Onlar 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı Kürt halkının özgürlük mücadelesini vermek üzere Ortadoğu’dan Kuzey Kürdistan’a dönüyordu. 1982 Kasım’ında Lübnan-Filistin sahasında eğitimlerini tamamlayıp dönen Şahin Kılavuz, Cahit Dayan, Fuat Ertürk, Musa İlk, Hasan Özçelik, M.Beşir Aksoy, Veysi Hantaş, Veysi Şimşek’ten oluşan grup Hêzil Çayı’nda geçerken yaşamlarını yitirdi.
PKK tarihinde ‘Hêzil Çayı Şehitleri’ olarak geçen olayın 29’uncu yıldönümünde KCK Başkanlık Konseyi Üyesi Duran Kalkan ile bir söyleşi yaptık. Kalkan, olayın bir komplo olabileceği ancak bu konunun halen aydınlatılamadığını belirtiyor.

Sayın Kalkan PKK tarihine ‘Hêzil Çayı Şehitleri’ olarak geçenlerin özellikleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Her şeyden önce, Lübnan-Filistin sahasında eğitim gördükten sonra, 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı Kürdistan halkının özgürlüğü için savaşmak üzere 1982 yılının Kasım’ında Kürdistan’a dönerken Hêzil Çayı’nda selde boğularak şehit düşen sekiz yoldaşı şahadetlerinin 29. yıldönümünde saygı ve minnetle anıyorum. 29 yıldır Kürdistan’da yaratılan bütün gelişmelerin bu yoldaşların anılarının nasıl canlı ve yaşıyor olduğunu göstermesi, hareket ve halk olarak bizi onurlu ve coşkulu kılıyor. Bu büyük kahramanların anılarına bu biçimde sahip çıkabilmiş olmak, onları doğru anladığımız ve üzerimize düşeni bir nebze de olsa yapmaya çalıştığımızı gösteriyor. Bu temelde başta grup sorumlumuz Şahin Kılavuz Yoldaş olmak üzere, bütün Hêzil şehitlerinin bugün özgürlüğü için dimdik ayakta olan ve büyük bir coşku ve heyecanla direnen Kürt halkının mücadelesinde canlı olarak yaşadığını netçe görüyoruz. Bu temelde bu şehitlerimizin anısına şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da doğru bir temelde sahip çıkarak özlemlerini mutlaka yerine getireceğimize dair sözümüzü yineliyoruz.

Sorunuza gelince, bu grubumuz dokuz arkadaştan oluşuyordu. Onuncu kişi de KDP’nin kuryelik görevini yürüten biriydi. Bu gruptan sekiz yoldaşimiz Hêzil Çayı’nda şehit düşmüştür. Şehit düşen yoldaşlar: Grup sorumlusu Şahin Kılavuz yoldaş, Cahit Dayan, Musa İlk, Veysi Şimşek, Veysi Hantaş, Hasan Özçelik, Mehmet Beşir Aksoy ve Fuat Ertürk yoldaşlardır. Bunlar şehit düşen yoldaşlardır. Bunlar dışında gruptan kurtulan Batmanlı, takma ismi Mustafa, esas ismi ise Selim olan bir kişi daha vardı. Bu da Batman’dan Hareketimize ilk katılan grubun içerisinde yer alıyordu. Bu kişi selde boğulmaktan kurtulmuş ve Güney Kürdistan’daki gerilla kamplarına ulaşmıştı. Grubun durumuna ilişkin gerekli bilgilendirmeleri yapan bu kişiydi. Daha sonra gerilla mücadelesine dayanamayarak Kürdistan’dan kaçtı. Fakat olaydan sonra birkaç yıl Kürdistan’da kaldı, gerilla mücadelesine katıldı. Yaşanan olay hakkında yönetimimizi bilgilendirdi. Biz kendisiyle görüşüp konuşma ve yaşananları öğrenme fırsatı bulduk. Dokuzuncu kişi olarak onu hatırlıyorum. Hêzil suyunda şehit düşen grubun içinde hareketimize ait onuncu bir kişi var mıydı tam hatırlayamıyorum. Fakat çaya yakın bir yere kadar KDP’li olan, KDP’nin kuryelik görevini yürüten bir kişi daha vardı grupla. En azından onuncu bir kişi olarak onun bulunduğunu biliyoruz. Bu kişi kendisi çaya kadar gitmemiş, suya kendisini vurmamıştır. Başka da belki Botan’da yürürken KDP gruplarında başkaları yanlarında olabilir. Şimdi tam olarak hatırlayamıyorum. Doğruya yakın bilgi olarak şimdi hatırladığım, grubun ismini verdiğimiz dokuz kişi olması ve bir KDP kuryesi tarafından yol gösterilmiş, yönlendirilmiş bulunmasıdır.



Bu grup neyle mükellifti, tam olarak görevi neydi?

Hêzil suyunda şehit düşen arkadaşlar, o dönem Lübnan-Filistin sahasında eğitim görüp hazırlık yaparak, 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı Kürt halkının özgürlüğü için savaşmak üzere Kürdistan’a dönmekte olan gerilla gruplarından bir tanesiydi. Bu grup dışında da sayıları 9 ile 13-15 arasında değişen birçok grup benzer biçimde Kürdistan’a geri dönüş yaptı. Kuzey Kürdistan’a girip Botan’da kalanlar oldu. Oradan ilerleyerek Güney Kürdistan sınır hattına geçip Mahsum Korkmaz ve Mehmet Karasungur yoldaşların hazırladıkları gerilla kamplarına gidenler oldu. Böylece 1982 güzünde, PKK’nin ülkeye geri dönüş hareketi 2. Kongre kararları doğrultusunda gerçekleştirilmiş ve pratiği geçirilmiş oldu. Şahin Kılavuz yoldaş komutasındaki gerilla grubu da bu dönemde Kürdistan’a geri dönüş yapan eğitim görmüş gruplardan bir tanesiydi. İyi eğitilmiş, hazırlanmış bir gruptu. Bir yere kadar kendilerine kuryelik yapacak bir kılavuza sahiptiler. O dönemde bazı gruplar kuryesiz, bazıları ise çeşitli biçimlerde temin edilen kuryelerin kılavuzluğunda ülkeye dönüyorlardı. Çeşitli dostlar yardım edebiliyorlardı. KDP veya başka güçlerin gruplarıyla birlikte geri dönüş olabiliyordu. Bizim örgütlediğimiz, eğittiğimiz, hazırladığımız bazı kurye arkadaşlarımız vardı. Örneğin Süleyman Tuğcu gibi. Kendisi de Batmanlıydı ve 1982 yaz sonunda kurye çalışmaları yürütürken Botan’da şehit düştü.
Şahin Kılavuz yoldaş komutasındaki grubun da yeterli bir kuryesi yoktu. Bir yere kadar kendilerine yol gösterenler vardı ve o temelde Botan’dan geçerek Behdinan’a, orada hazırlanan gerilla kamplarına ulaşacaklardı. Diğer yandan, grup iyi eğitilmiş ve hazırlanmış bir gruptu. Gerçekten de her bakımdan tecrübeli, güçlü, yetkin bir bileşime sahipti. Hem fiziki olarak, hem de eğitim bakımından güçlü bir gruptu. Dahası, Lübnan-Filistin sahasında iki-üç yıl boyunca yürüttüğümüz teorik çalışmalardan ortaya çıkardığımız materyallerin önemli bir bölümü bu arkadaşların yanındaydı. Biz yönetim olarak okuyup incelediğimiz, teorik çalışma yaptığımız birkaç sırt çantası kitabı bu gruba emanet etmiştik. Grup hem güç bakımından bunları götürebilecek nitelikteydi, hem de bu materyallere sahip çıkacak, koruyacak bilince, duyarlılığa, disipline sahipti. Bir yerde 81-82 yılında yaptığımız teorik çalışmalarda ortaya çıkardığımız materyallerin yayınlanmayan, ham kısımlarının önemli bir bölümü de bu biçimde bu grupla birlikte hedefe ulaşamamış oldu. Su da sele kapılıp gitti. Bu husus da o zamandan aklımızda kalan bir durumdur. Yoldaşların şahadetinin üzücülüğü gibi, tabi birçok yoldaşın emek harcayarak ortaya çıkardığı materyallerin bu biçimde kaybolması da üzüntüyü daha da ağırlaştıran bir husus olmuştu. 

Peki, Sayın Kalkan bu grubun akıbeti hakkında tam bilgi sahibi olabildiniz mi?
Yönetim olarak o dönemde grubun akıbetine ilişkin imkanlar dahilinde önemli bir soruşturma çalışması yürütmüştük. Bunun sonuçlarını basında yayınlayıp kamuoyuna duyurduk, halk bilsin, öğrensin istedik. Çünkü bu insanlar keyif için değil, kendileri için değil, halkın özgürlüğü ve demokratik yaşamı için çalışıyorlar, mücadele ediyorlar, Kürdistan’a giriyorlardı. Tamamen halkın evladıydılar. Halkın davasını güdüyorlardı. Dolayısıyla halkın kendileri için sularda boğulan, çatışmalarda kan döken evlatlarını tanıması, bilmesi gerekiyordu. Her şeyden önce, Mazlum Yoldaş’ın Diyarbakır Cezaevi’nden haykıran sesi vardı: “Cuntaya karşı koyduğumuz eylemler, gösterdiğimiz direniş, haykıran gür sesimiz mutlaka halka ulaştırılmalı” diyordu. Bu bütün şehitlerimizin bize bıraktığı vasiyetti ve yoldaşları olarak bizler de onların bu vasiyetinin gereğini yerinde, zamanında mutlaka gerçekleştirmeliydik.
Önemli ölçüde grubun hareket tarzı ve akıbetinin aydınlatılmış olduğunu söyleyebilirim. Fakat tam bir netliğe ulaştığımız da söylenemez. Ne kadar çaba harcadıysak da tam bir sonuç elde etmek mümkün olmadı. Özellikle gruptan kurtulan kişinin olması bizi daha çok bilgilendirdi. Çeşitli çevrelerden duyumlar aldık, soruşturduk, araştırdık, bilgiler topladık. Sonuçta ulaştığımız bilgiler şöyleydi: Olay Kasım ayı ortalarına doğru olmuştu. Tam tarihi şimdi bilemiyorum. Yine bu o dönemde yayınlanan belgelerde mevcut olmalı. Diğer yandan grup Suriye hattından Kuzey Kürdistan’a geçtikten sonra Botan’da birkaç gün yürüyüş yapmıştır ve ilerlemiştir. Kasım günlerinde bu yürüyüş oluyordu. Oldukça yağışlı bir dönemdi. Kış gittikçe kendi etkisini gösteriyordu. Tümüyle yağış altında bulutlu, yağmurlu bir havada yapılan yürüyüştür. Cudi eteklerinde gerçekleşen bu yürüyüş Hêzil çayına yaklaştığında bazı olaylarla karşılaşıyor. Oraya kadar kendilerine yol gösteren KDP kuryesi bir kişi var. KDP’nin gruplarını Irak’tan Suriye’ye geçirmekle görevli olan, bu temelde çalışan bir kişidir. Kendisi Güney Kürdistan’a gitmemektedir. Fakat grubu bir, iki gün yürütüyor ve daha sonra yol göstererek kendisi ayrılıyor. Bu kurye gruptan ayrılmadan önce, olayın yaşandığı gün akşam yağışlı havada yol almaya başladıklarında bir ışığa doğru gidiyorlar. Burasını muhtemelen bir köy olabilir diye düşünüyorlar, fakat ışığa yaklaştıklarında kendilerine ateş ediliyor. Burasının bir karakol olduğu anlaşılıyor. Bunun üzerine kuryelik yapan kişi biraz da panik yaratıyor. İşte ‘burada kalınırsa sabah çatışma olur, alanı tanımıyoruz’ diyor. Grubu orada kalmamaya, gitmeye teşvik ediyor. Diğer yandan, kendisi de gitmiyor. Yol gösteriyor, vadinin ağzına kadar grubu götürüyor, patikayı gösteriyor. Burdan gidip suyu geçerek çayın öbür yakasında Güney Kürdistan’a ulaşacaklarını söylüyor.
Geçilmesi öngörülen çay Hêzil çayıdır. Ben 1985 yılında bu alana gittim ve bizzat gezdim. Bu grubun geçtiği yol güzergahını inceledim. Acaba söylenenler ne kadar doğruya yakın, başka konular olabilir mi diye bizzat araştırmalarda da bulundum. Yani belirtilen hususlar gerçekleşebilir hususlardı. Kurye olan kişi böyle yol gösterdikten sonra kendisi dönüyor. Zaten Cudi eteklerinden bir köydendir, kendi köyüne gidiyor. Bu kişiyi daha sonra bulup durumu netleştirme imkanımız olmadı. Öyle bir sonucu elde edemedik. Fakat bu biçimde hareket edildiğini bize gruptan kurtulan Mustafa isimli kişi söyledi. Onun yol gösterimi temelinde patikadan vadiye iniliyor. İndikleri ve geçtikleri yer vadinin en geniş yeri oluyor, normalde yaz sonu ve güz sürecinden kış başına kadar ordan geçiş yapılabiliyor. Yani suyun yüksek olmadığı, selin kalkmadığı dönemlerde su vurulup geçilebiliyor. Birkaç kez ben de aynı yerden geçtim. Çok rahat geçilebilen, dize kadar suyun ancak çıkabildiği bir noktadır.

O zaman niye geçememişler?

Grubun geldiği zaman su böyle değil. Derin bir vadi, karanlık, bulutlu, yağışlı bir hava var. Arkadaşlar suyun kıyısına geliyorlar. Kurye önceden geçilebilir demiş, ama ne suyudur, nasıl geçilir bilmiyorlar. Gözükmüyor da. Sadece bir su sesidir duyuyorlar. Geçilir mi geçilmez mi diye tartışma yürütüyorlar. Başka şansları yok aslında. Geriyi tanımıyorlar, kurye geçmelerini söylemiş, ayrıca ondan önce bir küçük çatışma olmuş. Acaba geçmezsek, geriye çıkarsak durum daha mı olumsuzlaşır endişesi de var. Bütün bunların sonucunda suya vurup geçmeyi kararlaştırıyorlar. ‘Elele tutalım, kenetlenelim, birlikte vuralım, geçelim’ diyorlar. Sıkı sıkıya birbirlerine tutunuyorlar ve öncü gruplar suyun içerisine giriyorlar. Tabii biraz ilerleyince ilk giden grubu sert akan sel, alıp götürüyor. Kurtulan kişi kendisinin de geride olduğunu, ona rağmen sel içerisinde birkaç kez yuvarlandıktan sonra kenardaki ağaçlara tutunarak çıktığını söylüyordu. Diğer grubu o biçimde sel alıyor. Zaten günlerdir sürekli bir yağışlı durum var.
Böyle dönemlerde Hêzil gerçekten de çok deli akıyor, çok kabarıyor. Öyle bir sel olduğu anlaşılıyor. Grubu, sekiz arkadaşı, birbirine sıkı sıkıya tutunmalarına rağmen, su vurunca kopartıyor ve her birini alıyor sürüklüyor. Karanlıktır, kimse kimseyi görmüyor. Daha sonra Güney Kürdistan’da ovalık alandaki köylerin civarında arkadaşların cenazelerinin köylüler tarafından çıkartılıp defnedildiği bilgilerini aldık. Tabi bunlar uzaktan duyum oldu. Bu konuda somut bir bilgiye ulaşamadık. Halen de soruşturuyoruz. Hem bu grubun, hem yine Habur kıyısında şehit düşen Ozan Sefkan ve sekiz arkadaşın cenazelerini de araştırıyoruz. Köylülere ulaştıklarımız sadece sınırlı bilgi veriyor, yer göstermiyorlar. KDP de bu konuda henüz bize yardımcı olur durumda değildir. O bakımdan cenazelerine henüz ulaşabilmiş değiliz. Araştırmalarımız sürüyor. Fakat cenazelerinin köylüler tarafından çıkartıldığını bilgi olarak daha o zamandan, 1983-84 yıllarında duyduk. O dönemde söz konusu köyler Saddam Hüseyin yönetiminin denetimi altındaydılar. Olayın gerçekleşmesi böyledir.

Peki olayın komplo olma ihtimali olabilir mi?

Biz daha olay olduktan hemen sonra bu endişeye kapıldık. Araştırmalarımızı daha çok bu husus üzerinde yoğunlaştırdık. Bu konuyu da tam netleştiremedik. İşte aslında netliğe ulaşamadığımız bir husus olayın komplo olup olmadığı konusu, diğeri ise cenazelere ulaşabilme durumuydu. Komplo olma ihtimali vardır. Şu konulardan endişe duyduk: Acaba bu ateş etme, çatışma durumu neydi? Söz konusu kuryelik yapan kişi bilinçli olarak karakola yaklaştırıp böyle bir çatışma durumu mu yarattı? Diğer yandan, o kadar yağışlı olmasına rağmen, alanı bilen bir kişi olarak neden selin olabileceğini düşünmeyip arkadaşları ‘geçebilirsiniz’ diye çaya gönderdi, yöneltti? Yine kendisi niye gitmedi? Belki ‘gitmeyecekti’ denebilir, öyle anlaşılmış da olabilir. Çünkü o zamanlar böyle kuryesiz gruplar bütün yol boyunca da gidebiliyorlardı. Yarıya kadar da kuryelerle gidip geri kalan kısmı kuryesiz de gidebiliyorlardı. İmkanlar yoktu, yol bilinmiyordu, arazi tanınmıyordu. Biz yabancıydık. Kuryelerimiz yoktu. Ama bütün bunlara rağmen iş yapmak, çalışmak durumundaydık. Bu bakımdan mevcut kuryelik yapan kişinin komplo yapmış olma ihtimali de vardı. Bunu araştırdık, netleştiremedik. Böyle bir ihtimalin ucu açıktır. Böyle bir komplo sonucu suya yöneltilerek sele kapılıp şehit düşmüş olabilirler. Fakat tümüyle komplo da olmayabilir.
Mutlak surette, kesinleşmiş bir husus değil komplo. Bu konuda da kesin bir hükme varmamak gerekiyor. Ama komplo olma ihtimalini de şimdiye kadar biz hep gündemde tuttuk. Yoksa olayın nasıl olduğu, arkadaşlarımızın nasıl şehit düştüğü bilinen bir husustur. Bu konuda herhangi bir netsizlik, bilinmezlik durumu kesinlikle sözkonusu değildir. Hêzil çayında sele kapılarak şehit düşmüşlerdir. Cenazelerinin güney Kürdistan’da, Hêzil suyunun Habur’la birleştiği o köylerde olması gerekiyor. Araştırıyoruz, bulacağımızı da umut ediyoruz. DEVAM EDECEK

EVÎN AKSOY