
Dönemin Federal İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Manfred Kanther, 26 Kasım 1993’te Kürdistan İşçi Partisi(PKK) ve onunla bağlantılı olduğu ileri sürülen kurum ve kuruluşların bütün faaliyetlerini yasakladı. Son 24 yılda bu yasağı baz alarak da on binlerce Kürt’ün temel hakları askıya alındı, eylem/etkinlik ve mitingleri yasaklandı. Alman vatandaşı olmayan Kürtler, siyasi faaliyetlerinden dolayı Göç Yasası uyarınca suçlanıp mahkum edildi; vatandaşlık isteği reddedildi, mülteci statüsü geri çekildi ve sınır dışı edilerek oturum hakları ile Almanya’daki güvenli yaşam hakları ellerinden alındı. Polis ve istihbarat tarafından Kürt kurum ve kuruluşlar ülke çapında gözetim altında tutuldu.
Tutuklu Kürt siyasetçiler
1980’lerin sonlarından bu yana onlarca Kürt aktivisti, Ceza Yasası’nın tartışmalı 129 (Suç işlemek üzere kurulan örgüt kurma) ve 129a (Terör örgütü kurma) maddesinden yargılanarak yıllarca hapis cezasına çarptırıldı. Delillerin yetersizliğinden dolayı davaların geri çekilmesinden sonra Ekim 2010’dan bu yana Ceza Kanunu’ndaki 129b maddesi yürürlüğe konuldu. Federal Adalet Mahkemesi, Alman hükümetinin yardımına koşarak aldığı kararla eklenen 129b maddesi, PKK’ye karşı da kullanılmaya başlandı; Kürt aktivistler “Yabancı ülkede terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 129b’den yargılandı. Söz konusu maddeden bugüne kadar 20 dava görüldü. Şu anda ise 9 aktivist aynı maddeden tutuklu bulunuyor veya mahkum edildi.
Kürtlerin iradesini kıramadılar
Kürtlerin 1990’lı yılların başındaki protesto gösterilerinde yaşanan sertlik, siyasi ve güvenlik bürokrasisinde yaklaşık 800 bin Kürt’ün iradesinin bu şekilde kıralamayacağına dair kanaat oluşturdu. Her eyalette farklı ele alınan cezai kovuşturmanın paralelinde ‘zımni anlaşmayla’ 25 yıldır daha çok Kuzey Ren Vestfalya (NRW) eyaletinde yapılan Kürt Barış ve Kültür Festivali ile Kürtlere kendi kimliklerini polisin rahatsız edemeyeceği bir şekilde ifade etmesi sağlandı.
Federal İçişleri Bakanlığı, bu fiili durumu da 2 Mart’ta eyaletlere gönderdiği bir genelgeyle sonlandırdı. Beş sayfalık genelgede Abdullah Öcalan’ın PKK’yi temsil ettiği gerekçesiyle fotoğrafının yasaklanması istendi. Genelgenin yanında gönderilen bir diğer listede ise aralarında YPG/YPJ ve PYD’nin de bulunduğu 33 siyasi yapının sembollerinin de “PKK’nin kolu” oldukları iddiasıyla yasaklanması istendi.
Türk devletin etkisi
Güvenlik makamları o zamandan beri siyasi aktiviteleri engelleme yarışına giriyor. Ancak bu çaba, memnun olması beklenen Türk hükümetine yetmiyor. Frankfurt’ta Mart ayında yapılan merkezi Newroz kutlamasında polisin Öcalan posterlerini yasaklamasıyla sınırlı kalması üzerine Türkiye, Alman Büyükelçisini çağırdı. Eylül’de Köln kentinde gerçekleşen Kültür Festivali’nde yeme ve içme standları yasaklandı. Köln polisi, Öcalan’ın sahnede asılan büyük portresini ‘tolere’ etmişti. Bunun üzerine Türk hükümeti ve Federal İçişleri Bakanlığı Öcalan ile ilgili her şeyin yasaklanması gerektiğini görüştü. 4 Kasım’da Düsseldorf’ta “Öcalan için özgürlük” eyleminde Öcalan posterleri gerekçesiyle tereddütsüz bir şekilde eylem engellenmeye çalışıldı, eylemcilerin etrafı polisler tarafından çevrildi ve biber gazıyla saldırıldı. Aynı gün Almanya Federal Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel (SPD) ile mevkidaşı Türk Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Antalya’da Türk-Alman ilişkisi üzerine müzakere etmek için buluştu. PYD ve YPG bayrak bayrağı artık Kürtlerin eylemlerinde tamamen yasaklandı.
Kürt adına sadece Barzani
Türkiye-Almanya ilişkilerinin, Alman gazetecilerin Türkiye’de tutuklanması sürecinde alt seviyeye düşmesinin ardından PKK yasağının fiilen genişletilmesinin anlamı nedir? Şu görüş nettir: Alman hükümeti, çıkarları gereği Türkiye ile uzlaşmaktan yana. Alman hükümeti, Reqa’nın bile özgürleştirildiği Suriye’deki gelişmelere rağmen PYD/YPG ile ilgili tavrını sürdürüyor. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin parçası durumundaki PYD, ABD ile fiili ittifak ve Rusya ile mevcut ilişkilerine bakıldığında artık uluslararası kabul gören bir politik aktör pozisyonundadır. Alman hükümeti bugüne kadar askeri ve ekonomik olarak sadece Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın ilişki içinde olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani’yi muhatap aldı. Eylül sonu başarısızlığa mahkum edilen referandumla birlikte Güney Kürdistan’ın kendisi artık bir kriz alanına dönüştü. Alman hükümetinin içeride Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik anlamsız katı politikası, özellikle Ortadoğu politikasında çaresizliğe dönüşüyor.
Yasağı çürütelim
Mevcut durumda ne yapılabilir? Hukuki girişimlerde bulunmaya devam etmek lazım. 2016’da Frankfurt’ta PYD ve YPG’nin Dünya Kobanê Günü etkinliğinde getirilen yasağa karşı organizatörler tarafından açılan dava kazanıldı. Bu da 2017’deki Dünya Kobanê Günü’nde aynı sembolleri göstermenin önünü açtı. Diğer kentlerdeki hukuki girişimler/mahkemeler sürüyor. Diğer yandan Rojava Devrimi, Alman solunun tüm kesimlerinde büyük bir sempatiyle karşılanıyor. Bu sempati, Hamburg’daki G20 Zirvesi’ne karşı yapılan eylemlerde açıkça gösterildi; binlerce eylemci, yasağı protesto etmek için YPG bayrağını taşıdı. Bu temelde saçma/anlamsız Abdullah Öcalan yasağının etkisiz kılınması için ciddi bir kamuoyu çalışması yapılmalı. Aynı zamanda tüm bu anlamsız yasaklardan dolayı Alman cezaevlerinde tutulan Kürt tutsaklarla dayanışma gösterilmeli, çünkü onlar Kürt Özgürlük Hareketi’ni temsilen cezaevlerindeler.
* Azadi Hukuk Bürosu temsilcisi
* Çeviri: Dîlan Biçer