Barış süreci ile birlikte gündeme gelen konulardan biri de köye dönüş koşullarının sağlanması olmasına rağmen bu konuda adım atılmış değil. Kürdistan'daki savaşta en çok köy boşaltmaların yaşandığı yerlerden biri de Amed. 1993 tarihinde askerlerce yakılan Amed'in Kulp İlçesi Nedera (Alacaköy) Köyü'ne bağlı Aktulum mezrası sakinleri, köye dönüşler için hükümetin adım atmasını istedi. Mezralarında 1993'te 32 hane olduğunu belirten köylüler, ulaşım, su ve elektrik ihtiyaçlarının karşılanmaması nedeniyle şu ana kadar sadece 6 hanenin köye dönüş yaptığını belirtti. Kendi imkânları ile bazı temel ihtiyaçlarını gidermeye çalıştıklarını dile getiren köylüler, defalarca ihtiyaçların karşılanması için  Valilik ve Kaymakamlık yetkililerine başvuru yapmalarına rağmen bir sonuç alamadıklarını ifade etti. Köylüler, geçtiğimiz yıl bin kişinin Kulp Kaymakamlığı'na, bu sene ise 600 kişinin İçişleri Bakanlığı'na başvuruda bulunduğunu kaydetti. Kendi imkânlarıyla doğdukları mekanlara geri dönen köylülerin ortak temennisi, kendi topraklarında savaşsız bir şekilde yaşamak. Son iki yılda bin 600 kişinin köye dönüş için başvuruda bulunduğunu belirten köylüler, başvuruda bulunmayı sürdüreceklerini söyledi.


Koruculuk dayatıldı

Köylerinin yakılma sürecini anlatan Kemal Başer (63), daha önce köylülerin birçoğunun hayvancılıkla uğraştıklarını ve köylülerin köy yakılmadan önceki ekonomik durumlarının iyi olduğunu belirtti.  Başer, kendilerine sürekli koruculuğun dayatıldığını söyleyerek, kabul etmedikleri için baskıların arttığını ve 1993 tarihinde köylerinin de içinde bulunduğu 32 haneli mezranın askerlerce basılarak, yakıldığını ifade etti. Başer, "Askerler köyü bastıklarında bize, 'Çıkın biz evleri yakıyoruz' dedi. Bazı evlerden eşyalar çıkartarak, bazılarından eşyaların çıkartılmasına izin verilmeden yaktılar. Ceviz ağaçlarımız, bağımız bahçemiz yakılalı yaklaşık 23 sene oldu ağaçlarımız kurudu ve kullanılmaz hale geldi" dedi.

Talepler karşılanmadı

Köyün yakılmasıyla birlikte, köylülerin göç etmek zorunda kaldığını belirten Başer, göç eden insanların birçoğunun köye dönmek istediğini ancak, ekonomik sıkıntı yaşadıklarını kaydetti. Köy yakılmaları ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açtıklarını ve devletin kendilerine "Biz sizi memnun edelim" diyerek davadan vazgeçirdiğini aktaran Başer, "Devlet bize bir kira parası miktarında para ödedi. Bu alınan paralarla hiçbir şekilde geçim sağlayamadı insanlar ve alınan paraların çoğu da göç mağduru ailelerin kira parasını dahi karşılamadı" dedi. Tüm zorluklara rağmen köylerine döndüklerini ve kendi imkanlarıyla derme çatma evler yaptıklarını ifade eden Başer, "Ulaşım imkanları yok, çoğu araç köye dahi giremiyor. Bu konuda devletten yardım talebinde bulunduk fakat sonuç alamadık" dedi.

'Köye dönüş projesi yok'

Muhsin Başer ise elektrik, yol ve su imkanlarının sağlanması için Kulp Kaymakamlığı, Valilik, Diyarbakır İl Özel İdaresi'ne yaptıkları başvurularda yetkililerin kendilerine, "Köye dönüş projesi gündemimizde yok" dediklerini aktard"Eğer hükümet bu konuda gerçekten samimi ise, köye dönüşler konusunda pratik sergilemelidir" diyen Başer, köye 600 metre uzaklıkta yapılan barajın köyün doğasını olumsuz etkilediğini vurguladı.

Vahşetin izleri duruyor

Evi yakılan bir başka köylü Muhsin Başer de adaşı gibi çözüm bulunmayan sorunlara dikkat çekerek, vahşetin izlerinin de silinmediğini belirtti. Askerlerin yaktığı 2 katlı evlerinin taş yığını haline geldiğini belirten Başer,  birçok hatıralarının da yakıldığını söyleyerek, "Doğduğum oda karşımda duruyor. Evin yandığını anlatan bazı göstergeler halen mevcut, yanık odun parçaları 23 yıldır halen bozulmamış bir biçimde duruyor. Evin kalıntılarında vahşet izleri halen duruyor" dedi. Başer, evlerinin yakında bulunan caminin de askerlerce yakıldığını, engellemek isteyen köylülerin askerlerce dövüldüğünü belirterek, "Camiyi ateşe verdiklerinde babamlar engel olmak istemiş, imam da Kur'an-ı Kerim'i dışarı çıkarmak istemiş ama askerler bırakmamış. Kur'an-ı çıkarmak isteyen imamı tekmelerle dövüp aşağıya atmışlar. Camiden geriye bu yıkıntı kaldı" diye konuştu.

'Değerler de yakıldı'

1993 yılında yakılan evlerinin önünde konuşan Hilmi Başer ise, daha önce  geçimlerini bahçe ve tarlalarından sağladıklarına işaret ederek, zorunlu göç ile birlikte ekonomik sıkıntıların başgösterdiğini dile getirdi. "Geri dönüş yapabilmemiz için imkanlar sağlanmalı" diyen Başer, yakılan evinin yıkıntılarını göstererek, "Buradaki her bir taş parçasını babalarımız kilometrelerce uzaklıktan sırtında taşıyarak getirmiş. Yani buranın ekonomik değeri para ile ölçülmez. Babalarımız buraya canını terini koyarak yapmışlar, ama 1993'te tüm bu değerler yakıldı" şeklinde konuştu.  

'Önce barış istiyoruz'

Evi yakılan 69 yaşındaki Saniye Kaba, evlerinin yakıldığı günü halen unutamadığını söyledi. Kaba, köye dönüş için yol, su ve elektrik ihtiyaçları olsa da herşeyden önce barış istediklerine dikkat çekti. Bunun için öncelikle koruculuk sisteminin kaldırılması gerektiğini belirten Kaba, köye dönüşler için bugüne kadar herhangi somut bir adım adımladığını belirterek, 2003 tarihinde köyde elektrik olmadığı için eşi Hasan Kaba'nı gece abdest almak için dışarı çıktığında evin yanındaki uçurumdan yuvarlanarak yaşamını yitirdiğini ifade etti. Kaba, elektrik olmadığından eşinin cenazesine ancak sabah ulaşabildiklerini belirterek, köyün temel ihtiyaçlarının bir an önce karşılanmasını istedi.
Köyleri yakıldığı için göçebe bir şekilde yaşadıklarını kaydeden Yenice Başer de evleri yakıldığından bu yana göçebe bir yaşam tarzı sürdüklerini aktardı.
Köylülerden ve İrfan Kaba ve Özcan Kaba ise köy yoluna dikkat çekerek,  can güvenliği için tehlike oluşturan köy yolunun bir an önce düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.


ÖZLEM AÐUŞ/DİHA/AMED