Bilgi Üniversitesi Kültür ve Düşünce Topluluğu tarafından Dolapdere Kampüsü'nde gerçekleştirilen "Türkiye'de bilim özgürlüğü ile Kürt ve Kürdistan sorunu" konulu söyleşiye Sosyolog İsmail Beşikçi konuşmacı olarak katıldı. Sinema salonunda yapılan söyleşiye öğrenci ve akademisyenler yoğun ilgi gösterdi. Konuşmasına üniversitelerde bilim özgürlüğü ile başlayan Beşikçi, genel kanının aksine Türkiye'deki üniversitelerde bilim özgürlüğünün 12 Eylül darbesi ardından kurulan YÖK ile birlikte gerilediği görüşüne katılmadığını belirtti. YÖK'ün kuruluşu öncesinde de Türkiye'de darbelerin yaşandığını anımsatan Beşikçi, darbeleri askerlerin yaptığı algısının çok doğru olmadığını, darbelerin hazırlanması, gerçekleşmesi ve sonrasında üniversitelerin büyük rolü olduğunu ifade etti. "Türkiye'de sağlıklı bilim ve üniversite anlayışı olsaydı YÖK ve darbeler olmazdı" diyen Beşikçi, resmi ideolojiyi belirleyenin üniversiteler olduğunu dile getirdi. Türkiye'deki üniversitelerin ifade özgürlüğü gibi bir kaygısı olmadığına işaret eden Beşikçi, rektörlük seçimlerinin yapıldığı dönemlerde, adayların ifade özgürlüğü, bilimsel özgürlük gibi konularda konuşmak yerine, kampuslara ne tür binalar ekleyeceklerini, fiziki şartları ne yönde değiştirecekleri tarzında vaatlerde bulunduklarını anlattı. "Kürt ve Kürdistan sorunu ile ilgilenmek için özgür düşünce gerekir" diye belirten Beşikçi, üniversitelerin Türkiye'nin siyasi durumunu ciddi biçimde eleştiriye tabi tutması gerektiğine işaret etti.

Türkiye'de yaşanan tüm darbelerin temelinde Kürt sorununun yattığına dikkat çeken Beşikçi, Türk siyasi biliminin "Kürt" olgusunu kullanmaktan çekindiği için bu durumu açıklayamadığını belirtti. 1960'da Irak'ta Mustafa Barzani'nin mücadelesi sonucu Irak Anayasası'na "Kürt" kimliğinin girdiğini, 1970'de ise yine Irak'ta KDP'nin mücadelesi sonucu Kürtlere otonomi verildiğini hatırlatan Beşikçi, her iki gelişmenin ardından da Türkiye'de darbeler yaşandığını ve bunun Güney'de gelişen durumun Kuzey'e yansımaması için yapıldığını ifade etti. 12 Eylül 1980'de darbe yapan cuntacıların gerekçe olarak, "Siirt'in bir köyüne yaptığımız gezide bölge insanının Türkçe dışında bir dili konuşması bizi kararlaştırdı" demesini anımsatan Beşikçi, 12 Eylül darbesinin de yine "Kürt" ve "Kürt sorunu" ekseni ile gerçekleştirildiğini dile getirdi. 28 Şubat 1997 yılında yapılan post-modern darbenin de dönemin Başbakan Necmettin Erbakan'ın Libya Lideri Muammer Kaddafi ile yaptığı görüşmede Kürt sorununun gündeme gelmesi ve Öcalan'ın bazı kanallar aracılığıyla Erbakan hükümeti ile görüşmesi sonucu gerçekleştiğini anlatan Beşikçi, Erbakan'ın bu hamleleri ile devlet bürokrasisi tarafından tasfiye edildiğinin altını çizdi. Tüm bunlara rağmen basın, toplum ve siyaset biliminin Kürtlerin askeri dinamikleri nasıl harekete geçirdiği konusunu açıklayamadığını belirten Beşikçi, bunun da yine "Kürt" kavramını kullanmaktan korkmaktan kaynaklandığını tekrarladı.

Üniversiteler ve yargı

Türkiye'de resmi ideolojiyi besleyen iki önemli kurum olduğunu ifade eden Beşikçi, bunların üniversiteler ve yüksek yargı olduğunu söyledi. Bu her iki kurumun ürettiği bilgi ve söylemin Kürtlere karşı tutumu belirlediğini dile getiren Beşikçi, konuşmasının ikinci bölümünü "Kürt ve Kürdistan" üzerine yaptı.

İSTANBUL