NAZIM DAŞTAN/MA/HALEP

Şêx Meqsûdlu Leyla Murad, çetelerin saldırısına YPG’li eşi ve oğlu ile birlikte aynı cephede karşılık verdi. Oğlu Cudî, Efrin’e yönelik saldırılarda şehadete ulaştı. Ardından çocukları Baharin ve Reşid, YPG’ye katıldı. Murad ise hala Asayiş çalışmalarında.

Suriye iç savaşında hem rejim hem de çetelere karşı demokratik ulus perspektifiyle direnen ve ortak yaşamı kuran Halep’in Şêx Meqsûd Mahallesi’nde halk hem günlük işlerini yapıyor hem de savaşarak direniyor. Bunlardan biri de 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Leyla Murad. Daha çocukken ailesiyle birlikte Efrîn'in Bilbilê ilçesinden Halep'in Şêx Meqsûd Mahallesi’ne yerleşmiş. Murad'ın 3 kardeşi PKK saflarına katılınca, ailesi onu erken yaşta evlendirmiş. Şêx Meqsûd direnişinin en kritik dönemlerinde eşi ve oğlu Cudi ile aynı cephede çetelere karşı direnmiş. Murad'ın en büyük oğlu Cudi, Efrîn’e yönelik saldırı sırasında şehit düşmüş. Oğlu Cudi'nin şehadetinden sonra çocukları Baharin (18) ve Reşid de (18) YPG saflarına katılmış.

Gulê Selmo’nun vurulmasıyla

Daha 10 yaşındayken Öcalan’ı Şêx Meqsûd’da halka hitap ettiği bir toplantıda gördüğünü söyleyen Leyla Murad, "10 yaşlarındaydım. Fakat o konuşurken, kimse onun Öcalan olduğunu bilmiyordu. Konuşmasını bitirip mahalleden uzaklaştıktan sonra onun Öcalan olduğu söylendi bize" dedi.

Şêx Meqsûd’daki direnişin temelinin Öcalan’ın toplantılarında atıldığını söyleyen ve mahallenin direniş sembolü haline gelen Gulê Selmo’nun vurulmasıyla birlikte halkın rejime karşı ayaklanmaya başladığını vurgulayan Murad, "Gulê Selmo'nun katledilmesi burada bir kıvılcım oldu. O öncülük etti. Şêx Meqsûd'a hem çetelerin hem de rejimin saldırıları artınca halkın büyük bir bölümü dışarı çıkmak zorunda kaldı. O dönem yüzlerce aile kalmıştı" dedi.

İlk kadın taburunun kurulması

Eşinin savaşın başladığı 2011’de YPG'ye katıldığını ifade eden Murad, ilkin küçük ve ferdi silahların olduğunu, kimilerinde silah bile bulunmadığını hatırlattı. Çok ağır saldırılara karşı büyük direnişin örüldüğünü belirten Murad, ilk zamanlar cephelerde savaşçılara yemek pişirdiğini kaydetti. Saldırıların yoğunlaşması üzerine Şêx Meqsûd’da yaşayan kadınların da bir karar aldığını dile getiren Murad, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Şêx Meqsûdlu kadınlar olarak cephelerde savaşmaya karar verdik. Bu kapsamda kendimizi savunmak için eğitimler aldık. Bu kirli saldırılar karşısında kadınlar da kendilerini savunabilmeliydi. Ardından Şêx Meqsûdlu kadınlar olarak ilk kadın taburunu kurduk. 60 kişiden oluşan tabura Gulê Selmo ismini verdik. Bununla mahallede sadece erkekler ve gençler değil kadınlar da direniyor, kendini savunuyor dedik."

Eşi ve oğlu bilmiyordu

35 çetenin 2015’te birlikte mahalleye saldırdığını ve mahallede seferberlik ilan edildiğini söyleyen Murad, seferberlik kapsamında kadınlardan oluşturulan taburdan da 15 kişilik bir grubun cepheye gittiğini, bu kadınlardan birinin de kendisi olduğunu kaydetti. Çatışmalar başladığında oğlu Cudi ve eşinin Şêx Meqsûd'un Şiqeîf bölgesinde direndiğini aktaran Murad, şunları dile getirdi: "İlk başlarda kimse savaşmamı kabul etmiyordu. Fakat ben dayatarak, cepheye gittim. Cepheye gitmeye karar verdiğimde oğlum Reşit o zamanlar 14 yaşına girmişti. Silahımı ve çantamı aldığımda o evin caddesinde bekliyordu. 'Anne nereye gideceksin' dedi. 'Savaşmaya gideceğim. Abin ve babanın yanında olmam gerekiyor. Eğer ölürsem babanın yanına git onunla birlikte diren' dedim. Onu cadde ortasında bırakarak yola koyuldum. Sadece dönüp bakabildim."

Bir tarafından eşi, diğerinde oğlu

Oğlu ve eşi ile aynı cepheye giden Murad, onlarla birlikte çetelere karşı direndiğini belirterek, "Onlarla aynı cepheye gitmiştim. Sağımda oğlum Cudi, solumda ise eşim vardı. Birlikte direniyorduk. Fakat onların benden haberi yoktu. Her iki taraftan da güç alarak savaşıyordum. Bunu arkadaşlara da söylüyordum. 10 gün sonra eşim bulunduğumuz noktaya geldi. Orada birbirimizi gördük. Sadece Reşid'in durumunu sordu. Orada bulunmama saygı gösterdi. Birbirimize heval diye hitap ettik" şeklinde konuştu

Ayağından yaralanıyor

Direnişin başlarında sağ ayağından kanas mermisi ile yaralandığını, yarasını arkadaşlarından gizlediğini ifade eden Murad, şöyle devam etti: "Eğer öğrenselerdi beni cepheden çıkaracaklardı. Savaşın 5'inci gününde yaralanmıştım. Kaç gün aradan sonra bir yolunu bulup, sağlık ekibinin bulunduğu yere gittim. Sağlıkçı olan bir kadın arkadaştan yardım istedim, birlikte yaramı diktik. Diğerleri öğrenene kadar ben tekrar cepheye ulaşmıştım."

Direnişten sonra

Murad, 40 gün boyunca ambargo altında oğlu ve eşi ile birlikte çetelere karşı direnerek başardıkları direnişi şöyle anlattı: "Direniş zafere ulaşınca, arkadaşlar ilk önce benim eve dönmemi istedi. Ben gitmeden Cudi eve gitmişti. Onun cephede olduğumdan haberi olmadı o güne kadar. Eve geldiğinde beni bulamayınca komşulara soruyor. Komşular da 'seninle aynı yerde savaşıyordu' diyorlar. Tekrar cepheye geldi, orada görüştük. 'Anne sen buraya nasıl geldin. Ben ve babam buradaydık. Sen gelmemeliydin, Reşid'i yalnız bırakmamalıydın. Ama aynı zamanda da seninle burada olduğumuz için büyük bir onur oldu. Başım dik, artık arkadaşların arasına daha güçlü bir şekilde döneceğim. İşte; 'Cudi, annesi ve babası ile birlikte savaşa girdi, direndi diyecekler' dedi. Eve birlikte döndük. Daha sonra ben de onunla duygularımı ve hikayemi paylaştım."

Cudi Efrîn’de şehit düştü

Saldırılar kırılıp, güvenliği sağlamlaştırdıktan sonra toplumsal alanda örgütleme çalışmaları yürütmeye başladığını söyleyen Murad, daha sonra Asayiş alanın da çalışma yürüttüğünü belirtti. Asayiş’te devam eden Murad, büyük oğlu Cudi’nin şehadetini şöyle aktardı: "Efrîn'e saldırılar başlayınca Cudi o zaman Şehba'daydı. Gitmeden önce beni aradı. 'Anne ben Efrîn'e gidiyorum' dedi. Çok zorlandım, bir şey demek istedim ama yapamadım. Ağlayışlar içinde 'yolun açık olsun' dedim. Efrîn direnişine katıldı. Bir çok cephede bulundu. Direnişin 29'uncu gününde şehit düştü. Cudi'den sonra Baharin ve Reşid de YPG saflarına katıldılar. Babaları ise halen YPG içindeki çalışmalarına devam ediyor."