
Türkiye'de yaşanan tüm darbelerin temelinde Kürt sorununun yattığına dikkat çeken Beşikçi, Türk siyasi biliminin "Kürt" olgusunu kullanmaktan çekindiği için bu durumu açıklayamadığını belirtti. 1960'da Irak'ta Mustafa Barzani'nin mücadelesi sonucu Irak Anayasası'na "Kürt" kimliğinin girdiğini, 1970'de ise yine Irak'ta KDP'nin mücadelesi sonucu Kürtlere otonomi verildiğini hatırlatan Beşikçi, her iki gelişmenin ardından da Türkiye'de darbeler yaşandığını ve bunun Güney'de gelişen durumun Kuzey'e yansımaması için yapıldığını ifade etti. 12 Eylül 1980'de darbe yapan cuntacıların gerekçe olarak, "Siirt'in bir köyüne yaptığımız gezide bölge insanının Türkçe dışında bir dili konuşması bizi kararlaştırdı" demesini anımsatan Beşikçi, 12 Eylül darbesinin de yine "Kürt" ve "Kürt sorunu" ekseni ile gerçekleştirildiğini dile getirdi. 28 Şubat 1997 yılında yapılan post-modern darbenin de dönemin Başbakan Necmettin Erbakan'ın Libya Lideri Muammer Kaddafi ile yaptığı görüşmede Kürt sorununun gündeme gelmesi ve Öcalan'ın bazı kanallar aracılığıyla Erbakan hükümeti ile görüşmesi sonucu gerçekleştiğini anlatan Beşikçi, Erbakan'ın bu hamleleri ile devlet bürokrasisi tarafından tasfiye edildiğinin altını çizdi. Tüm bunlara rağmen basın, toplum ve siyaset biliminin Kürtlerin askeri dinamikleri nasıl harekete geçirdiği konusunu açıklayamadığını belirten Beşikçi, bunun da yine "Kürt" kavramını kullanmaktan korkmaktan kaynaklandığını tekrarladı.
Üniversiteler ve yargı
Türkiye'de resmi ideolojiyi besleyen iki önemli kurum olduğunu ifade eden Beşikçi, bunların üniversiteler ve yüksek yargı olduğunu söyledi. Bu her iki kurumun ürettiği bilgi ve söylemin Kürtlere karşı tutumu belirlediğini dile getiren Beşikçi, konuşmasının ikinci bölümünü "Kürt ve Kürdistan" üzerine yaptı.
İSTANBUL