanê’de saldırıları kırılan DAİŞ çeteleri, ardından Irak’ta Şengal, Telafer, Karakuş ve birçok bölgeyi işgal ederken; Suriye’de rejimin elinde bulunan en büyük kentlerden biri olan Rakka’yı, kentte bulunan Tabka Askeri Üssü’nü ve Rakka’ya bağlı Eyn Îsê kasabasını ele geçirerek gücüne güç kattı.
15 Eylül: Kobanê’ye saldırılar
Tarih 15 Eylül’ü gösterdiğinde DAİŞ çetecileri Musul’da elde ettikleri ABD silahları ve Rakka’da elde ettikleri Rus silahlarıyla üç koldan Kobanê’ye kapsamlı bir saldırı başlattı. Kendini daha önce Kobanê’de denemiş olan DAİŞ çeteleri, Kobanê’nin düşürülmesinin öyle kolay olmayacağını bildiğinden dolayı çok büyük bir güçle kente yüklendi. Bu kapsamlı saldırıyla beraber Kobanê’ye dördüncü cepheyi de Türkiye açmıştı. Türkiye, DAİŞ çetelerinin cephanesini Cerablus’tan trenlerle Girê Sipî’ye taşırken buna karşı da Kuzey Kürdistan halkı Kobanê sınırına akın ederek nöbet eylemlerine başlamıştı. Takvimler 27 Eylül’ü gösterdiğinde DAİŞ çeteleri daha önce Musul’da rehin aldıkları Türkiye Konsolosluğu’nun 49 çalışanını sembolik bir yer olan Girê Spî’de (Til Ebyad) teslim etti. O güne kadar aldığı tüm rehineleri katleden DAİŞ çetelerinin bu tavrı, kamuoyunda Türkiye ile DAİŞ’in Kobanê üzerine anlaşma yaptığı yorumuna neden oldu. Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlu bu pazarlığı “diplomatik zafer” olarak takdim etmeye çalışırken Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, konsolosluk çalışanlarının serbest bırakılmasının insani olarak sevindirici olduğunu söyledi ancak bunu Kobanê’nin düşürülmesi pazarlığının bir parçası olarak değerlendirdi ve pazarlığı da “diplomatik rezalet” olarak nitelendirdi.
‘YPG tüzüğünü ihlal ediyoruz’
Kobanê’ye saldırılar tank, top, Milan füzeleri, katyuşa gibi çeşitli ağır silahlarla her taraftan devam ediyordu. Saldırılar hiçbir cephede durmaksızın sürüyordu. YPG/YPJ savaşçıları ise ferdi silahlarıyla direniyordu. Saldırılar bütün şiddetiyle devam ederken Kobanê’nin doğusundaki Serzûrî Köyü Okulu’ndaki 12 YPG/YPJ savaşçısının direnişi ise savaşın kaderini belirleyecekti. Buradaki 12 savaşçı, 24 saat boyunca çetelere karşı direnerek şehit düştü. Şehadete yürümeden önce cephe komutanları Meryem Kobanê’nin “Geri çekilin” talimatını kabul etmeyen savaşçılar, “Biz YPG tüzüğünü ihlal ediyoruz. Önder Apo, partimiz, şehitlerimiz ve halkımızdan özür diliyoruz” diyorlardı. Ve YPJ komutanı Meryem Kobanê, daha sonra bir mülakatında, “Bizim direnişimiz Serzûrî’den sonra başladı” diyecekti.
YPG/YPJ sivillerin katliamını önledi
Çetelerin çok yönlü saldırıları devam ederken YPG/YPJ savaşçıları, kendilerini halk ile çeteler arasında perde yaparak sivil katliamların önüne geçti. Kobanê’de Şengal gibi bir katliam tablosunun ortaya çıkmaması ve halktan kimsenin çetelere esir düşmemesi, tarihi Kobanê direnişinin üzerine en az tahlil yapılan yönü olmakta. YPG/YPJ savaşçıları, bir taraftan vahşet çetesi DAİŞ’e karşı direnirken; diğer yandan da köylerdeki sivilleri tahliye ediyordu. Çetelerin amacı YPG/YPJ’nin tüm gücünü kırsalda imha etmekken; YPG/YPJ savaşçıları kademeli/kontrollü çekilme stratejisiyle hareket ediyordu. Kentin etrafına gelindiğinde ise kent yoğun bir havan/tank saldırısına tabi tutuldu. Sivil halkın büyük bölümü Kuzey Kürdistan’a geçmişti. Artık Kürdistan tarihinde bir ilk olacak olan şehir savaşının hazırlıkları yapılıyordu.
Arîn Mîrkan’ın eylemi ve 6-8 Ekim Serhildanı
Kobanê’de bunlar yaşanırken başta Kuzey Kürdistan olmak üzere dünyanın her yerindeki Kürtler ve dostları Kobanê için ayaktaydı. Ama Kuzey Kürdistan’daki öfke, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Dîlok’ta yaptığı konuşmada “Kobanê düştü düşecek” demesiyle artık taşmak üzereydi. Takvimler 6 Ekim’i gösterdiğinde Arîn Mîrkan’ın Miştenûr Tepesi’nde gerçekleştirdiği fedai eylem, öfkeyi eyleme çeviren bir kıvılcım oldu. Kuzey Kürdistan ve Türkiye metropollerinde 7’den 70’e sokaklara dökülen halk, her yeri Kobanê’ye çevirdi. Kuzey Kürdistan’ın birçok kendinde fiili OHAL ilan edilirken 50’yi aşkın yurttaş yaşamını yitirdi. Halkın durdurulamaz öfkesini gören Türk devlet yetkilileri, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a giderek müdahil olmasını istedi. Birçok kesimden gelen “sağduyu” çağrılarını dinlemeyen halk, Öcalan’ın kritik müdahalesiyle durabildi.
‘Kürt halkının onurunu ayaklar altına aldırmadık’
Şehir savaşı kapıya dayandığında YPG/YPJ savaşçıları, kentin doğusu ve batısını tutarak çetelerin güneyden kente girmesini sağlayacaktı. Ancak yaşanan kimi taktik aksamalardan dolayı ve Miştenûr Tepesi’nin düşmesinden sonra şehir savaşı kentin doğusunda başladı. Çeteler ağır silahlarıyla kente girdikten sonra DAİŞ’e karşı ABD öncülüğünde kurulan koalisyon güçlerine bağlı savaş uçakları yer yer DAİŞ mevzilerini bombalamaya başladı. Artık şehir savaşı en ağır biçimde sürüyordu. Çetelerin kente girmesi üzerine o dönem konuşan YPG Kobanê Komutanı Mehmûd Berxwedan, “Kobanê’nin sokaklarını onların cenazeleri ile dolduracaklarını“ söylerken; YPJ Kobanê Komutanı Meysa Ebdo ise röportajında, “Halkımız bilsin ki uzun bir zamandır burada Kürt halkının kimliği, varlığı ve hakları için bir kahramanlık destanı yazılıyor. Her köyde, mezrada, tepede şehitler verdik. Her köyde yaralılarımız oldu. Bazı yerlerde cenazelerimizi bastılar ama asla ve asla Kürt halkının onurunu ayaklar altına aldırmadık. Her direnişimizde halkımızın direnişini büyüttük ve büyütmeye de devam edeceğiz. Bir tekimiz bile kalsa, köy köy, ev ev nasıl savaştıysak bundan sonra da aynı şekilde savaşacağız. Bütün dünya küçük bir kasabanın üzerine geliyor. Bu da bizim büyüklüğümüzdür, irademizdir. Dünyaya bunu gösteriyoruz. Kobanê öyle kolay gitmeyecek. Bu bir buçuk yılda nasıl yüzlerce kayıp vermişsek, bundan sonra yine veririz, binlerce kayıp da veririz. Bir tek özgürlük savaşçısı dahi kalsa yine direneceğiz” diyordu.
‘Kobanê Stalingrad olacak’
“Kobanê Stalingrad olacak” sözünün patenti ise YPJ komutanı Meryem Kobanê’ye aitti. O dönemde PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah, “Kobanê düşerse her şey biter, diye avuçlarını ovuşturanlar bilsin ki Kobanê’nin düşmesi onların ölümü olacaktır. Kobanê düşse bile direniş daha da büyüyecektir” derken Kobanê Kantonu Başbakanı Enwer Muslim de şunları söylüyordu: “Tarihte direnişleriyle ünlü birçok kent ve ülke var. Stalingrad, Almanya’da Viyanpoll, Vietnam... Kobanê de şimdi öyle tarihi bir rol oynuyor. Bugüne kadar bize yapılan saldırılar -son bir buçuk yılda- hangi bölge ya da kente yapılmış olsaydı çoktan düşürülürdü. Ama yine de Kobanê’nin düşüşü öyle kolay olmayacak.”
Sözün gereği yapıldı
Sınır kapısını ele geçirmek isteyen çeteler en büyük saldırılarını doğu cephesinde gerçekleştirdi. Kaniya Kurda Mahallesi’nden Suk El Hal Mahallesi’ne çekilen YPG/YPJ savaşçıları, burada bir savunma hattı oluşturdu. 113’ü kent içerisinde toplamda 134 gün süren Kobanê Direnişi’nde; Destina, Arîn Mîrkan, Kendal Efrîn, Eylem, Diyar Bagok, Gelhat Cûdî, Rênas, Seyîtxan ve Cûdî Amed gibi yüzlerce YPG/YPJ Komutanı ve savaşçısı, halka verdikleri “devrimi koruma” sözünü yerine getirerek şehadete ulaştı.
Halep Grubu savaşın kaderini değerlendirdi
31 Ekim tarihinde Güney Kürdistan’dan gelen 145 kişilik bir Pêşmerge heyeti Kobanê’ye ulaştı. Daha çok ağır silahlar kullanan Pêşmergeler kentin batısında konuşlanarak bu silahlarla direnişe destek verdi. Şehir savaşının sürdüğü dönemde Halep Grubu olarak bilinen ve şehir savaşında uzman bir YPG grubu Kobanê’ye ulaşarak savaşın seyrinin değişmesinde önemli bir rol oynadı. Sokaklara perde çekilmesini, duvarların delinerek yol açılmasını, mevzilerin yeniden yapılandırılmasını sağlayan Halep Grubu, birçok üyesini şehit vererek çetelere ağır darbeler indirdi. Artık çeteler darbe üzerine darbe alıyor ve birçok mevziyi kaybediyordu.
Dünya YPJ’ye selama durdu
1 Kasım tarihinde ise dünya, Kobanê’ye, direnişine ve direnişçilerine selam duruyordu. Bu tarih, Dünya Kobanê ile Dayanışma Günü ilan edildi. Dört kıtada alanlara çıkan her dilden, inançtan, renkten ve ideolojiden insanlar Kobanê Direnişi’ni, özellikle de YPJ’nin direnişini selamlıyordu. Eylemlerin en kitlesel geçtiği yerlerin başında El Kaide’nin kaleleri olarak bilinen Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerin olması herkesi şaşırtmış ve kadının özgürlük istemini gözler önüne seriyordu.
29 Kasım saldırısı ve TC-DAİŞ mutabakatı
Tam da YPG/YPJ savaşçılarının Kobanê’yi çetelerden temizleme operasyonunu başlatacağı 29 Kasım günü; DAİŞ çeteleri her üç cephenin yanı sıra Türkiye’nin hakimiyetinde olan Kuzey Kürdistan topraklarını kullanarak Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan kente dönük bir saldırı başlattı. Sabah saatlerinde dört cepheden başlayan saldırıda çeteler, bomba yüklü 4 araç ve 3 tankla saldırmıştı. Kapıdaki saldırıya karşılık veren YPG’liler ve Asayiş güçleri, çetelerin amaçlarına ulaşmasını 13 şehit vererek engelledi. YPG/YPJ savaşçıları sınırı geçerek Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) silosu ve Mürşitpınar Camisi’nden saldıran çeteleri etkisizleştirdi. Yaralanan çeteciler de Türkiye’ye ait panzerlerle taşınarak daha doğudaki birliklerine teslim edildi. Bu kapsamlı saldırı bertaraf edildikten sonra Türkiye’nin DAİŞ’e kapıyı ele geçirmesi için 4 saat süre tanıdığı, kimi istihbari bilgiler ışığında ortaya çıktı.
Ve Kaniya Kurda’da YPG bayrağı dalgalanıyordu artık...
Eskiden Kuzey Kürdistan ve diğer parçalardaki özgürlük istemlerine destek vermekten geri durmayan Rojava için bu kez başta Kuzey Kürdistan halkı olmak üzere tüm Kürtler seferber olmuştu. Kobanê Direnişi boyunca yüzlerce genç sınırı geçerek direnişe katılırken Suruç sınırında başlatılan nöbet eylemleri ise direnişçilerin moral kaynağı oldu.
Her bir anı bir kahramanlık destanı ile geçen Kobanê Direnişi, tarihler 25 Ocak’ı gösterdiğinde Kaniya Kurda ve Miştenûr’da -yani Arîn Mirkan’ın diyarı- YPG bayrağının dalgalanmasıyla zaferini ilan etmişti. Kobanê düşmemiş, direnmiş, kazanmıştı artık... 15 Eylül’den 24 Ocak’a kadarki savaşta 600’ü aşkın YPG/YPJ savaşçısı şehit düşerken; sonraki süreçlerde de başlatılan operasyonlarla çetelerce işgal edilmiş Kobanê köyleri bir bir geri alındı.
YPJ’nin Kobanê komutanlarından Aryen Efrîn, Kobanê’ye dönük saldırıların dünyada eşi benzeri olmadığına işaret ederek bu saldırılarla Kürt kadının yarattığı emeğin yok edilmek istendiğine, saldırıların esas amacının da bu olduğuna dikkat çekti. Efrîn, saldırılarla Kürt halkının direniş tarihinin yok edilmek istendiğini belirterek şunları söyledi: “Kobanê’de bu tarihi toprağa gömmek istediler. Kürt halkının dilini, kimliğini tüm değerlerini, tarihten günümüze kadar yaratımlarını Kobanê’ye saldırarak yok etmek istediler. Dünya üzerinde devletler karşılıklı savaştığı zaman büyük tekniklerle saldırıyorlar ama bizim askeri bir ordumuz, silahımız yok. Esasta bu saldırıları durduran, Kürt kadınlarının ve gençlerinin iradesiydi. Bu irade, saldırılara siper oldu. Bunu Kobanê’de gözlerimizle gördük. Cephede son anlarına kadar direnenler, tanklarla saldıranlara karşı iradeleriyle durdular. Bu irade, Önder Apo’nun bizlerde yarattığı fikir iradesinin yansımasıydı. Bu irade, sadece Kobanê’de değil Rojava’nın, Kürdistan’ın tamamında daha büyük başarılar getirecektir. Kobanê Direnişi’nde YPJ elbette büyük bir rol oynadı. Zorluklar vardı ama YPJ iradesiyle bu saldırılar boşa çıkardı. YPJ güçleri, ‘Canımızı bile veririz ama bu topraklara giremeyeceksiniz’ dediler. Düşmanın tanklarının önüne geçip kendilerini patlattılar. Arîn Mîrxan bir örnektir ama onun gibi onlarca genç çıktı ve düşmana ‘Topraklarımıza giremezsiniz’ dedi. Bunu bedenlerini büyük bir irade silahına dönüştürerek gösterdiler.”
Tarih 22 Şubat 2015’i gösterdiğinde daha önce “Kobanê düştü düşecek” diyerek sevincini gizlemeyen ve bunu “müjdeleyen” Tayyip Erdoğan, DAİŞ çetelerinin işgal ettiği Suriye topraklarındaki Süleyman Şah Türbesi’nin nakil işlemi için Kobanê’nin kapsını çalacaktı. Kobanê Kantonu Hükümeti’nden alınan izin ve YPG’den alınan destekle, 21 Şubat’ı 22’ye bağlayan gece Süleyman Şah Türbesi Kobanê’nin güneybatısındaki Qereqozax Köprüsü’nden kaçırılarak Kobanê’nin batısındaki Aşmê köyüne getirildi. Türbeyi nakil işlemi, “havuz medyası”nda bir taraftan “büyük operasyon”, “yıldırım operasyonu” ve “askeri zafer” olarak takdim edilirken; diğer taraftan da PYD’ye ültimatom verilerek yapıldığı yazıldı, çizildi. Ancak daha sonra operasyonun ayrıntıları ortaya çıkınca YPG’nin TSK’ye bizzat destek verdiği, Qereqozax’ta bozulan bir Türk tankının YPG tarafından getirilerek kendilerine teslim edildiği ve Aşmê için ise defalarca PYD ve Kobanê Hükümeti ile görüşüldüğü ortaya çıktı.
YARIN:
Dicle ve Fırat’tan başlayan özgürlük yürüyüşleri buluştu
HAYRİ DEMİR/ERSİN ÇAKSU/DİHA/KOBANÊ