“Bu bir onur ve haysiyet mücadelesidir” diyerek 23 yıldır 3 nesil Galasaray Meydanı’nı terk etmeyen kayıp yakınları, “Kayıplarımızın birer mezar yerlerinin olması, herkesin bizim taleplerimizi sahiplenmesiyle olacaktır’ diyor.
Cumartesi Anneleri, devletin 1980’li yıllarda başlayarak 90’lı yıllarda sayıları binleri bulan gözaltında kaybettirme politikasına karşı Türkiye’nin en uzun soluklu mücadelesini başlattı. Hiçbir anne öylesine çıkmamıştı Galatasaray’a. Tellerle boğazı sıkılarak katledilen, yüzleri tanınmasın diye işkence edilen, kalorifer kazanlarında yakılan, asit kuyularına, derelere atılan çocukların anneleriydi. Çocuklarının akıbetini sordukları için gözaltına alındı bu anneler, saçlarından tutularak yerlerde sürüklendi. Mücadeleleri, sadece kendi evlatları için değil bir daha kayıplar yaşanmasın, başka anneler de gelip o meydanda oturmasın diyeydi. Cumartesi Anneleri’nin 27 Mayıs 1995’te başlattığı mücadeleden sonra kayıp grafiği hızla düştü ve zamanla bu politikadan geri dönülmesi sağlandı.
Bu eylemler sürecinde Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak’ın cansız bedenlerine ulaşılsa da failleri henüz bulunamadı. Cumartesi Anneleri, tüm kayıplar bulununcaya ve failleri yargılanıncaya kadar Galatasaray Meydanı‘nda olmaya devam edecek.
Hasan Ocak’la başladı
Cumartesi Anneleri mücadelesinin başlamasına neden olan kayıplardan biriydi Hasan Ocak. Ocak, 21 Mart 1995 tarihinde gözaltına alındı. Ocak Ailesi oğullarını bulmak için 58 gün boyunca çalmadık kapı bırakmadı. Devletin Ocak’ın akıbeti ile ilgili de değişmeyen yanıtı “bizde yok” oldu.
Yüzü parçalanmıştı
Ocak’ın cansız bedenini Beykoz Buzhane Köyü Dedeler Mevkii’nde görenlerin jandarmaya haber vermesiyle durum Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’na bildirildi, parmak izi alındı, fotoğrafları çekildi ve kan örnekleri alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve ilçelere parmak izi gönderildi. Ancak bu bulgulara rağmen kimlik tespiti yapılmadı. Ocak Ailesi, 15 Mayıs 1995 tarihinde Adli Tıp Kurumu kayıtlarından oğullarını teşhis etti. Ölüm nedeni tel veya iple boğulma olsa da, yüzü tanınmaması için parçalanmış ve vücudunun her yerinde işkence izleri fotoğraflanmıştı. Aile, tanıklara da başvurarak, Ocak’ın en son Terörle Mücadele Şubesi’nde görüldüğünü duyurdu. Otopsi raporu da, Ocak’ın boğularak öldürüldüğünü ortaya koydu ancak ailenin suç duyuruları sonuçsuz kaldı.
O iki fotoğrafı
Galatasaray’da oturan ilk ailelerden biri Ocak ailesi oldu. Kayıplar mücadelesinin sembol isimlerinden biri olan Maside Ocak, abisi Ocak’ın işkence edilmiş fotoğrafını gördüklerini hatırlatarak, “Bizim hayatımızı belirleyen iki fotoğraf var. Biri her hafta Galatasaray Meydanı’nda taşıdığımız Hasan’ın gülen yüzü. Diğeri de paramparça edilmiş bedeninin fotoğrafı. Biz Hasan’ın gülen yüzünden enerji, parçalanmış fotoğraflarından da dayanma gücü ve mücadele azmi alıyoruz. Yüzüne bakmaya kıyamazken birilerinin ona işkence ettiğini bilmek bizim için direnme nedenlerinden biri” diye konuştu.
Adalet sağlanırsa yas tamamlanacak
Birçok kayıp yakınına göre daha “şanslı” olduklarını ifade eden Ocak, yakınlarının cenazelerine ulaşamayan kayıp yakınlarının sürekli bir bekleyiş içinde olduklarını söyledi. Bir mezarlarının olduğunu fakat yaslarının tamamlanması için adaletinin sağlanması gerektiğinin altını çizen Ocak, “Devletin devamlılığının esas olması gibi devlet de insanlığa karşı işlenen suçları da cezasız bırakmada bir devamlılık sağlıyor. Biz bu cezasızlık son bulduğunda biraz olsun rahatlayacağız” dedi.
Karanlıkta umut ışığı oldu
Aradan geçen 23 yıla rağmen bazı şeylerin hiç değişmediğine dikkat çeken Ocak, devletin gözaltında kayıplara ve yapılan başvurulara karşı hala kayıtsız olduğunu kaydetti. Değişmeyen şeylerin yanı sıra aynı zamanda pek çok şeyin de değiştiğini vurgulayan Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Galatasaray Meydanı’nda 23 yıl boyunca çok şey yaşadık, çok şey öğrendik. Burası okuldu bizim için. Çok büyük bir karanlığın içerisinde bir umut ışığı yaktık. O umuda tutulduk. Bu devletin gözaltında kaybetme politikasının önünde durduk. Daha fazla insanın nefes almasını sağladık. Gözaltından, işkenceden çıkan insanlar Galatasaray’a gelerek ‘Beni gözaltında kaybedeceklerdi. Senin annen de gider Cumartesi Anneleri’ne katılır’ deyip beni gözaltında kaybetmekten vazgeçtiler diyen insanlar oldu. Galatasaray’a gelip bize anlatılanları hatırladıkça çok doğru bir iş yapıyoruz diye tekrarladık.”
Hissetmeye ihtiyacımız var
Yürüttükleri mücadelenin çok ağır olduğuna değinen Ocak, her hafta kendi içlerinde yaşadıkları travmalara yeni acılar eklediklerini ifade etti. Adaletin sağlanması için kendileriyle mücadele edecek insanların, ellerini taşın altına koymaları gerektiğini belirten Ocak, “Biz ilk çıktığımızda ‘Büyük olsun bizim olsun’ dedik. Ve çok büyük bir şey yaptık. 23 yılda bu ısrarı büyüttük. Artık ‘Büyük olsun bizim olsun’ mantığının herkeste olması gerektiğini düşünüyorum. Herkesin bu ülkede gözaltında kaybedilen insanlara çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum. Kayıplarımızın birer mezar yerlerinin olması, herkesin bizim taleplerimizi sahiplenmesiyle olacaktır” diye kaydetti.
Ocak, Arjantin’de askeri rejim döneminde kaybedilenlerin yakınlarının oluşturduğu Plaza de Mayo Anneleri’ni işaret ederek, “Plaza De Mayo anneleri kayıpları için meydanlara çıktıklarında yüz binlerce insan sokağa çıkıyordu. Ama biz burada bunu yaşayamıyoruz. Bu kadar önemli bir şey yaparken bu ülkenin duyarlı insanlarının bizim kayıplarımızın yanında olduğunu hissedemiyoruz. Bunu daha fazla hissetmeye ihtiyacımız var” ifadesinde bulundu.
MELİKE CEYHAN-MA/İSTANBUL
‘Bu bir onur meselesi’
Kürt siyasi partilerinde çalışmalar yürüten ve Mezopotamya Kültür Merkezi’nin kuruluş çalışmalarında yer alan 34 yaşındaki Rıdvan Karakoç, bu çalışmalarından dolayı polisin hedefindeydi. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olan Karakoç’un, İstanbul’da yaşayan aile evi polis ablukasına alınıp, sık sık basılarak aile tehdit edilmeye başlandı.
Bu nedenle evine gidemeyen Karakoç, ailesi ile posta yoluyla vekâlet gönderdiği İHD avukatlarından Eren Keskin’le düzenli olarak haberleşiyordu. Ancak haberleşmesi 15 Şubat 1995’ten sonra kesildi. Haberleşmenin kesilmesi ardından ev baskınları son buldu ve polis ablukası kalktı. Bir daha çocuklarından haber alamayan Karakoç ailesinin tüm mercilere yaptığı başvuru ise sonuçsuz kaldı. Gözaltına alındığı inkar edilen Karakoç için devletin tüm kurumları 3 ay boyunca “bizde yok “ cevabı verdi.
Gözaltında kaybedilen oğulları Hasan’ı arayan Ocak ailesi Mayıs ayında Beykoz Savcılığı’ndaki dosyalar arasında tesadüfen Rıdvan’ın işkence görmüş cansız bedeninin fotoğrafını gördü. Böylece Rıdvan Karakoç’un işkence ile öldürülmüş bedeninin 2 Mart 1995 tarihinde Beykoz’da ormanlık alana atıldığı, ölü muayenesi sonrasında fotoğraflarının çekildiği, parmak izlerinin alındığı, 26 Mart 1995 tarihinde de Adli Tıp’a teslim edildiği gerçeği açığa çıktı. Savcılık dâhil tüm resmi kurumlardan geçen Rıdvan’ın cansız bedeni emniyette parmak izi olduğu halde “kimliği meçhul kişi” olarak gizlice Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilmişti.
3 Haziran 1995 tarihinde Rıdvan’ın mezarına ulaşan Asiye Karakoç ve ailesi onu bulunduğu yerden alarak Gazi Mahallesi Mezarlığı’na tekrar defnetti. Beykoz Savcılığı’nın 1995/805 esas sayılı soruşturma dosyasında, rutin yazışmalar dışında hiçbir işlem yapılmadı.13 Şubat 2015 tarihinde aile yeniden Beykoz Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Karakoç ailesinin hakikat talebi ise 23 yıldır karşılık bulmadı.
‘Tek olmadığımızı gördük’
Karakoç ailesi de Galatasaray Meydanı’nda ilk oturan ailelerden biriydi. “O dönemde ne ile karşılaşacağımız bilmiyorduk” diyen Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, “Gördük ki bizler tek değiliz. İHD’ye başvurulmuş yüzlerce kayıp var. Diğer kayıp yakınlarıyla birlikte mücadeleyi yürütme kararı aldık. Çiçeklerimizi bile gözaltına aldılar. Bizler her şeyi göze almıştık. Bu mücadeleyi sürdürecektik” diye anlattı.
‘Bu insanlara vefa borcumuz var’
Ocak ve Karakoç ailesinin kayıp ailelerinin içinde “en şanslı” ailelerden olduğunu ifade eden Karakoç, devamla şunları söyledi: “Şansımız cenazemizi bulmuş olmaktı. Maalesef bu şansa sahip olmayan binlerce insan vardı. Çiçek koyacak bir mezarlıkları dahi yoktu. Bu insanlara vefa borcumuz vardı. 23 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Bu bizim için haysiyet meselesi, onur meselesidir. İnsanlığa karşı bir borçtur.”
‘23 yıl daha geçse de’
Devletin kayıplar konusunda hiçbir şey yapmadığının altını çizen Karakoç, “Bu insanlar askerlik yaptı, vergi ödedi. Burada doğmaktan dolayı hukuku, adaleti hak ediyorlardı. Bu insanların yaşam hakkı vardı, bu insanlar öldürüldü. Bu insanları öldürenler üniformalılar. Ayağına ayakkabıyı katlettiği insanların verdiği vergiyle alıyorlar” ifadelerini kullandı.
Kaybedilen insanların akıbetinin ortaya çıkması ve katillerin yargılanması için 23 yıl daha geçse yine haykıracaklarını dile getiren Karakoç, “Onlar ısrarla görmezden duymazdan gelsin. Biz de ısrarla mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
‘İnsan hakları herkese lazım’
“İnsan hakları herkese lazım” diyen Karakoç, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu bir insanlık sorunudur. Hepimiz bu soruna karşı duyarlı olmalı, katkı sunmalıyız. Bizim kayıplarımız için yapabileceğimiz bir şey yok. Başka bir anne daha ağlamasın, bir kişi daha kaybedilmesin istiyoruz. Bunun için devlet kademelerinden diğer tüm insanlara kadar herkesin kayıplar mücadelesine destek vermesi gerekiyor.”