KDP ve Türk devletine bağlı çeteler 3 Mart sabahı Şengal’in Xanesor beldesine saldırdılar. Bu saldırılar bize DAİŞ’in 3 Ağustos 2014 Şengal saldırılarını hatırlattı. Kahpe ölüm bir kez daha uğursuz ellerde “ben burdayım” diyerek Êzîdî Kürtlerin vakitsiz misafiri oluverdi. 

3 Mart’ta gerçekleşen faşist işgalci Türk devletinin selameti uğruna, ihanetin KDP eliyle Kürdün tarihine yazıldığı bir gündür. 3 Ağustos 2014 fermanının yanına artık 3 Mart ihaneti de eklenmiştir ve tarih her yıl dönümünde bunu yeniden yeniden hatırlatacaktır. Çünkü, tarihini Kürdün kanıyla yazmış Türk devleti, bir kez daha Kürt kanıyla sarhoş olup kendinden geçerken, mezesini altın tepside sunan ise yine KDP ihanetçiliği olmuştur. 

Peki bu trajediyi neden böyle bir dönemde Êzîdî Kürtlerine reva görüyorlar?

İşin, vicdan yaralayan yönü elbette ki görülmeli ve unutulmamalıdır. Unutulmamalı ki, Kürtler bir daha asla kendi topraklarında ihanete yer vermesinler. Ancak bu savaşın daha büyük trajedilere yol açmaması için kurulan tezgahı görerek, karşısında durmak da en önemlisi olmaktadır. 

Olay, 2 Mart’ta KDP’nin sözde Rojava peşmergelerini her türlü ağır silahlar eşliğinde Xanesor sınırına yerleştirmesiyle başladı. KDP’ye bağlı bu çete grubunun içinde Türk askerinin ve kendisine bağlı bir güruhun da olduğu da artık sır değil. Bu çeteler YBŞ-YJŞ’nin denetimindeki Xanesor’a girmek isteyince engelle karşılaştılar. Buna izin verilmeyince her taraftan bir anda binlerce silahtan çıkan kurşunlar yağmur gibi beldenin üzerine yağdı. 

İşte KDP’nin “biz Êzîdî halkını savunuyoruz” safsatasının arkasındaki gerçek budur. 

Peki KDP ve Türk devletinin planı ne?

Hatırlayalım, DAİŞ 2014’te Musul ve Tel Afar’ı aldıktan sonra Şengal’e yönelmişti. Çünkü Şengal, o dönemler Irak-Suriye toprakları üzerinde İslam devleti kuracağını söyleyen DAİŞ açısından iki yakanın birleştirilmesi anlamına geliyordu. Şengal düşmedikçe Suriye-Irak arasında istedikleri gibi sevkiyat yapmak ve toprak bütünlüğünden söz etmek mümkün değildi. Yani Şengal, DAİŞ’in Irak’tan Suriye’ye (Rojava’ya) saldırı kapısıydı. 

Bugün KDP-Erdoğan açısından da Şengal aynı anlama sahiptir. 

Türk devleti Minbic üzerinden saldırırken burada yaşayacağı olası zorlanma durumunda yeni bir saldırı hattı oluşturmaya ihtiyaç duyuyor. Zira uzun süredir KDP’nin Rojava peşmergelerini Cerablus üzerinden Bab ve Minbic’e götüreceği konuşuluyordu. Bunun gerçekleşebilmesi için YPG-YPJ’yi birçok cephede savaşa mecbur ederek güçten düşürmeyi hedefliyor. Bu plana en uygun yer ise Şengal olarak öngörülüyor. 

Plana göre; Şengal YBŞ-YJŞ ve HPG güçlerinden alınacak. Bu şekilde Rojava-Şengal hattı tümüyle kapatılacak ve HPG ile YBŞ-YJŞ güçleri kuşatılarak tasfiye edilecek. Savunmasız kalan halk KDP’ye teslim olacak. Bu durumda Türk askeri ve KDP güçleri Şengal üzerinden istedikleri gibi Şengal’en Rabia’ya geçerek Rojava’ya saldırabilecekler. İki cephede Türk devleti ve KDP ile savaşan YPG-YPJ’nin de direniş gücü bu şekilde kırılacak. Dolayısıyla giderek Fırat’ın batısından tümüyle çıkarılan Rojava savunma güçleri sıkıştırılarak tasfiye edilecek. Cerablus’tan hem derinlemesine hem de enlemesine sınır hattı Türk devletinin eline geçerken, Qamişlo-Hasekê hattı da KDP’ye bağlı ENKS gibi kontra güçlerin denetimine geçirilecek. 

Kurulan plan bu. Ancak çoğu zaman evdeki hesap çarşıya uymaz. Velev ki, Erdoğan-Barzani Ankara’da başbaşa verip iki yol arkadaşı olarak bu planı çizdiler. Ama sahada işlerin böyle yürümesi oldukça zor. Zira HPG-YBŞ güçlerinin öyle kolay geçileceği düşünülemez. 

Fakat belli ki, KDP ve Türk devleti bu planı bir “Şok doktrini” ile hayata geçirmeyi planlıyorlar. Olası saldırıların ters tepmesine izin vermemek için şimdilik durdurulan Şengal saldırılarına Maxmur, Rojava, Medya Savunma Alanlarını da içine katarak bir anda yoğun bir saldırı başlatabilirler. Bu şekilde her yerden vuracakları darbelerle karşılarındaki direnişi kırarak halkın olası tepkilerini de ortadan kaldırmayı hedefleyebilirler. Çünkü Şengal saldırılarından önce medya savunma alanlarına yoğunlaşan hava saldırıları, Maxmur sınırına güç yığma ve yapılan hazırlıklar biraz bunu gösteriyor. 

Sonuç olarak, bu saldırılar her ne şekilde gelişirse gelişsin kırılmaya mahkumdur. Çünkü ne Kürdistan’da ne de dünyada PKK ve Rojava güçlerine karşı oluşan ilgi ve desteği kıramayacaklardır. 3 Ağustos ve 3 Mart saldırıları artık hafızalara kazınmıştır. Bununla hafızalara kazınan KDP’nin Êzîdî Kürtleri ihanetle ölüme mahkum etmesidir. Bunun unutulması mümkün değildir. Dolayısıyla saldırı her ne şekilde gelişirse gelişsin en başta da KDP’nin bitişini getirecektir. 3 Ağustos nasıl ki KDP’nin ihanet gerçeğini tüm çıplaklığıyla görünür kılmışsa, 3 Mart ihaneti de sonunu getirecektir. Zira KDP, birincisinde Şengal’i DAİŞ faşizmine terk ederek, ikincisinde de işgalci Türk devletiyle el ele verip katliamı kendisi gerçekleştirmeye kalkışarak kendi ölümünü kendisi gerçekleştirmiştir.