İnsanda düşünselliğin başlamasından bu yana ihanet, en lanetli bir biçimde vicdanlarda, inançlarda ve yaklaşımlarda mahkûm edilmiştir. Dünyanın her toplumunda geçerli tek bir ortak kural vardır, o da; kendi özüne yapılan saldırının ihanet olarak kabul edilmesi ve en güçlü yaptırımlarla cezalandırılmasıdır. O halde Kürt toplumunda yaşanan nasıl bir gerçekliktir ki; hainliğin günlük bir şekilde kanıksanır hale gelmesi şöyle dursun, bu kahredici düşkünlüğe rağmen yaprak bile kıpırdamıyor? Hatta tam tersi doğrultuda, hainlik statüsü içindeki bireyler, babayiğitlik yapmış gibi meydanlarda aynen bugünkü gibi at koşturmaktan geri durmuyorlar. 

Harpagos, Astiyages’e ihanet edip, Med Krallığı’nı altın tepside Perslere sunduğunda, o kadar soğukkanlıdır ki, tüyleri bile ürpermiyor. Hatta dediğimiz gibi tersine, Astiyages’e karşı sanki büyük bir marifet yapmışçasına ona; “Bak dün kraldın, bugün kölesin” diyebiliyor. Daha yakın tarihte ise onlarca yıl T.C devletinin kurumlarında siyaset yapan ya da siyaset yaptığını düşünen bazı kişiliklerin nasıl birden bire Kürt kesildiklerini hepimiz görebiliyoruz. Hatta bunun da ötesinde dağların doruklarında canları pahasına mücadele eden Kürt halkının evlatlarına; çok rahat kızarmadan, bozarmadan saldırabiliyorlar. 

Tarihin derinliklerinden akıp gelen mücadele kültürü ya da savaş kültürü, güncelliği de yoğun bir şekilde etkiliyor. Halkların kültürü, onların savaş ya da mücadele kültürlerini birebir etkiliyor. Başkan Apo: “Toplumların da organik varlıklar gibi gen yapılanmaları vardır” derken, kastettiği bu gerçekliktir. Atadan kalma mücadele, savunma ya da kavga kültürü bugün de Kürt’ün savaş kültüründe görülüyor. Yanı başımızda yıllardır süren KDP’ciliği, tarihin en geri safhalarında görmemek mümkün mü? Dışarıdan gelen bir saldırı gücüne yamanmak için ya da komşusunun arazisine-merasına konmak isteyen aşiretler misali, işgalcinin yanına geçerek, ona yol-yöntem göstererek, kendi halkına, kanına ve kapı komşusuna, düşmanıyla birlikte saldırmak ne kadar da benziyor bugüne! Yine düşmanın yanına geçerek silahlı koruculuk yapan onlarca aşiretten söz etmeden de geçemiyor insan. Bu durum hiçte yabancı gelmiyor belleklere. Günlük olarak Kürt formu içinde basit çıkarlar uğruna yapılan kavgalardan ise hiç söz etmiyoruz bile. Bugünü anlamak için tarihin derslerle dolu sayfalarına inmek, Kürdistan tarihinin baş aşağı gidişine müdahale etmek ve yine bu tarihi, tekrar rayına oturtmak açısından önemlidir. Başkan Apo, bireyin kendini tanıma ve çözme yöntemlerine ulaşmasına büyük önem veriyor. Bireyde açığa çıkan potansiyel, eğer doğru ve tutarlı temelde kullanılırsa, tüm bir toplumu etkileyebilecek güce sahiptir. “Hiçbir zaman özgürlük ideolojileri ve projeleri bir anda toplumsal yapının beyninde yeşermez. Önce bireyde başlar, sonra toplumda anlam kazanır” diyor. “Kendini bilme, tüm bilmelerin temelidir, kendini bilmeden edinilecek tüm diğer bilmeler bir saplantı olmaktan öteye gitmeyecektir.” Bu ilkenin Kürt toplumunda, PKK’nin çıkışına kadar anlam bulduğu söylenemez. Kendi rengini taşıyan ve tarihte oynadığı role uygun bir ideolojik örgüyü geliştirememenin payı bunda büyüktür. Yerel oluşumları -aşiretleri- üst bir oluşumda toparlamamak, bu durumun en büyük etkenlerindendir. Yerelde çakılıp kalındığı için ya da dünya kendi yereliyle sınırlı görüldüğü için genele karşı sorumluluk duygusu güdük kalmıştır. Bir başka deyişle, genel halk kültürüyle buluşma zayıf kalmıştır. Bu sonuç, Kürt toplumunun mücadeleye yaklaşımını da çok çarpıcı bir biçimde etkilemiştir. Şu husus anlaşılmak durumundadır: Kürt’te sonradan görme paşa misali, paşa olduktan hemen sonra ilk olarak babasının kellesini uçurması gibi, böyle bir tip Kürt bireyinde, tarihte de çokça görüldüğü gibi iktidarı ele geçirdiği an, gözü dönmüş kurt misali hemen saldırganlaşacaktır. Peki, bu tip nasıl oluyor da çok korkunç bir şekilde kendi karşıtına, dönüşüyor? “Bilinir halklar tarihlerinde kendilerini ifade edecek önemli tarihi süreçleri gururla anarlar. Halkların kahramanlık çağlarında atalarınca gösterilen yiğitlikler unutulmaz. Aksine birer efsane olarak her yıl belli günlerde ya da etkinliklerde anılırlar. Bu tür kişiliklerin isimlerinin toplumda en çok rastlanılan isim olmaları tesadüfü değildir. Halk kendisini bugüne taşımış, tarihe damgasını vurmuş eylem ya da eylemcilere şükranını bu şekilde bildirir. Gençlik bu hikâyelerle büyütülür. Şekillenme bu mitlerle at başı gider. Ancak Kürtlerde başka bir efsane de vardır. O da Kürt’ün başkasının iyi bir askeri olduğu gerçeği.” Biz bunu birçok kahraman hikâyelerinden biliriz. En barizi Rüstem’i Zal’dır. Yine İslam’ın Kılıcı olan birçok Kürt komutanını da sayabiliriz. Sonuç itibariyle Kürt’ün başkasının iyi bir askeri olduğu gerçeğiyle de, bir Kürt şekillenmesi belleklere yerleşmiştir. Bunu Kürtlerin ortak ruhunu şekillendiren öykülerde bulmak zor değildir. Ve sanki bu normal bir durummuş gibi kanıksanır hale gelmiştir. Bulunulan yerlerde birilerinin en önde kılıcı olmak, alışkanlık yaratan bir motif olarak zihinlere kazınmıştır. Örneğin, Fars ordusu içerisinde kralın özel muhafız gücü olan “Ölümsüzler” birliğinin içinde yer almak ile uyutulup gelmenin, Kürt halkından çok şey alıp götürdüğü açıktır. Osmanlılarda vurucu güç olmak da çok şey götürdü. En son T.C ordusunda iyi bir nişancı olarak, hep önde yer almanın da çok şey götürdüğü açıktır. Bu bir ‘kader’ olarak kabul edildi ve günümüze kadar süregeldi. Bu durum, öyle görülüyor ki, yeterince sorgulanmadı, sorgulanamadı. İşbirlikçi karakter, belki de buna çok izin vermedi. El vermemek bir nevi kader olarak da değerlendirmelere götürebilir. Kanıksanır hale gelmek, kader olarak kabul edip ona teslim olmaktan başka bir anlamı ifade etmediği de ayrıca bir acı gerçektir. Halbuki olup biteni sorgulamak, var olan negatif durumu aşmak için vazgeçilmez bir yoldur. Büyük bir eylemdir. 3 Ağustos günü Êzîdî insanlarımıza yaşatılanları, Êzîdî halkımıza bu büyük acıları yaşatanları sorgulamak, sorgulatmak gerçekten de büyük bir eylemdir. Kürdistan tarihinde öncelikli olarak Êzîdîlere ancak genel anlamda da Kürtlere yapılan onca ihanet ve hakaretin hesabı bu ihanet ve hakareti gerçekleştirenlerden sorulmadığı için, bu ihanet ve hakaretler 21. yüzyıla kadar gelebildi. 

Bilelim ki; “Kürt etnisitesi ne kadar özgürse aristokrasisi o kadar silik ve işbirlikçidir.” 

Evet, bu kez çubuğu tersten bükme temelinde 3 Ağustos günü Êzîdî halkımıza yaşatılanların hesabını büyük sorarak, Kürdistan tarihinde olup bitenleri bir kez de olsun, doğru temelde rotaya çekme umudunu dile getirirken, 3 Ağustos günü canını yitirenleri saygı ve minnetle anıyorum.